Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

Ramazan’ın Hikmetleri (2)

Ramazan-ı Şerifin orucu, nefsin serkeşlikten vazgeçmesine, kusurlardan arınıp güzel bir ahlaka sahip olmasına da bakıyor. Şöyle ki:

İnsan nefsi gaflete dalıp kendini unutuyor. Bu haliyle, sınırsız aczini, fakrını ve kusurunu göremiyor ve görmek de istemiyor. Ayrıca ne kadar zayıf ve çeşitli musibetlere hedef olduğunu, çabuk bozulur, dağılır et ve kemikten ibaret olduğunu düşünmüyor.

Nefis adeta çelikten bir vücuda sahip ve ölmeyecekmiş gibi kendini ebedî olarak hayal edip şiddetli bir hırs ve tamahla ve şiddetli bir alâka ve muhabbetle dünya hayatına atılıyor. Lezzetli olan ve kendisine menfaati olan her şeye bağlanıyor. Böylece hem kendini kemâl-i şefkatle terbiye eden Halikını unutuyor, hem de hayatının asıl amacını ve uhrevî hayatını düşünmeyip kötü ahlak içinde yuvarlanır gidiyor.

İşte, Ramazan-ı Şerifteki oruç, en gafil ve inatçı olan insanlara bile zaafını, aczini ve fakrını hatırlatıyor. Açlık vasıtasıyla midesini düşündüğü için midesinin ihtiyacını anlamaya başlıyor. Zayıf vücudunun ne derece çürük olduğunu hatırlayıp ne kadar merhamete ve şefkate muhtaç olduğunu idrak ediyor. Eğer gaflet, oruç tutan bir kimsenin kalbini bozmamışsa, nefsin firavunluğunu bırakıp dergâh-ı İlâhiyeye iltica etmeye bir arzu hisseder ve bir şükr-ü mânevî eliyle rahmet kapısını çalmaya hazırlanır.

Altıncısı, Ramazan-ı Şerifin orucu, Kur’ân-ı Hakîmin nüzulüne de bakıyor. Şöyle ki:

Kur’an-ı Hakîm, Şehr-i Ramazanda nazil olmuştur. Oruçlu insan, yeme ve içmeyi terk ederek süfli ve malayani haletlerinden soyutlanıyor. Adeta melekiyet vaziyetine benzeyen bu haliyle, Kur’an’ı okuyarak veya dinleyerek onun nüzulüne hazırlanmak ve onu karşılamak istiyor. Bu karşılamayı da beş şekilde yapabilir.

a) Ya taze nazil oluyor gibi onu okumak ve dinlemek, b) Veya Resûl-i Ekrem’den (asv) işitiyor gibi dinlemek, c) Yahut Hz. Cebrail’den dinliyor gibi kudsî bir halete girmek, d) Ya da bizzat Mütekellim-i Ezelîden [Cenabı Allah’tan] dinliyor gibi kudsî bir hale mazhar olmak şeklinde dinleyebilir. e) Veya okumak suretiyle Kur’an’a tercümanlık ederek başkasına dinlettirmek, yani Kur’an’ın hikmet-i nüzulünü bir derece göstermek şeklinde olur.

Evet, Ramazan-ı Şerifte sanki âlem-i İslâm bir mescid hükmüne geçiyor. Öyle bir mescid ki, milyonlarca hâfız, o büyük mescidin köşelerinde Kur’ân’ı, dünyalılara işittiriyorlar. O büyük cemaatin fertleri, bazıları huşû ile o hâfızları dinlerler, bazıları da kendi kendine okurlar.

Bediüzzaman bu hikmeti de anlattıktan sonra yine oruç tutmayarak bu büyük bayrama iştirak etmeyenlere yönelik şu dramatik ifadeyi kullanıyor:

Bu vaziyetteki bir mescid-i mukaddeste, nefs-i süflînin hevesâtına tâbi olup, yemek içmekle o vaziyet-i nuranîden çıkmak ne kadar çirkinse ve o mesciddeki cemaatin mânevî nefretine ne kadar hedef ise öyle de, Ramazan-ı Şerifte oruçlu Müslümanlara muhalefet edenler de o derece umum âlem-i İslâmın mânevî nefretine ve tahkirine hedeftirler.”

