Dr. Habip ARTAN
Çalışma hayatında barış ve istikrar
Çalışkan insan gittiği her yerde farklılığını gösterir. Özellikle kamuda ve özel sektörde maaş karşılığı çalışan vicdanlı ve dürüst kişiler aldığı ücretin karşılığını vermek durumunda olduğunu bilir ve ona göre çabalar, kazancına haram leke sürmemeye çalışırlar. Birçok kurumda gördüğümüz ve yaşadığımız kadarıyla, ücretli çalışanların; bir kısmı, sabah gelir akşam gider, sallabaşı al maaşı yapar. Bir işi üstün körü aceleyle bitirir ve yine yatmaya devam eder. Bunlardan uyuklamayanlar sosyal medyada hoş ve boş vakit geçirerek gününü gün eder. Herkesin önünde resmi internet sağlayıcı var, bilgisayar var, o olmaz ise akıllı telefon ve tablet var. Kaytarmayı severler, bu tipler bir gün gelir, iki gün gelir, diğer günler kaybolurlar. Sık sık izin alır, yakın olsun olmasın akrabalarından her kim vefat etmişse hemen gayr-i resmi izin isteyerek, “başkanım/müdürüm taziyede oturmamız gerekli” der. Bazı ücretliler vardır ki işe hiç gelmezler, adeta bankamatik memuru sayılırlar. Bahane olarak “odam yok, yerim yok, bana iş ve makam vermemişler” diyerek işe gelmezler. Bazı çalışanlar da mecburen bankamatik memuru olur, mazereti; amirinin gerçekten onu uzaklaştırmak istemesidir, haliyle kadrolu makam sahibi ise, açığa alınarak bir nevi bankamatik memuru olmuş olur. Bu gibi suiistimallerin önüne geçebilmek için idari makamdaki yöneticilerin elini vicdanına koyarak çalışan ve çalışmayanı ayırt etmeli, çalışanı her zeminde taltif etmeli, gerekirse onlara ödül olarak teşekkür ve takdirname vermelidir. Kimseye odam yok, görev vermiyorlar mazeretine sığınmasına fırsat verilmemelidir. İster kamuda isterse özel sektörde olsun, ücretli olarak istihdam olunabilmek artık çok zor olmuştur. Bu nedenle çalışanlar bunun kıymetini bilmelidirler. İdareciler de aldıkları bu vebali ve emaneti canla başla korumalıdırlar.
Çalışmayana dokunulmuyor
Bazı çalışanlar işe gelir ama karışma, konuşma, kaytarma (3K) diyerek hiçbir şeye karışmaz, suya sabuna dokunmazlar. Kendini öne atmaz, nerede bir mazlum, fakir ve vicdan sahibi varsa o bir adım öne çıkar ve işi omuzlar, diğerleri onun üzerinden geçinmeye devam eder. Çalışmayan, işe gelmeyen, işten kaçan, bu işi bilmiyorum diyen, öğrenme çabasında olmayanların çoğu başköşede oturur, özlük haklarını alır, hiçbir eksiği olmaz, odası, bilgisayarı, yazıcısı, masası, interneti, koltuğu, kliması her şeyi vardır. Çalışan adam ise maalesef öyle zaman olur ki özlük haklarını bile alamaz, odasının varlığı yokluğu bile belli değildir.
İşi biliyorum derseniz yük aktaran çok olur
Bir yerde ücretli olarak çalışıyorsanız hasbelkader bir iş sizin alanınızda olmasa bile gelir sizi bulabilir. Amiriniz veya arkadaşınız size yanaşarak; “sen bu işi bilirsin, hadi hocam, hadi kardeş, tuttuğunu koparıyorsun, sana güveniyorum” diyerek elindeki yükü üzerine bırakır ve böylece sorumluluk ve meşguliyetiniz artar. Böylece kendinize ve birinci derecede yakınlarınıza zaman ayıramaz duruma gelirsiniz.
Kızağa alınan idareciler
Özel sektörde birisi kızağa alınacaksa tazminatı verilir ve işten gerekirse çıkarılabilir ve olaya nokta konur. Kamuda çoğunlukla durum böyle olmuyor. Devlet memurunu işten çıkarmanın şartları zorlayıcı ve kanunlar genellikle işçi ve memur lehinedir. İşten çıkarılamayan kişilere bu sefer mobbing uygulanmaya başlar. Mesela bir yere yeni atanan bir idareci gelir gelmez, etrafındaki genel müdür, genel müdür yardımcılarını, daire başkanlarını, hatta şube müdürlerini bile değiştirmek ve kızağa almak ister. Özellikle bazı kamu kurumlarında daire başkanlarını kadrosu ile beraber görevden almak veya vermek çok kolaydır. Burada yöneticinin bir imzası yeterlidir. Bu işler bu kadar kolay olunca maalesef işini düzgün yapan da yapmayan da aynı ateşte yanabilmektedir. Bu şekilde görevden alınan daire başkanının odası ve aktif görevi de olmayınca, ya kurum danışmanı oluyor veya tanımlı bir yer ve işi yoksa işe gelmiyor. Örneğin bir kurumda yaklaşık 50-60 tane üst düzey idareci varsa bir yıl içinde belki iki üç defa görevden alınıyor yerine yenileri veriliyor, bazen de başka görevlere atanıyorlar. Bir üst düzey bürokratın mecbur kalmadıkça kurum idarecilerini görevden alması yanlıştır. Özlük haklarına sadık kalmak şartı ile yer değiştirmek olabilir, durduk yerde, suçsuz sebepsiz, kızağa çekmek, devlet onuruna ve geleneğine yakışmaz. İdareciler bilmelidirler ki üzerlerinde milletin ve devletin ağır bir emaneti vardır, emaneti layığıyla korumak bizatihi o amirin asli görevidir. Falan adam benim yakınım, filan adam benim dostumdur diyerek kurumu hallaç pamuğuna çevirmek kurum ciddiyeti ve disiplininde derin yaralar açar. Bir günde yapılan tahribat on yılda onarılamaz. Bu nedenle kamuda emanet üstlenen üst düzey bürokratlar kılı kırk yararak, adalet içerisinde, kanunlar çerçevesinde, çalışma barışını da göz önüne alarak, disiplini sağlamak adına, ciddiyet ve vakar içerisinde, hak ve hukuk dairesinde, yetkileri kadarıyla, hiç kimseyi dışlamadan, hor görmeden, adam kayırmadan, kurum içinde çalışan bürokratlarından tutun memur ve işçilerine kadar şefkat ve merhamet ile davranmalıdır. Yaptığı icraatlarda neticesinde yeri geldiğinde dostları ile beraber tanımadığı kişiler bile ondan övgü ile bahsetmelidirler. Bu duygu ve düşüncelerle çalışma hayatında kamuda veya özel sektörde emek veren başta üst düzey bürokratlar işçi ve memurlara gönüllerinden geçen duaların Rabbim tarafında kabul edilmesini temenni ediyorum. Mevla’m işini düzgün yapan memur ve işçi kardeşlerimize, her zaman halden anlayan, merhametli, güler yüzlü, ciddi, vakur, gayretli, paylaşımcı, ortak akıl ile hareket eden, sevilen, sayılan, çalışanını motive eden bir amir nasip eylesin. Amin.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.