Katliamın suçlusu 'Dini Siyasete alet edenler'
Prof. Dr. Ayhan Kaya, Norveç katliamı ile dikkat çeken Avrupa'da aşırı sağın yükselişini değerlendirdi.
Risale Haber - Haber Merkezi
Bilgi Üniversitesi'nden Prof. Dr. Ayhan Kaya, Norveç katliamı ile dikkat çeken Avrupa'da aşırı sağın yükselişini Radikal gazetesinde İpek Yezdani'ni ile yaptığı röportajda değerlendirdi.
Avrupa kamuoyu, geçen hafta ‘Müslümanları Avrupa’dan temizlemek için’ yapılan ve Norveç’i kana bulayan çifte terör saldırısıyla sarsıldı. Bu saldırı Avrupa’da korku siyasetinin ve Müslümanları ‘ötekileştirmenin’ kaçınılmaz bir sonucu olarak görülüyor. Daha önce Norveç’te de yaşamış olan Bilgi Üniversitesi Avrupa Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Ayhan Kaya, Batılı liderlerin bugüne dek kendi oy potansiyellerini arttırmak için ülkelerindeki yabancı düşmanlığı ve Müslüman karşıtlığını tetiklediklerini belirterek “Şimdi Batılı iktidarlar ektiklerini biçiyorlar” diyor.
Avrupa’da Müslüman kökenlilerin giderek daha da ‘ötekileştirildiğini’, işsizliğin, şiddetin, gerilimin sorumlusu olarak Müslümanların gösterilmeye başlandığını ifade eden Kaya, “Neoliberal devletler içerideki sosyo-ekonomik sorunlara çözüm bulamadıkça içeride bir düşman yaratıp Müslümanlara karşı bu düşmanlığın artmasına çanak tuttular, en sonunda Batılı kitleleri Müslüman kitleler karşısında mobilize etmeyi başardılar. Zaten Norveç’teki saldırıda da hedef, çokkültürlülüğe ve birlikte yaşamaya inanan, sol görüşlü, sosyal demokrat Norveçlilerdi” diyor.
Bu sorunun nasıl aşılabileceğini de belirten Kaya, "Bu sorunların özünde dinler arası farklılıklar varmış gibi gösteriliyor. Hlabuki bizim Abrahamik (İbrahimi) dinlerin ortak noktalarını öne çıkarmamız gerekiyor. Ayrıca farklılıkların öne çıkarıldığı bir dilin bir tarafa bırakılması, siyasetin dinsel ve kültüralist bir dil üzerine kurulmaması gerekiyor" dedi.
Prof. Dr. Ayhan Kaya ile yapılan röportaj metni:
Sağ 30 yıldır yükseliyor
Avrupa’da aşırı sağın bu derece yükseleceği öngörülebildi mi?
Avrupa’da aşırı sağın yükselişinin 30 yıllık bir geçmişi var. Bu süreç özellikle de neoliberal devletlerin ortaya çıkmasıyla bağlantılı. Arap-İsrail Savaşı’nın ardından OPEC ülkeleri Batı’ya petrol satışını kısıtladı, Avrupa kamuoyu da ortaya çıkan krizden Müslüman Arap ülkelerini sorumlu tuttu. 90’larda Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle Avrupa’daki devletler giderek daha fazla etnik milliyetçilik dalgasına kapıldı. 11 Eylül’den sonra ise Müslümanları ötekileştirme en yüksek seviyeye çıktı.
Yani neoliberal politikalar sonucunda meydana gelen sosyo-ekonomik problemlerin sorumlusu Müslümanlar olarak mı görülmeye başladı?
Tabii, küresel finansal krizin yoksullaştırdığı ülkelerde, işsizliğin, şiddetin, gerilimin sorumlusu olarak Müslümanlar gösterilmeye başlandı. “İçimizdeki yabancılar güvenliğimize, sosyal güvenliğimize, etnik homojenliğimize bir tehdit oluşturuyorlar” algısı ortaya çıktı. Neoliberal iktidarlar da içerideki mevcut sorunlara çözüm bulamadıklarından içeride düşman üretip yabancı karşıtı söylemleriyle buna çanak tuttu. Batılı kitleleri Müslüman kitleler karşısında mobilize etmeyi başardılar. Batılı liderler şimdi de ektiklerini biçiyor.
