Mehmet Asıf IŞIK
Şehrimizin Müftülüğünden Diyanet’e…
Yaşadığım yer, ülkemizin pek çok ilinden daha büyük bir nüfusa sahip olan İstanbul’un bitişiğindeki kocaman bir şehirdir. Böyle bir şehrin Müftülüğü de ilgilendiren binlerce sorunu mevcuttur. Bürokrasiden geldiğimiz için biliriz, bunlara ilâveten pek çok idarî işleri, temsil vazifeleri de vardır. Müftülüğün ziyadesiyle meşgul olduğu dinî hizmetlere koşarcasına mesai harcaması bizi ayrıca memnun etmektedir.
Şehrimizin Müftülük Makamına arz etmek istediğim bazı dinî konular vardı. Randevu alıp Müftülüğe gittim. Hacdan yeni dönen Müftü bey ile gayet hoş bir sohbet ve son derece nazikane bir ev sahipliği yaptığı ziyaretimizde bizzat ve yüz yüze görüştük. Bir mü’min olarak Müftülüğün mâkûl ve muteber sayacağı hususlar için gereken tedbiri almasını istedik. Geçen sene 14 Mayıs günü bu sütunda yayınlanan “Camiler Kiliseye mi Dönüyor?” başlıklı makalemizi ve aşağıda yazdıklarımızla bir dosya halinde takdim edip yazıp söylediklerimizin sadece “Hakkı ve Sabrı Tavsiye” gayesiyle kabul edilmesini istirham ettim.
Aslında bahse konu etmek istediğim hususlar sadece şehrimizle ilgili değil, bütün Diyanet mensuplarını ilgilendiren ve ülke genelindeki bütün camilerle ilgilidir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu ve benzeri hususları değerlendirmesini ümit ettiğim meramımı şöylece özetleyeyim:
- Şehrimiz etrafıyla, ülkenin her yerinden olduğu gibi halkının çoğunun Şafi’i mezhebine mensup olduğu doğu ve güney doğu illerimizden ciddi bir göç akınına uğramıştır. Cami görevlilerimizin çoğu sadece Hanefi mezhebinin ahkâm ve erkânını biliyor ve tatbik ediyor. Şafi’i içtihadına göre Cum’a hutbesinin iki defa okunması gerekir. Her iki hutbede de “Usikum bi takvallahi ve tâ’atihi, innallahe yuhibbullezine’t tekav vellezinehum muhsinun” yani, takvanın ve Allah’a itaatin tavsiye edildiği…” beyanın her iki hutbede de okunması Cuma hutbesinin şartıdır. Ancak pek çok imam-hatip bu ibarenin sadece iki kelimesi olan “İttekullahe ve taatihi” kısmını ilk hutbede okuyup diğer hutbede es geçiyor. Hatta bazı camilerde tek hutbe okunduğuna da şahit olmuşuzdur. Her ne kadar imam-hatibe iktida ediliyor ise de Şafi’i cemaatin de, “Cuma hutbesinin şartı yerine gelmiştir” diye kalbinin mutmain olması bakımından bu hususun hoca efendilere bildirilmesi ve tatbik edilmesi gerekir.
- Bu minval üzere bir hususa daha temas etmeliyim: İmam ve vâiz efendiler kürsülerde fıkhî konularda cemaate bilgi verirken ve ibadet ettirirken hiç olmazsa farklılık arz eden konularda Şafi’i mezhebinin de içtihatlarına değinip cemaati bilgilendirmeli. İbadetlerin sıhhati yönünden diğer içtihatların vecibelerine de riayet edilmeli. Meselâ eli nikâhı caiz olan bir kadına temas eden bir imam Hanefi içtihadına göre abdestli sayılır ise de Şafi’i ve Maliki mezheplerine göre abdestsizdir. Keza vücudundan kan akan bir Şafi’inin abdesti kendi mezhebine göre sahih ise de bir Hanefiye göre abdesti yoktur. Cemaate ibadet yaptıranların mezhepler arasındaki bu içhihat farklarını bilmeleri ve bütün içtihatlara göre davranmaları gerekir.
