Muhammed Numan ÖZEL
Bezginlik-2
Yeis mi, Yoksa Fıtratın Bir İkazı mı?
Risale-i Nur’da insanı içten içe çürüten en tehlikeli hâllerden biri “yeis”, yani ümitsizlik olarak tarif edilir. Çünkü yeis; insanın gelecekle bağını koparan, himmetini felce uğratan ve ruhu karanlık bir atalete mahkûm eden bir hâlettir. Ümitsizlik büyüdükçe insanın iç dünyası çöker; iradesi zayıflar, gayesi bulanıklaşır.
Fakat bugün birçok insanın yaşadığı bezginlik, tam manasıyla bir yeis değildir. Bilakis o, çoğu zaman fıtratın yanlış kurulmuş bir hayata verdiği sessiz bir itirazdır.
Çünkü insan ruhu bazen kelimelerle değil, yorgunlukla konuşur.
Ve der ki: “Ben bu tempoya, bu niyetle yaratılmadım.”
Bu sebeple bezginlik her zaman: bir tembellik, bir irade zafiyeti, yahut ahlâkî bir kusur değildir. Bazen yalnızca ruhun frene basmasıdır.
Zira insan sırf dünya için yaratılmadığı hâlde, bütün hayatını dünya merkezli yaşamaya zorlandığında yorulur. Ruh daralır, kalp sıkışır, himmet dağılır. Modern insanın en büyük krizlerinden biri de tam burada başlıyor: Fıtratına rağmen yaşamak…
Modern Dünyanın “Yapma” Baskısı Sekülerizm’in Dayatmasıdır.
Bugünün seküler hayat anlayışı insanı sürekli bir “yapmak, yetişmek, üretmek, görünmek ve başarmak” baskısı altında tutuyor. İnsan artık bir kul gibi değil; hiç durmadan performans üretmek zorunda olan bir makine gibi yaşamaya zorlanıyor.
Modern dünyanın görünmeyen sloganı adeta şudur:
“Durursan değersizleşirsin.”
Bu yüzden insan sürekli kendini ispat etmeye çalışıyor:
Daha başarılı olmak, görünür olmak, hızlı yetişmek, fazla üretmek…
Fakat insan ruhu sonsuz bir performans makinesi değildir.
Tam da burada Risale-i Nur’un “ene” anlayışı devreye giriyor.
Bediüzzaman Said Nursî’nin ifadesiyle ene, bir “vâhid-i kıyasî”1dir; yani hakikati anlamaya yarayan bir ölçüdür. İnsana, kendini mutlak zannetmesi için değil; aczini, hududunu ve Rabbini tanıması için verilmiştir. Bu cihetle “Acz, Fakr, Şefkat ve Tefekkür”’ün ikaz edicisidir.
Fakat modern hayat ene’ye ölçü olmayı değil, merkez olmayı telkin ediyor. Âdeta her şey benim merkezimde, eksenimde dönüyor havası veriyor.
Sürekli yetişmek, görünmek, kendini ispat etmek… İnsan böylece taşıyamayacağı bir yükün altına giriyor.
Çünkü modern dünya insana sürekli güçlü olmayı telkin ediyor. Hâlbuki Risale-i Nur’un gösterdiği yolda insanın hakikî kuvveti, aczini bilmesindedir.
Her şeyi taşımaya çalışan insan ezilir. Fakat yükünü Allah’a havale eden insan hafifler. Yükünü gemiye bırakan ve bırakmayanın misalini hatırlayın.2
Kulluğunu unutan insan, farkında olmadan rububiyet yükü taşımaya başlar. Halbuki insanın omzu sonsuzluğu taşıyacak şekilde yaratılmamıştır.
İşte bezginlik de tam burada ortaya çıkıyor. Aslında bu bir arıza değildir. Bu, ruhun emniyet mekanizmasıdır. Nasıl ki beden ateşle hastalığı haber verir; ruh da bazen bezginlikle yanlış istikameti haber verir. Çünkü ruh, fıtratın hududunu bilir. İnsan dağılmadan önce onu yavaşlatır.
Belki de bezginlik, ruhun insana: “Bu yük senin değil.” deme biçimidir.
Himmetin Dağılması ve Ruhun Yorulması
Modern hayat insanın himmetini tek bir hakikatte toplamak yerine yüz parçaya ayırıyor. Sürekli akan bilgiler, bitmeyen meşguliyetler ve daima açık kalan ekranlar insanın ruhunu derinleşmekten mahrum bırakıyor.
