Nizamettin MELİKOĞLU

Nizamettin MELİKOĞLU

Kur’an’da Kainatın Yaratılış Süreci ile Mecmu’da Bir Hüküm Bulunur Kaidesi (2)

Bir önceki yazımızda Kur’an’ın, kainatın ve insanın yaratılış süreçlerini veya peygamber kıssalarını anlatırken, bir tarih kitabı sisteminde veya kronolojik olarak anlatmadığından söz etmiştik. Sonra bu sürecin aşamalarının konunun makamına göre aktarıldığını, bunu aktarmadaki birinci maksadın da Allah c.c. nun bu aşama ile alakalı olarak tecelli eden isim ve sıfatlarının azamet ve kudsiyetlerini izhar olduğunu izah etmeye gayret etmiştik.

Onun için Kur’an’ın öncelik verdiği meseleler/makasıd-ı asliye yani tevhid, nübüvvet, haşir, ubudiyet ve adalet konularının anlaşılması için okunduğunda, takılmadan insanın ilerlemesi mümkündür. Ancak Kur’an, tali meselelerin anlaşılması nokta-i nazarından okunduğunda, bazı meseleler ilk etapta insana karmaşık gelebilir. Buradaki işkali/karmaşıklığı ortadan kaldıracak prensip, Kur’an’ın bu konu hakkındaki ayetlerinin bütünlüklü bir bakış açısıyla okunmasıdır. O konuyla alakalı bütün ayetler yanyana geldiğinde, yani mecmuunda konuyla alakalı bir hüküm çıkarılabilir, ancak bu ayetlerin her bir ferdinde bu hükmün çıkarılması mümkün değildir.[1]

Konuyu daha da iyi anlamak için, Kur’an’da yerin ve göklerin yaratılış sürecine bakmamız faydalı olacaktır. Yani Kur’an’da yerin ve göklerin yaratılış süreçlerini, biraz da bugünün diliyle anlayabilmemiz için,

1. Konuya fragmenter değil, konuyla alakalı bütün ayetlere bakmamız gerekiyor.

2. Konu hakkındaki ayetlere, makasıd-ı asliye objektifiyle değil, makasıd-ı taliye objektifiyle bakmamız gerekmektedir;

اَوَلَمْ يَرَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنَّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ كَانَتَا رَتْقاً فَفَتَقْنَاهُمَاۜ وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَٓاءِ كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّۜ اَفَلَا يُؤْمِنُونَ

‘İnkâr edenler, göklerle yer bitişik bir halde iken bizim, onları birbirinden kopardığımızı ve her canlı şeyi sudan yarattığımızı görüp düşünmediler mi? Yine de inanmazlar mı?’(Enbiya, 21/30)

ثُمَّ اسْتَوٰٓى اِلَى السَّمَٓاءِ وَهِيَ دُخَانٌ فَقَالَ لَهَا وَلِلْاَرْضِ ائْتِيَا طَوْعاً اَوْ كَرْهاًۜ قَالَـتَٓا اَتَيْنَا طَٓائِع۪ينَ

Sonra duman halinde olan göğe yöneldi, ona ve yerküreye: İsteyerek veya istemeyerek, gelin! dedi. İkisi de «İsteyerek geldik» dediler.’ (Fussilet, 41/11)

يَوْمَ نَطْوِي السَّمَٓاءَ كَطَيِّ السِّجِلِّ لِلْكُتُبِۜ كَمَا بَدَأْنَٓا اَوَّلَ خَلْقٍ نُع۪يدُهُۜ وَعْداً عَلَيْنَاۜ اِنَّا كُنَّا فَاعِل۪ينَ

(Düşün o) günü ki, yazılı kâğıtların tomarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. Tıpkı ilk yaratmaya başladığımız gibi onu tekrar o hale getiririz. (Bu,) üzerimize aldığımız bir vaad oldu. Biz, (vâdettiğimizi) yaparız.’ (Enbiya, 21/104)

Bu ayetler kainatın yaratılış sürecinin bidayeti ile müntehasını veya modern bilimin diliyle Singularity/Bigbang’dan Big Crunh’a kadar ki süreçleri anlattıkları halde, farklı yerlerde zikrolunmuşlardır. Dolayısıyla لِلْكُلِّ حُكْمٌ لَيْسَ لِكُلٍ ‘Bütünde bulunan hüküm, o bütünün hiç bir ferdinde tek başına yoktur.’ düsturuyla bu ayetlerin okunup incelenmesi gerekir.

Modern bilim de bugün ayetlerin sarih bir şekilde işaret ettiği gibi, kainatın Singularity aşamasında büyük bir patlama neticesinde (Big Bang) ortaya çıkan muazzam bir enerji ve ısı ve gaz ile yaratılmıştır. Daha sonra ortaya çıkan gaz ve toz bulutundan/ دُخَانٌ yıldızlar ve gezegenler yaratılmıştır. Sonra yerin ve göğün yaşama elverişli hale gelmesi süreci yaşanmıştır. Son aşamada da okunup anlaşılmak üzere açılan bu kainat kitabı/kitapları -ilk aşamada büyük patlamanın etkisiyle ortaya çıkan sıcaklık ve enerjinin etkisiyle genişleyen, bu ısı ve enerjinin düşmesiyle eski haline (Singularity) doğru- dürülüp sicil ve arşivlerine, كَمَا بَدَأْنَٓا اَوَّلَ خَلْقٍ نُع۪يدُهُۜ ‘Tıpkı ilk yaratmaya başladığımız gibi onu tekrar o hale getiririz.’ asansörüyle geri döndürüleceklerdir.

