İsmail BERK
Dijital çağda gençleri anlamak
Dijital dönüşümün hız kazandırdığı, işletmelerin buna göre yazılımlarını ve teknolojilerini yenilediği, yapay zekânın bu süreçte meslek edinme, kariyer ve iş gücü istihdamında ciddi bir boşluk oluşturduğu ve bazı meslekleri devre dışı bıraktığı bir zamanda gençleri anlamak zor, karmaşık ve daha kritik hale gelmiştir.
Nitekim Dünya Ekonomik Forumu raporlarına göre işlerin yaklaşık dörtte biri dönüşüm sürecindedir ve yapay zekâ destekli beceriler hızla öne çıkmaktadır.
Bu nedenle konu, sadece bir tespit değil; aynı zamanda bir yön bulma meselesidir.
Bu konuda birçok ülke, gençlik politikalarını “gelecek becerileri” ekseninde yeniden yapılandırmaktadır.
Yeni kuşağın eğitimi, meslek edinmesi, kariyer planlaması, hayata tutunması ve nitelikli rekabet içerisinde iradeli bir davranış, tutum ve tutarlılık geliştirmesi oldukça zorlaşmaktadır.
Gelişim Psikolojisi ve Sosyal Psikoloji açısından “belirsizlik altında kimlik inşası” olarak dikkat çekmektedir.
Bu yapısal dönüşüm sonucu bireyin gelişimi ciddi bir problemle karşı karşıya.
Bu nedenle OECD ülkelerinde eğitim-istihdam uyumunu güçlendiren sistemler geliştirilmektedir.
Bu dönemdeki gençlik, alfabenin hangi harfiyle adlandırılırsa adlandırılsın, aslında bu tanımlamaların birer takma isim veya versiyon gibi algılanabileceği bir gerçeklik içindedir.
Ancak algının ötesinde gerçek olan şudur ki; bu çağın gençliği, birçok döneme, zamana ve tarihe kıyasla hem çok büyük avantajlara sahip hem de inanılmaz belirsizliklerin kıskacındadır.Bunalımın sarmalındadır. "İmanım tutuşmuş yanıyor." feryadı ile çağın dehşetini göz önüne seren Bediüzzaman, müthiş bir yangın ve alevleri göklere yükselen bir durum olarak tanımlar.
İşte Beck’in “risk toplumu” teorisi ile çalıştığı konu tamda bunun yansımasıdır.
Dolayısıyla mesele, bir kuşağı isimlendirmek değil; onu doğru anlamaktır.
Bu avantajların başında; bilişim ve teknolojiler sayesinde sanayi devriminden bu yana hayatı kolaylaştıran, hızı ve hazzı artıran dinamiklerin içinde bulunmaları gelmektedir.
Aynı zamanda küresel dünyanın küçük bir köy haline geldiği; ortak paylaşımların, değişkenlerin ve hatta savaşların bile canlı olarak izlenebildiği bir etkileşim ortamı söz konusudur.
Sosyolojide geçen McLuhan’ın “küresel köy” kavramı günümüzde dijital. olarak yaşanmaktadır.
Ancak tam da bu nedenle, bu ortamda iradeli davranmak oldukça güçleşmektedir.
Özellikle sosyal medyanın oluşturduğu bilgi yığnağı ve ezici etkisi; duygusal bölünmeyi artırmakta, enerjiyi tüketmekte, ilişkileri zayıflatmakta ve mahremiyeti bozarak ciddi bir aşınmaya neden olmaktadır.
Amerika Psikoloji Araştırmaları “dijital aşırı yüklenme” ve “karşılaştırma temelli stres”.olarak değerlendirmektedir.
Bu şartlar altında sağlam bir irade, iman, ahlak ve disipline sahip olunmadığı takdirde; sıradanlaşan ilişkiler ağı içinde aile olma, doğru eş seçme ve mahremiyeti koruma ciddi biçimde zorlaşmaktadır.
Başka bir ifadeyle, imkânlar arttıkça yön kaybı da artmaktadır.
Bu durum, modern toplumlarda “anlam krizi” olarak da ele alınmaktadır.
Avantajlarla dezavantajların iç içe geçtiği bu çağda; özellikle orta ölçekte kalkınan veya alt segmentte yer alan, sanayisini, kalkınma alanlarını ve demokrasisini tamamlayamamış toplumlarda durum daha da zorlaşmaktadır.
UNDP verileri, gelişmekte olan ülkelerde genç işsizliğinin daha yüksek olduğunu göstermektedir.
Özellikle doğu toplumlarında ve bazı devlet yapılarında; alışılagelmiş yetersizlikler, ekonomik çöküntüler, kaynakların rasyonel kullanılamaması ve zümre hâkimiyetine dayalı grup hiyerarşilerinin baskısı altında; çocuklar, yaşlılar ve eğitimle hayata tutunmaya çalışan gençler öncelikli dezavantajlı gruplar haline gelmektedir.
Bu durum, gençliği sadece bireysel değil; sistemsel bir baskı altında bırakmaktadır.
Gençliğin bir kesiminin hazır kaynaklar, tüketim lüksü ve kamuya kadar uzanan aile gelirleri veya emeğe dayalı ticari imkânlar sayesinde konfor içinde yaşadığı doğrudur.
Ama bunun bir azınlık olduğu da inkâr edilemez.
Buna karşılık, yükseköğrenime olan talebin azaldığı ya da üniversite bitirmenin bir işe girmek için yeterli olmadığı bir gerçeklik söz konusudur.