- Cemaati kalabalık olan veya merkezi yerlerde bulunan bazı camilerde imamın arkasındaki cemaat ile cami dışına taşan son cemaat yerinde ibadet edenler birbirini görememektedir. Keza, birden fazla katlı mabetlerde alt-üst katlarda arada fiziki engeller bulunan veya imamın arkasındaki cemaati görmeden cami dışında saf tutan cemaat arasında fiziki engeller olmaktadır. Cemaatle namaz kılındığında imamın tekbirleri hoparlör ile değil, müezzinin veya bir mübelliğin sesiyle dışarıdaki cemaate duyurulmalıdır. İmamın tekbirlerinin hoparlör ile duyurulması durumunda mikrofonun imamın yakasından düşmesi, cereyanın kesilmesi, ses aktarıcı cihazın arızalanması halinde veya başka bir sebeple, imama uymalarına rağmen, cami dışında saf tutmuş ya da fiziki engeller sebebiyle imamın arkasındaki cemaati görmeyen alt-üst katlardaki cemaatin namazı sahih olmayacaktır. Bu durum kışın soğuk, yazın ise sıcak hava sebebiyle kapı ve pencereleri kapatılan camiler için de geçerlidir.
- Mâlûm olduğu üzere, ibadetin özü ihlâstır ve her ibadet huzu ve huşu içinde yapılmalıdır. Camilerde toplu halde yapılan ibadetlerde cemaatin içinde yaşlı, hasta, zayıf, yolcu ve müsta’cel durumu olan kimseler olabilmektedir. Böylesi istisnalar bir yana, camilerde genel olarak yapılan ibadetlerde ta’dil-i erkâna titizlikle riayet edilmediğine, “en büyük zikir olan” namazın hızlıca ve yahut aceleyle çarçabuk kıldırıldığı görülüyor. Hele tesbihat için söylenecek söz bulamıyorum. Allah-u Teâla’yı zikretmek baştan savma yapılmamalıdır. Mâdem ki tesbihat duasıyla beraber namazın eksiğini tamamlar ve mânâsını takviye eder. Ayrıca ibadetin de özü ve çekirdeğidir; Yüceler Yücesi Allah-u Tealâ’yı tesbih, tahmid ve tekbir ile ona ta’zim ve tezkirdir. O halde tesbihatın da tıpkı ibadetler gibi ta’dil-i erkânla, teenniyle, tane tane okunması ve kulluk ciddiyeti içinde yapılması gerekir.
Yukarıdaki hususlar daha çok ibadetlerin sıhhatine dairdi. Bunun yanında camilerin sosyal hayatımızdaki yeriyle ilgili bazı müşahedelerimi de belirtmek isterim.
- Camilerde cuma ve bayram namazları dışında genç nesil neredeyse görülemez hale geldi. Camilerimiz yaşlılar yurduna dönmüş, mâbetlerde genç ve yetişmekte olan nesilden pek kimse yok! Camilerimiz gerek çevre düzeninden müştemilâtına, gerek vaaz, irşad ve sair tebliğ hizmetlerinde, meşru dairede olmak şartıyla, gençliğin ilgi duyduğu, meşgul olduğu konularla, hususlarla ve faaliyetlerle şenlendirilip hareketlendirilmeli.
- Camilerde genellikle ayda bir her bir cami kendi ihtiyaçları, fiziki şartların ıslahı, tamir-tadil vs. için cemaatten maddi destek talep edilmektedir. Toplanan maddî desteklerin bir kısmı camilerin sevdirilmesi ve gelişlerinin devamının sağlanması bakımından çocuklara, öğrencilere ve gençlere ikram için bir harcama kalemi oluşturulmalıdır.
- Camilerdeki din görevlilerinin vazifeşinas ve fedakâr olanlarını tenzih ediyor ve onları saygıyla anıyorum. Fakat bazı görevliler ziyadesiyle huysuz ve asabîdir. Bazısı muhataplarını tersleyen ve hatta aşağılayan, ses tonunda şefkat ve merhamet esâmesi okunmayan itici bir tarz ve edâyla konuşuyor. Bu özelliklerinden dolayı bir kısmına yaklaşılmıyor bile! Bu hoca efendilerden Peygamber ahlâkını sık sık okumaları, dâima hatırda tutmaları ve izhar etmeleri beklenir.
