Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

Küs Kardeşler Barış Köprüsü

Bir zamanlar birbirilerini çok seven iki kardeş varmış. Bu kardeşlerin hemen hemen her şeyleri ortaktı. Aralarında büyük bir sevgi ve saygı vardı. Birlikte çalışıyor, birlikte sohbet ediyor, birlikte ibadet ediyor ve zaman zaman birlikte eğleniyor, hatta birlikte savaşıyorlardı. Kardeşler çok samimiydi, yedikleri, içtikleri ayrı gitmiyordu. Fakat evlenip çoluk çocuk sahibi olduklarında, iş güç çoğalıp da dünya onlara gülmeye başladığında, çocukları arasında anlaşmazlıklar ortaya çıktı. Bir babanın malı ve toprakları diğerinden daha fazladır diye çocuklar birbirine haset etmeye başladılar. Kötü komşuların ifsat ve tahrikleri de, din kardeşliğini rafa kaldırıp onları hasım kardeşler haline getirdi. Kardeşlerden büyüğünün adı Abdullah küçüğünün adı Abdulkadir idi.

Tartışmanın ve huşunetin sebebi dünyalık meselelerdi. Küçük kardeş Abdulkadir’in işi daha iyi, toprakları bol ve verimli, dünyadaki makamı daha yüceydi ve çok sayıda çocukları vardı. Çevresinde itibar görüyordu. Ama her şeyini büyük kardeşi Abdullah ile paylaşıyordu. Abdullah’ın hem çocukları çok hem toprakları çoraktı. Bu durumu bir türlü hazmedemeyen Abdullah, kötü komşuların tahrikiyle küçük kardeşi Abdulkadir’in hareketlerinden, topraklarının verimli olmasından, toplumdaki itibarından ve başarılarından kıskanmaya başladı. Çocukları da, evdeki olumsuz atmosferden etkilenerek amcalarına karşı gittikçe saygıyı kaybediyorlardı.

Abdulkadir önceleri bu anlamsız kıskançlığa bir anlam verememişti. “Bu küçük ihtilaflar her ailede olur” diyerek önemsemiyordu. Olanları ciddiye almıyor ve ağabeyinin hiçbir hareketinden rahatsız olmuyordu. Ama zaman ilerledikçe yeğenlerinin olumsuz ve saldırgan hareketleri onu ürkütmeye başladı. Hırçınlıkları artık dayanılmaz hale gelmişti. Kendi çocukları da yeğenlerinin saldırılarına cevap veriyor ve olaylar saldırganlık derecesine çoktan varmıştı bile. İlk etapta evlerini birbirinden ayırdılar. Birisinin evi nehrin bir yakasında, diğerinin de öbür yakasındaydı.

Zaman ilerledikçe büyük kardeşin çocukları amcalarını ve amca çocuklarını artık görmek istemiyorlardı. Çocuklar arasında kıyasıya bir düşmanlık başlamıştı. Ne var ki sabah-akşam evden dışarıya adım attıkları gibi amcalarını ve amca çocuklarını görüyor ve bu durumdan rahatsız oluyorlardı. Peki, amcalarını ve çocuklarını görmemek için ne yapmalıydılar acaba?

Bunu düşünürken bir gün adamın biri çıkageldi ve iş aradığını söyledi. Çocukların babası Abdullah, “Ne iş yaparsın?” dedi. Adam, “Yapı ustasıyım; bina yaparım ve her türlü yapı işinden anlarım” dedi. Abdullah, “Nehrin öbür tarafındaki şu evi görüyor musun? O benim küçük kardeşimin evidir. Bana çok büyük kötülüğü dokunmuştur ve artık ben o adamı görmek istemiyorum. Çocuklarımız da düşman oldular ve birbirimizden adam öldürme derecesine geldik. Ne yapıp edip evimin önündeki bu taşlarla yüksek bir duvar yap da, bir daha onun yüzünü görmeyelim. Duvarı yaparken rahat çalışabilmen için altı aylığına buradan taşınacak ve seni evde yalnız bırakacağız.” dedi.

Yapı ustası, “Efendim ne demek istediğinizi anladım. Siz merak buyurmayın, dediğinizi aynen yapacağım” dedi. Büyük kardeş Abdullah, ailesi ve çocuklarıyla birlikte altı aylığına evden ayrılıp dağlık bir bölgeye taşındılar. Evden ayrılır ayrılmaz yapı ustası işe girişti. Ancak usta, kardeşlerin küs olduklarını ve çok sayıda çocukların bu husumet yüzünden heder olduklarını öğrenince bu küskünlüğe bir son vermeye karar verdi. Kardeşleri tekrar birleştirmek için büyük kardeşin dediği taşlara binlercesini daha ilave ederek nehrin bir yakasından diğer yakasına kocaman bir köprü inşa etmeye başladı.

