Mustafa ÖZCAN
İslam nokta-i nazarından sosyolojik şartlara riayet
Merhale veya aşamaları yakmak, atlamak (harku’l marahil) diye bir tabir vardır. Aşamaları atladığınızda indirgeme durumuyla karşı karşıya kalırsınız. Na tamam primitif bir süreç sizi bekler. Bu nedenle "Vakitsiz Öten Horozun Başını Keserler" demişlerdir. Sabır bu merhaleleri sağlıklı aşma yöntemidir. Hazreti Peygamber de (asm) insanların alışkanlıklarını ve sosyolojisini dikkate almıştır. Rivayetlere göre Peygamberimiz (SAV), Hz. Aişe'ye (Allah ondan razı olsun) şöyle buyurmuştur: “Eğer sizin topluluğunuz inkârdan yeni kurtulmuş olmasa veya İslam’a yeni girmemiş olsaydı, Kâbe'yi orijinal suretiyle yeniden inşa ederdim. Yıkıp İbrahim'in temelleri üzerine yeniden inşa ederdim ve ona birisi girmek diğeri de çıkmak için iki kapı açardım.” Demek ki insanların tarih boyunca oluşmuş algılarını da bir çırpıda kırmamak gerekiyor! Ancak Peygamberimiz (SAV), fitne korkusuyla Kâbe'yi yıkmaktan ve Hicr İsmail'i içine almaktan kavminin duygularını incitmemek babından kaçınmıştır. Bu, genel maslahatı göz önünde bulundurma siyasetidir. Bununla Hazreti peygamber kalpleri birleştirmeyi ve İslam’ı güçlendirmeyi hedeflemiştir.
Demek ki Müslümanların birlik ve beraberlikleri Kabe’yi inşa etmekten de önemlidir. Nitekim hadiste "Bir Müslümanın kanını dökmek, Kabe'yi yıkmaktan daha büyük bir günahtır" buyrulmuştur.
Üstten inmeci ve devrimci bir tutum takınmak yerine sosyolojinin tedricilik yasa ve hikmetiyle hareket edilmiştir. Bununla birlikte hicri 63 yılında Şam ordusunun Mekke’yi basmasından, mancınık gülleleriyle Kabe’yi yıkmasından sonra Kabe’nin yeniden imarı ve inşası gündeme gelmiştir. Kabe, Hazreti İbrahim ve İsmail’in ilk yaptığı şekle uygun olarak mı yoksa Hazreti Peygamberin zamanındaki vaziyetine göre mi yenilenecektir?
O dönem paralel bir hilafeti temsil eden ve Kabe’ye hükmeden Abdullah İbni Zübeyr bu kadim yapının Hazreti İbrahim ve İsmail’in temelleri üzerine yenilenmesi taraftarıdır. Daha sonraki düzenlemeleri dikkate almamaktadır. Hazreti Peygamberin eylemini değil vizyonunu esas almaktadır. Artık şartlar ve sosyoloji değişmiştir. Nitekim tarihi Kabe’yi değil orijinal Kabe’yi inşa etmeye niyetlenmiştir. İbni Abbas ise sosyolojik durumun dikkate alınmasını istemiştir. Statükoyu esas almıştır.
İbni Haldun'a göre halifelerin Kureyşli olması vasfı da yine sosyolojik ve tarihi şartların ürünüdür. Şartlar zamanla değişmiştir. Abdullah İbni Zübeyr'in hicri 73 yılında vefat etmesiyle birlikte Vali Haccac Emevi halifesi Abdulmelik Bin Mervan'a Kabe'nin statüsünün nasıl olacağını sormuş, değiştirilip değiştirilmeyeceğine dair danışmalarda bulunmuştur. Haccac Emevi halifesinden gelen direktifler doğrultusunda Abdullah İbni Zübeyr’in Peygamberin vizyonuna göre yaptığı bazı düzenlemeleri bozmuştur. Kabe'nin uzunluğuyla ilgili yaptığı tasarrufu onaylamış ama Hicr'in Kabe'ye katılan bölümlerinin ilk haline geri döndürülmesini emretmiştir. Böylece Kabe, tarihi haliyle orijinal hali arasında yeni bir statüye kavuşmuştur.
Güneşin altında yeni bir şey yok derler. Bu anlamda sosyolojik şartlar mezheplerin teşekkülünde de etkili olmuştur. Persler İslam'la yeni tanışmışlardır ve eski inançlarının tortularını tam olarak üzerlerinden atamamışlardır. Sefer Havali'nin de temas ettiği gibi Abdullah İbni Sebe fitnesi kalıntıların bir fitnesidir. Bunlar fulul olarak da tabir edilen eski din ve inançların kalıntılarından ibarettir. Bedevi Araplar gibi iman sinelerine tam yerleşmediği için İbni Sebe onların eğilimlerini kullanmıştır. İslam’a yeni girmişler ve İslam onlarda kök salmamıştır. Eski inançlarının tortularından kurtulamamışlardır. İbni Sebe Sasanilerin eski inançlarını İslam kalıbında yeniden üretmiştir. Sasani ileri gelenlerinin İran’ı fetheden sahabelere dair nefretlerini körüklemiş ve istismar etmiştir.
Pers ileri gelenleri Sasani devletini yıktığı için İslam ve Müslümanlara karşı derinden kin beslemiştir. Bu kin zamanla intikam sürecine dönüşmüş ve eski ile yeninin karışımı inanç sureti kazanmıştır. İslam, Sasani devletini ve medeniyetini yıktığı gibi aynı zamanda Mecusiliğe de son vermiştir. Bu, İranlı ileri gelenlerin ortak hafızasında yer etmiştir. Bu durum karşısında İslam ile doğrudan hesaplaşamayanlar veya yüzleşmeyenler İslam'ı içeriden yıkmak ve çökertmek için dolambaçlı yollara tevessül etmişler ve gizli ve yıkıcı faaliyetlere girişmişlerdir.
Zındıklık cereyanı bunun eseri olarak ortaya çıkmıştır (Usul el firak ve'l edyan, Sefer Havali, S.36-37, Gureba Yayınları). Abbasiler döneminde Maniheistlere zındık denilmiştir. Kısaca örf ve adet de edile-i şer’iyenin mütemmim unsurları arasındadır. Örf ve adeti üreten sosyolojik şartlar adı konulmamış bir emirdir.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.