- Birçok camide imam ve/ya müezzinleri cemaate namaz kıldırdıktan sonra görevli oldukları camide görmek mümkün olmuyor. Bazı din görevlilerinin görüldüğü, vakit geçirdikleri ve/ya meşgul oldukları yerler hocalık ve din hizmeti yapan saygın ve muteber konumlarına yakışmıyor. Bu durum din görevlilerinin toplum nezdinde itibarlarının kaybına sebep olmaktadır.
- Bazı Cami Yaptırma Derneği yöneticileriyle cami görevlileri arasında geçimsizlikler yaşanmaktadır. Din hizmetlerini bilmeyen, başka ifadeyle dininin icaplarını bile bilmeyen bazı kimseler dernek yönetimlerinde bulunmakta ve cami görevlilerini bezdirmektedir. Dernek yönetimleri ile cami görevlilerinin ilişkileri, beşerî münasebetlerini, medenî ve hukukî ilişkilerini zedelemeyecek, birbirlerinin yetki ve sorumluluk alanlarını ihlâl etmeyecek ve birbirleriyle mübareze etmeyecek şekilde gözden geçirilmeli, gerekirse yeniden düzenlenmelidir.
Camileri Şenlendirmek İçin…
Gençliği olmayan hiçbir inanç, hareket veya akım devam edemez gerçeğinden hareketle;
- Âileler Ramazan aylarında teravih namazlarına âilece gittikleri gibi, bir arada olduklarında mümkün olduğunca vakit namazlarına da çoluk-çocukla, komşularını da yanlarına alarak camiye dâvet edilmeli.
- Özellikle ve özellikle imam-hatip okul öğrencilerine din hizmetleri özendirilmeli, ibadetler sevdirilmeli ve camilerde cemaate devam etmeleri teşvik edilmeli.
- Camilerde yaz aylarında ilk ve orta öğretim talebeleri için açılan kurslarda Kur'an öğretilip fıkhî bilgilerin eğitimi verildiği gibi gençler ve daha ileri yaştakiler için, meselâ 15-20 ve/ya 20-30 arasındaki yaş guruplarına uygun dinî eğitim programları düzenlenmeli.
- Camilerimizde, özellikle gençlerin zihinlerini çelici, fikirlerini saptırıcı hususları izale, tedavî ve rehabilite edecek seviyede en az uzman bir öğretmen seviyesinde donanımlı hocalar ve din görevlileri olmalı. Hocalar asrın sapkın fikirlerine maruz kalmış hastalıklı zihinleri ikna edebilme hususunda kendilerini geliştirmeli.
- Camilerin uygun yerlerine çocuklar için oyun grupları kurulmalı. Gençler için dinî ve ahlâkî eğitim alabilecekleri, eğitici-eğlenceli vakit geçirebilecekleri bölümler açılmalı.
- Cami görevlileri sıcakkanlı olmalı. Hoca efendiler mahalle sakinleriyle, mahallenin çocuklarıyla ve özellikle de arkadaşlığa en çok ihtiyaç duyan genç kuşakla sıcak, yakın ve dostça ilişkiler kurmalı. İmam ve müezzin efendiler cami çevresindeki esnafı sık sık ziyaret ederek hatırlarını sormalı ve onları camiye dâvet etmeli. Bu ziyaretlere cami çevresindeki mahalle sakinleri de ilâve edilmeli. Bahçesi veya bina müştemilatı müsait olan mahalle sakinleri ile dinî muhtevalı toplantılar yapılmalı. Cami çevresindeki sakinler belirli zaman aralıklarıyla ziyaret edilip insanlarla cami arasında sıcak ve güçlü bağlar kurmalı.
Cenâb-ı Allah Din-i Mubin-i İslâm’a hizmet eden bütün din görevlilerimize ve ayrıca hangi meslek ve meşrepten olursa olsun, İslâm’ın ve imanın ulvî ve kudsî hizmetlerine gönüllü olarak koşan bütün mümin ve mümine kardeşlerimize dünyevî ve uhrevî her türlü hizmetlerinde Tevfik-i İlâhi temennî ederim.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.