Bu inşaat faaliyeti küçük kardeşin dikkatini çekmişti. Orada neler oluyor diye bir fırsatını bulup yapı ustasının yanına gitti ve: “Neden bu köprüyü yapıyorsun?” dedi. Yapı ustası şu cevabı verdi: “Büyük kardeşiniz uzun zamandır sizinle konuşmuyormuş. Aileniz arasında küslük varmış. Çocuklarınız birbirine husumet besliyor ve bu husumet yüzünden her iki taraf olarak ciddi yaralar almışsınız. Ancak kardeşiniz dönüş yaparak nihayet bu gidişin doğru olmadığını anlamış. Beni çağırdı; husumetin bitmesi ve çocuklarınızın barışması için bu nehir üzerinde bir köprü yapmamı istedi.” Küçük kardeş kulaklarına inanamadı ve hayretler içinde kaldı. Ağabeyinin yaşadığı bu dönüşümden dolayı çok memnun oldu ve mahcubiyet içinde gülümsedi.

Altı ay sonra büyük kardeş Abdullah çocuklarıyla eve döndüğünde evin önünde bir duvar değil, nehrin iki yakasını bir araya getiren bir körünün yapılmış olduğunu gördü. Bu işe bir anlam veremedi; öfkelendi ama sessizliğini korudu. Bir köprüye baktı, bir de ustaya; gözlerine inanamıyordu.

Ağabeyinin eve döndüğünü gören küçük kardeş, hemen yeni yapılmış köprüden geçerek yanına gitti ve ona şöyle dedi: “Sevgili ağabeyim, beni mahcup ettin. İnan ki büyük bir mahcubiyet içindeyim; ne diyeceğimi bilemiyorum. Sana karşı çok kusurlarım oldu. Lütfen beni affet. Aile mutluluğumuz ve çocuklarımızın istikbali için yaptırdığın bu barış köprüsü sebebiyle sana çok teşekkür ederim. Seninle iftihar ediyorum aziz kardeşim. Aramızda geçen bunca sıkıntılara rağmen, çocuklarımız barış içinde yaşasın diye kalkmış bir köprü yaptırmışsın. Sen gerçekten benim için çok değerlisin” dedi.

Büyük kardeş Abdullah da, kardeşinden gördüğü iltifatın ve samimi sözlerin etkisinde kalarak işi bozuntuya vermeden, “Eh ne yapalım kardeşim, sonuçta aynı toprakta yaşıyor ve aynı havayı teneffüs ediyoruz. Kardeş kardeşe düşman olur mu?” diyerek bir fazilet örneği gösterdi. İki kardeş kucaklaşıp öpüşürken çocuklar da barıştılar ve bir düğün havasında doyasıya eğlendiler. Bu arada yapı ustasının, memleketine gitmek için inşaat malzemelerini heybesine koyduğunu gördüler. Her iki kardeş bir ağızdan, “Usta hiçbir yere gidemezsin. Sen de burada bizimle birlikte yaşayacaksın. Madem bize kardeşliğimizi hatırlattın, o halde gel sen de bizim kardeşimiz ol. Yanımızda kendine bir ev yap ve bizimle kal. Burada yapacağın çok işler olur.” dediler.

Yapı ustası onların bu samimi ve içten teklifleri karşısında çok manidar bir söz söyledi: “Doğru söylersiniz. Sizin bir kardeşiniz olarak yanınızda kalmak isterdim, lakin başka yerlerde de işlerim vardır. Din kardeşleri arasındaki küslük sadece sizin başınızda değil; daha çoook köprüler yapmak gerekiyor. İşte ben o köprüleri yapmaya gidiyorum.”

Bir de bugün Müslümanlar arasındaki ihtilafa bakın. İslam dünyası darmadağın. Düşmanla ittifak halinde olanlar var. Küs devletler arasındaki ihtilafta geri adım atan yok, herkes inadında ısrar ediyor. Üstelik Müslümanları birbirilerine düşürmek için, var güçleriyle köprülerin altına bomba koyan münafıklar var aramızda. Yazıktır bize, eğer İslam dünyasının bu acınacak halini göremiyorsak… Bir gün köprü ustasının yolu bizim buralara düşer mi, düşer inşallah. Eğer küsleri barıştırmak için bir köprü inşa edemiyorsak, bari var olan köprülerin altına dinamit koyanları fark edelim.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.