Muhammed Numan ÖZEL

Muhammed Numan ÖZEL

Kalem mi Önce, Nur-u Muhammedî mi?

İnsan zihni, sürekli bir merak ve arayış halindedir. Hatta bu arayış o kadar ki insanın başına bela bile olmuştur. Kimisi canıyla kimisi malıyla kimisi sağlığıyla kimisi de başka şekilde ceremesini çekmiştir. Kâinatın başlangıcı da bu meraktan tabiki hissesini almıştır. İnsan işte hep merak eder. “İlk ne vardı?” sorusu sadece fizikî âleme değil, metafizik sahaya da uzanır. İslâm düşüncesinde bu soruya dair iki güçlü anlatı vardır: biri “kalem”[1] der, diğeri “Nur-u Muhammedî”.[2]

Bu mesele İslam düşüncesinde farklı rivayetler ve yorumlarla ele alınmıştır. En çok zikredilen iki rivayet şunlardır:

“Allah’ın ilk yarattığı şey kalemdir.”

“Allah’ın ilk yarattığı şey benim nurumdur.”[2] şeklinde nakledilen Nur-u Muhammedî rivayetleri.

Fakat âlimler bu rivayetleri farklı şekillerde değerlendirmiştir. “İlk yaratılan kalemdir” rivayeti daha kuvvetli kabul edilmiştir. Hadiste:

“Allah’ın ilk yarattığı şey kalemdir. Ona: Yaz, dedi…”[1] buyrulur.

Nur-u Muhammedî rivayetlerinin ise hadis sıhhati konusunda ihtilaflı olduğu söylenmiştir. Özellikle “Senin peygamberinin nuru” rivayeti birçok muhaddis tarafından zayıf görülmüştür.

Bu sebeple kelam ve hadis ulemasının önemli kısmı:

-yaratılan ilk mahlûkun “kalem” olduğunu söylemiştir.

Peki hangisi önce yaratıldı? Aslında bu soru, göründüğünden daha derindir. Bazı rivayetlerde, Allah’ın ilk yarattığı şeyin kalem olduğu bildirilir. Kaleme “Yaz” emri verilir ve kıyamete kadar olacak her şey kayda geçirilir. Bu yaklaşımda kâinat, baştan sona bir ilim ve takdir düzeni olarak inşa edilmiştir. Yani başlangıç, bir “yazılı kader sistemi” ile başlar. Cebriye anlayışı işte her şey bu yazıdandır deyip tüm her şeyi kadere atfeder ve biz ehl-i sünnete göre hata eder.

Diğer tarafta ise tasavvuf geleneğinin derinliklerinde yankılanan bir hakikat vardır ki o da Nur-u Muhammedî.Bu anlayışa göre Hz. Muhammed’in (asv) hakikati, yaratılışın yani hilkâtin mana çekirdeği, rahmetin ilk tecellisi ve varlığın en yüksek gayesidir. Burada mesele zaman değil, anlamdır, manadır.---

İşte düğüm tam da burada çözülür ki: Bu iki yaklaşım aslında aynı hakikati farklı düzlemlerde anlatır.

Kalem, “sistemi” anlatır. Nur-u Muhammedî ise “gayeyi” anlatır. Biri başlangıcın nasıl kurulduğunu, diğeri neden kurulduğunu işaret eder. Bu farkı fark edemeyenlerse birbiriyle cedelleşip dururlar.

Bu noktada Bediüzzaman Said Nursî’nin yaklaşımı dikkat çekicidir. Rasûü Ekrem Hz. Muhammed (asv), kâinat ağacının hem çekirdeği hem de en parlak meyvesidir. Yani yaratılışın başı da sonu da onun nuruyla anlam kazanır. Fakat bu ifade, kronolojik bir sıra tartışmasından ziyade, hikmet ve mana derinliğine işaret eder. [1] Hatta Kalem ve Nur-u Muhammedî'yi çok enfes bir tazda şöyle cem ederek ifade etmektedir.

"Muhammediye (asm) âlemin hem sebeb-i hilkati, hem çekirdeği, hem meyvesi, hem netice-i hilkat-i âlem olduğunu gayet edibâne bir üslub ile beyan ediyor. Diyor ki: "Eğer âlemi bir kitab-ı kebir olarak görsen, kâtibinin kaleminin mürekkebi Nur-u Muhammed Aleyhissalatü Vesselâmdır. Eğer âlemi bir şecere suretinde görsen, evvelâ çekirdeği, sonra meyvesi yine Nur-u Muhammed Aleyhissalatü Vesselâmdır. Eğer âlemi bir zîhayat libâsını giymiş görsen, O'nun ruhu Nur-u Muhammedî Aleyhissalatü Vesselâmdır. Eğer âlemi bir gül bahçesi olarak görsen, onun andelîb-i Zîşanı yine Nur-u Muhammedî Aleyhissalâtü Vesselâmdır." [2]

Bugünün insanı için belki de asıl mesele “hangisi önce yaratıldı?” sorusu değil, “ben bu yaratılış düzeni içinde nerede duruyorum?” sorusudur. Kalem bize düzeni hatırlatır ki, hiçbir şey başıboş değildir. Nur ise gayeyi hatırlatır ki, hiçbir şey anlamsız değildir.

Ve belki de hakikat, bu iki hatırlatmanın kesiştiği yerde saklıdır. İslam düşüncesinde “ilk yaratılan şey” meselesi, tek boyutlu bir kronoloji sorusu değil, çok katmanlı bir hikmet konusudur.

Hadis rivayetleri içinde “kalem” öne çıkarken, tasavvufî yorumlarda “Nur-u Muhammedî” yaratılışın manevi özü olarak anlaşılmıştır.

“Kalem” yaratılışın Kalem, Arş, Levh gibi sistem ve kayıt düzenini hatırlatırken “Nur-u Muhammedî” ise yaratılışın hikmet ve maksat yönünü manevî programı ve özü temsil eder. Bir kuşun çift kanadı gibiler yani.

Nur-u Muhammedî mürekkebiyle Kalem ile yazılan kutlu ve mübarek bir zaman dilimini idrak etmekteyiz ki Kurban Bayramıdır. Yani Akrebiyet içinde Kurbiyet'in, Vahidiyet içinde Ehadiyet'in tecelli anlarıdır. Yaşanan zulümlerin son bulması akan kan ve göz yaşının dinmesi duâsıyla.

Selâm ve duâ ile.

[1] Tirmizî: Sünen-i Tirmizî'de (Tefsîru’s-Sûre, 68)

[2] (bk. Aclunî, Keşfu'l-Hafa, 1/265-266)

[1] Bu mana bir çok yerde geçmele beraber bkz. Mektubat (307), Sözler (579)

[2] Mesnevî-i Nuriye (263)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.