Yedincisi, Ramazan-ı Şerifin orucu, insanın manevi kazancına bakıyor. Çünkü insan bu dünyaya, ahiret için ziraat ve ticaret yapmak için gelmiştir. Şöyle ki:

Ramazan-ı Şerifte amellerin sevabı bire bindir. Hadisin kesin ifadesiyle Kur’ân-ı Hakîmin her bir harfinin on sevabı var; on hasene sayılır. Bu da on meyve-i Cennet kazandırır. Ramazan-ı Şerifte her bir harfin on değil bin ve Âyetü’l-Kürsî gibi ayetlerin her bir harfi binler sevap kazandırır. Ramazan-ı Şerifin Cumalarında bu daha fazladır. Leyle-i Kadirde ise her bir harf otuz bin hasene sayılır.

Evet, her bir harfi otuz bin bâki meyve veren Kur’ân-ı Hakîm, öyle bir nuranî şecere-i tûbâ hükmüne geçiyor ki Ramazan-ı şerifte, milyonlarla ifade edilebilecek bâki meyveleri müminlere kazandırır. İşte gel, bu kudsî, ebedî, kârlı ticarete bak, seyret ve düşün ki, bu Kur’an harflerinin kıymetini takdir etmeyenler ne kadar sınırsız ve hadsiz bir zararda olduğunu anla.

Bu açıdan Ramazan-ı Şerif adeta ahiret ticareti için gayet kârlı bir pazardır ve uhrevî hasılat için gayet münbit bir zemindir ve neşvünemâ-i a’mâl için, bahardaki mâ-i Nisandır. Oruç aynı zamanda beşerin ubudiyetini yaparak İlahî saltanata karşı resmigeçit yapmasına en parlak ve kudsî bir bayram hükmündedir.

Bu sebeple insan, yemek-içmek gibi nefsin hayvanî ihtiyaçlarına ve şehvetlerine girmemek için oruçla mükellef olmuş. Böylece güya muvakkaten hayvaniyetten çıkıp melekiyet vaziyetine girmiş oluyor.

Ramazan-ı Şerif bu fâni dünyada, fâni ömür içinde ve kısa bir hayatta, bâki bir ömür ve uzun bir hayat-ı bâkiyeyi kazandırıyor. Evet, bir tek Ramazan, seksen senelik faydalı bir ömür kazandırabilir. Kur’an’da buyrulduğu gibi, Kadir gecesinin bin aydan daha hayırlı olması buna delildir.

Orucun ekmeli ise; mide gibi bütün duygulara, göze, kulağa, kalbe, hayale ve fikre, kısacası bütün cihazat-ı insaniyeye bir nevi oruç tutturmaktır. Yani bu duyguları haramlardan ve malayani şeylerden çekmek ve her birisini, kendisine mahsus ubudiyete sevk etmektir.

Meselâ, dilini yalandan, gıybetten ve uygun olmayan ifadelerden ayırmakla ona oruç tutturmaktır. Yine o lisanı, tilâvet-i Kur’ân, zikir, tesbih, salâvat ve istiğfar gibi şeylerle meşgul etmektir. Keza gözünü namahreme bakmaktan ve kulağını fena şeyleri işitmekten men edip, gözünü ibrete ve kulağını hak söz ve Kur’ân dinlemeye sarf etmektir. Böylece sair duygulara da bir nevi oruç tutturmaktır. Zaten mide en büyük bir fabrika olduğu için, eğer oruçla tatile sevk edilirse, başka küçük tezgâhlar kolayca ona tabi olabilirler.

Ramazan-ı Şerifiniz hayırlı ve mübarek olsun.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.