Böylece insan çok şeye yetişiyor; fakat hiçbir şeyde derinleşemiyor. Her şey hızlanıyor; fakat insanın iç dünyası sığlaşıyor. Ruh ise derinlik ister. Mânâ ister. Sükût ister.
Belki de insanın en büyük ihtiyacı biraz daha hız değil; biraz daha tefekkürdür.
Çünkü ruh, gürültü içinde değil; sükût içinde nefes alır. İnsan bazen dünyadan değil, dünyanın bitmeyen gürültüsünden yorulur.
Bugünün insanı çoğu zaman çalışmaktan değil; her şeyi kendinden beklemekten tükeniyor.
Çünkü modern hayat çalışmayı ibadet olmaktan çıkarıp kimlik meselesi hâline getiriyor. Başarı, bir vazife olmaktan çıkıp varlık sebebi hâline geliyor. İnsan neticeyi sahiplenmeye başladıkça ruhu ağırlaşıyor.
Hâlbuki Risale-i Nur’un çizdiği istikamet çok açıktır: İnsana düşen vazifedir; netice ise Allah’a aittir.
Esbab dairesinde çalışmak ibadettir. Fakat neticeyi sahiplenmek insanı yorar.
İnsan vazifesini unuttuğunda değil; vazifesinin üstüne çıkmaya çalıştığında yorulur.
Hizmet İnsanı da Yorulabilir. Bazen insan hizmetten değil; hizmeti nefsine yüklemekten yorulur.
Kendini vazifenin sahibi zannetmeye başladığında ruh ağırlaşır. Her şeyi kendi gayretiyle ayakta tutmaya çalıştıkça iç dünyası daralmaya başlar.
Hâlbuki davanın sahibi insan değil; Allah’tır. İnsana düşen sadakatle çalışmak, neticeyi ise rahmet-i İlâhiyeye bırakmaktır. Çünkü insan kendini kâinatın merkezi sandıkça yükü ağırlaşır; ubudiyet dairesine girdikçe hafifler.
Bezginlik: Bir Düşman mı, Bir Mürşid mi?
Bezginlik çoğu zaman yanlış anlaşılır. İnsan onu hemen susturmak, bastırmak ve yok etmek ister. Çünkü çağımız sürekli güçlü görünmeyi telkin ediyor. Yorulmak bile âdeta bir başarısızlık gibi görülüyor.
Oysa bazı bezginlikler insanın düşmanı değil; mürşididir. Bezginlik bazen insanın iç dünyasında konuşan sessiz bir mürşid gibidir.
Bağırmaz, zorlamaz, sadece insanın hızını keser. Ve ona şu soruları sordurur:
“Ne yapıyorsun?”, “Niçin koşuyorsun?”, “Bu yük gerçekten sana mı ait?”
İnsan bu sesi bastırmaya çalıştıkça daha fazla yorulur. Çünkü bezginlik çoğu zaman terk edilmesi gereken işi değil; yanlış niyeti ve yanlış yükleniş biçimini haber verir.
Bazen azaltılması gereken sorumluluk değil; neticeyi kendinden bilmektir.
Bezginlik insana:
Daha az yaşamayı değil, daha sahih yaşamayı öğretir. Daha yavaş ama daha şuurlu… Daha az ama daha bereketli… Daha sakin ama daha derin…
Çünkü insan dünyayı tek maksadı hâline getirdiğinde yorulur. Fakat dünyayı ahiretin bir tarlası bildiğinde, en ağır işler bile mânâ kazanır.
Ruhun Sessiz İkazı
Bu yüzden bezginlik geldiğinde hemen onunla savaşma.
Hemen kendini suçlama. Hemen “Ben tembelleştim.” deme. Hemen ruhunu susturmaya çalışma. Biraz dur ve dinle. Belki ruhun sana uzun zamandır unuttuğun şu hakikatleri hatırlatıyordur:
Her yük senin omzunda değil. Her netice senin elinde değil. Her meşguliyet hakiki hizmet değildir. Ve her hız, ilerlemek demek değildir. Çünkü insan bazen yürümekten değil; yanlış istikamette koşmaktan tükenir.
Bezginlik bazen ruhun çöküşü değil; fıtratın son müdafaasıdır.
Doğru okunduğunda bezginlik insanı dağıtmaz; toparlar. Yeter ki onu inkâr etmeye değil, anlamaya niyet edilsin.
Zira bazı yorgunluklar dinlenmekle değil; yön değiştirmekle geçer.
Ve ruhun yorulması çoğu zaman yolun uzunluğundan değil, istikametin bozulmasındandır.
Alakalı yazı:
Bezginlik: Yeis mi, Yoksa Fıtratın Bir İkazı mı?
Selam ve dua ile…
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.