Müslüman karşıtlığı nasıl bu denli büyük bir terör saldırısına temel olabilecek hale geldi?
‘İslamofobia’ son yıllarda Batılı devletlerde ‘ana akım’ olmaya başladı. Fransa’da Le Pen’i, Almanya’daki, İsveç’teki, Norveç’teki aşırı sağcı grupları trans-nasyonal bir biçimde bir araya getiren ortak düşman artık İslam. Bu İslam karşıtı söylemi ve atmosferi oluşturanlar da muhafazakâr iktidarlar. Kendi oy potansiyellerini arttırmak için bunu kullanıyorlar. Geniş kitleleri kendi yanlarına çekmek için yabancıları ve Müslümanları düşman olarak lanse ettiler. Dikkat edin, bir Avrupa ülkesinde muhafazakâr Hıristiyan partiler iktidar olduğunda o ülkede ırkçı söylemler ve hareketler artar.
Bugünlerde herkesin birbirine sorduğu soru; “Bu olay nasıl oldu da Norveç gibi bir refah ve barış ülkesinde meydana geldi?”
Ben Norveç’te yaşadım, Norveç toplumu düşündüğünüzden daha milliyetçi. En az Türkler kadar milliyetçi. Ayrıca Norveç milliyetçiliği, İsveç emperyalizmine karşı örgütlenmiş, Hıristiyan değerleriyle çok fazla beslenmiş bir milliyetçiliktir. AB’ye bile üye olmamasının arkasında da böyle derin bir milliyetçilik yatıyor. Ayrıca petrol zengini bir ülke de olduğundan dolayı kendi kendine yetmiş, görece daha homojen bir toplum olarak kalmış. Ayrıca Kıta Avrupası’nda aşırı sağ hareketlerin örgütlenmesi yasaklanmıştır, ancak İsveç, Norveç gibi İskandinav ülkelerinde yasal bir engel olmadığından dolayı aşırı sağcılar daha rahat örgütlenebiliyorlar.
‘Tersine göç başladı’
Bundan sonra Avrupa’da aşırı sağın yükselişinin ve Müslüman karşıtlığının önüne geçilebilir mi peki?
Tabii, yabancı düşmanlığıyla örülü bu siyasal iklim artık sürdürülebilir değil. Avrupalı liderler de bu durumun artık daha fazla sürdürülemeyeceğinin farkına vardılar. Irkçılığın bu kadar egemen olduğu bir düzlem, beraberinde bir sürü sorunu da getiriyor. Örneğin Almanya’da artık tersine göç başladı, her yıl ortalama 4 bin kalifiye ve eğitimli Türk, Türkiye’ye iş aramaya geliyor. Oradaki ayrımcılıktan, ‘İslamofobia’dan gına gelmiş çünkü. Muhafazakâr partilerin kendilerine çok ciddi çekidüzen vermeleri gerekiyor.
Bu sorunu nasıl aşacaklar?
Bu atmosferden çıkışın bir anahtarı var: Yaşanmakta olan bu sorunların özünde dinler arasındaki farklılıklar varmış gibi gösteriliyor. Halbuki bizim dinler arasındaki farklılıkları değil, benzerlikleri ön plana çıkarmamız gerekiyor. Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam, bu üç semavi dinin de Abrahamik (İbrahimi) dinler olduğunu ve birbirine çok benzediğini unutmamalıyız. Benzerliklerin ön plana çıkarılması gerek. Dinler ve kültürler arası farklılıkları ön plana çıkaran dilin bir tarafa bırakılması, siyasetin dinsel ve kültüralist bir dil üzerine kurulmaması gerekiyor.
‘Türkiye’de de farklı olana tahammül yok’
Yabancıyı ve kendisi gibi olmayanı ‘ötekileştirme’ ve dışlama eğilimi sadece Avrupa’da rastlanan bir eğilim değil. Türkiye için de benzer bir eğilimden farklı kesimler için söz etmek mümkün mü?
Tabii, farklı olanı dışlama anlamında bizde de yaşananlar aslında Avrupa’dan çok farklı değil. Türkiye’de de toplumun bazı kesimlerinde Sünni-Müslüman-Türk olmayana yönelik ötekileştirme ve düşmanlık hissi duyma eğilimi var. Toplumda farklı olana tahammül edememe eğilimi de görüyoruz. Bu anlamda neoliberalizmin egemen olduğu tüm toplumlar birbirine benziyor.