Kainatın yaratılış müddeti konusu da Kur’anda yukarıdaki örnekte olduğu gibi, bütünlüklü değil de fragmenter bir şekilde incelendiğinde biribirlerine çelişkili vaziyette anlışabilir. Onun için bu konudaki ayetlerin de bütünlüklü bir şekilde ele alınması gerekmektedir;

قُلْ اَئِنَّكُمْ لَتَكْفُرُونَ بِالَّذ۪ي خَلَقَ الْاَرْضَ ف۪ي يَوْمَيْنِ وَتَجْعَلُونَ لَـهُٓ اَنْدَاداًۜ ذٰلِكَ رَبُّ الْعَالَم۪ينَۚ

وَجَعَلَ ف۪يهَا رَوَاسِيَ مِنْ فَوْقِهَا وَبَارَكَ ف۪يهَا وَقَدَّرَ ف۪يهَٓا اَقْوَاتَهَا ف۪ٓي اَرْبَعَةِ اَيَّامٍۜ سَوَٓاءً لِلسَّٓائِل۪ينَ

ثُمَّ اسْتَوٰٓى اِلَى السَّمَٓاءِ وَهِيَ دُخَانٌ فَقَالَ لَهَا وَلِلْاَرْضِ ائْتِيَا طَوْعاً اَوْ كَرْهاًۜ قَالَـتَٓا اَتَيْنَا طَٓائِع۪ينَ

فَقَضٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ ف۪ي يَوْمَيْنِ وَاَوْحٰى ف۪ي كُلِّ سَمَٓاءٍ اَمْرَهَاۜ وَزَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِمَصَاب۪يحَۗ وَحِفْظاًۜ ذٰلِكَ تَقْد۪يرُ الْعَز۪يزِ الْعَل۪يمِ

‘De ki: Gerçekten siz, yeri iki günde yaratanı inkâr edip O'na ortaklar mı koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir.’ ‘O, dört gün içinde (dört evrede), yeryüzünde yükselen sabit dağlar yarattı, orada bolluk ve bereket meydana getirdi ve orada rızık arayanların ihtiyaçlarına uygun olarak rızıklar takdir etti.’ Sonra duman halinde olan göğe yöneldi, ona ve yerküreye: İsteyerek veya istemeyerek, gelin! dedi. İkisi de «İsteyerek geldik» dediler.’ Böylece onları, iki günde yedi gök olarak yarattı ve her göğe görevini vahyetti. Ve biz, yakın semâyı kandillerle donattık, bozulmaktan da koruduk. İşte bu, azîz, alîm Allah'ın takdiridir.’ (Fussilet, 41, 9-12)

Bu ayetlerde, Allah c.c. yaratılışın aşamaları/evreleri ve bu aşamaların müddetlerinden bahsetmektedir. Burada ayetlerin zahirine bakılsa, (9. ayette خَلَقَ الْاَرْضَ ف۪ي يَوْمَيْنِ, 10. ayette وَقَدَّرَ ف۪يهَٓا اَقْوَاتَهَا ف۪ٓي اَرْبَعَةِ , 12. ayette de فَقَضٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ ف۪ي يَوْمَيْنِ ) yaratılış sürecinin toplamı sekiz gün eder. Ancak, A’raf; 54, Yunus; 3, Hud; 7, Furkan; 59 ve Hadid suresinin 4. ayetlerinde ise, yaratılış sürecin bütününün 6 gün olduğundan bahs edilmektedir.

Bu zahiri çelişkiyi ise müfessir Kurtubî şu şekilde çözmüştür; Onuncu ayette zikredilen dağların yaratılması ve yerkürenin rızık verecek bir aşamaya dört günde gelme süreci, bir önceki ayette (Fussilet, 41-9) zikredilen yerin yaratılma sürecinin devamı ve tetimmesidir. Kurtubî, bu ifade tarzının Arapçada mevcut olduğunu belirterek konuyu bir örnekle vuzuha kavuşturmuştur; ‘Biri خرجت من البصرة الي بغداد في عشرة ايام والي الكوفة في خمسة عشر يوما ‘Ben Basra’dan Bağdat’a on günde, Kufe’ye ise 15 günde vardım.’dediği zaman, Bağdat’tan Kufe’ye kadar geçen sürenin Basra’dan Bağdat’a kadar geçen süreye eklenmesi gerektiğini belirtmiştir.’[2] Dolayısıyla toplam süre on artı onbeş değil, on artı beş’tir. O halde ayetlerdeki hükümlerin mecmuuna bakılıp değerlendirme yapılması gerekmektedir.

Netice olarak Fussilet suresinin dokuz ve onuncu ayetlerindeki yerin yaratılma süreci olan dört gün, 12. ayetteki göklerin yaratılma süreci olan iki güne eklendiğinde altı gün oluyor ki bu çelişki ortadan kalkmış oluyor.

Bugünkü bilimin de tasdik ettiği bütün bu jeolojik ve kozmolojik bilgileri, 1450 yıl öncesinden aktaran Muhammedü’l-Emin, bu bilgileri bizlere nasıl aktarabildi veya bilimin son yüzyıl veya elli yılda ancak ulaşabildiği bu bilgilere, vahiy yoluyla olmazsa bizlere nasıl aktarabilirdi?

اللَّهُمَّ انْفَعْنا بِمَا عَلَّمْتَنِا، وَعَلِّمْنِا مَا يَنْفَعُنِا، وَزِدْنِا عِلْمًا

امين والحمدلله رب العالمين

[1] Said Nursi, İşârâtü’l-İ’câz, s. 22.

[2] el-Kurtubî, el-Camiu li Ahkami’l-Kur’an, c. 15, s. 343.

en-Nesefî, Medariku’t-Tenzil ve Hakaiku’t-Te’vil, c. 3, s. 227.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.