OECD raporları, diploma enflasyonu ve beceri uyumsuzluğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Ara eleman ihtiyacının arttığı; fakat enerjisini odaklayabilen, meslek seçiminde tutarlı olan ve emek gücüne inanarak sabırla çalışan genç sayısının azaldığı da açık bir vakadır.
Bu noktada Almanya'da uygulanan “çift sistem mesleki eğitim modeli” önemli bir örnek olarak öne çıkmaktadır. Eğitim ile iş dünyası entegre edilerek gençlerin istihdama geçişi kolaylaştırılmaktadır.
Çünkü piyasa şartları ve ekonomik imkanlar geçinmeyi zorlaştırmaktadır.
Bu durum, bir gencin umudunu ve geleceğe dair en önemli hayallerini kaygıya dönüştürmektedir.
Bu süreç, Anksiyete ve gençlik araştırmalarında yaygın olarak gözlemlenmektedir.
Sonuç olarak; üst kuşaklardan beklediği motivasyonu, manevi etkileşimi ve şefkatli yaklaşımı göremeyen; buna karşılık akranları arasında kıyasla öfkesi büyüyen, mağduriyetine çözüm bulamayan ve geçim şartlarının zorlaştığı bir ortamda yaşayan gençlik; asgari düzeyde bir aile, ev ve araç gibi temel hedeflere dahi ulaşamayacağına inanmaya başlamaktadır.
Bu algı, yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda psikolojik bir kırılmadır.
Bu algının getirdiği ümitsizlik; beraberinde sefahati, bunalımı, kaygıyı ve geleceğe dair umutların azalmasını doğurmaktadır.
Bu durum, Durkheim’ın “anomik toplum” kavramıyla açıklanabilir. Gelinen sonuçlar "Dünya büyük bir manevi buhran geçiriyor." diyen Bediüzzamanı doğrulamaktadır.
İşte tam bu noktada; gençliğin doğru anlaşılması, yapay zekâ tabanlı düşünme biçimlerinin ve bilgi dağarcığının doğru okunması ve dağınık yapıların bir disipline dönüştürülmesi için onlara örneklik teşkil edecek bir irade ortaya koymak hayati önem taşımaktadır.
Ancak bu iradenin en temel şartı; onları gerçekten anlamaya yönelmiş olmasıdır.
Yani çözüm, dayatmada değil; anlamadadır.
Peki, bu bağlamda üst kuşakların gençliğe karşı bu hassasiyeti; kamu, yükseköğrenim kurumları, meslek kuruluşları, aileler ve sivil toplum nezdinde sürdürülebilir, tutarlı ve entegre bir stratejik eylem planı ile desteklenebilmekte midir?
Maalesef bunu söylemek güçtür.
Oysa geleceğini gençliğe ve onların enerjisine bağlayan bir toplumsal hafıza inşası; bu krizi çözmenin temel anahtarlarından biridir.
Bu nedenle mesele, sadece gençlik değil; aynı zamanda bir gelecek meselesidir.
Bu süreçte gençlerin heyecanlarını, tepkilerini, etkilerini ve önceliklerini doğru analiz etmek; onları savrulmadan, manipülasyonlara maruz bırakmadan ve ideolojik yönlendirmelere hapsetmeden; daha evrensel, daha insani, daha demokrat ve daha özgürlükçü bir zeminde desteklemek gerekmektedir.
Bu destek; emek, ahlak ve huzur eksenli içeriklerle ve doğru yaklaşımlarla sağlanmalıdır.
Bu noktada Finland eğitim sistemi; bireysel gelişim, mutluluk ve beceri temelli öğrenme modeliyle örnek gösterilmektedir.
Elbette bu konunun klişe cevapları yoktur.
Aksine bu, başlı başına yeni bir durum tespiti, araştırma ve derin analiz gerektiren bir alandır.
Risale-i Nur ve Gençlik Rehberi üzerinden meseleye bakarsak;yapısal çerçeveler sunabilir, ancak içinin doldurulması uzmanlık, hassasiyet ve gerçek bir empati gerektirir.
Bu ise ancak şefkat yüklü, tanımlı, mesleki duyarlılığa sahip ekiplerin; güçlü bireyler yetiştirerek oluşturacağı kolektif bir şuur ve enerji ile mümkündür.
Bu noktada inisiyatif; 9–19 yaş grubunu anlayabilen, 20’li ve 30’lu yaş grubunun kendi içinde tutarlı ve entegre aksiyon alabildiği ve 40 yaş üstü kuşakların ise öncelikle anlama, empati ve destekleyici yaklaşım geliştirdiği bir yapı ile mümkün olabilir.
Bu yapı, kuşaklar arası bir denge ve iş birliği gerektirir.
Bu süreç; ince bir işçilik, sağlıklı bir sistem tasarımı ve yoğun bir odaklanma gerektirir.
Aynı zamanda gündemden düşmeden, sabırla, iman zemininde, ahlakla temellenmiş; ilim ve ihtisasla desteklenmiş bir disiplinle yürütülmelidir.
Bütün bu alanlar; ayrıca detaylandırılmalı, tanımlanmalı ve stratejik hedefler, iş planları, görev dağılımları ve ölçülebilir süreçlerle desteklenmelidir.
Bu süreçler; sosyal, kültürel, ekonomik, etik, insani ve psikolojik boyutları kapsayan; yeni üslup, ifade, içerik ve yöntemlerle birbirini tamamlayan bir yapı içinde ele alınmalıdır.
Peki, bu geniş yelpaze karşısında; gençlerle problemi olan, kuşak farkı yaşayan, ebeveyn olarak zorlanan ve sorumluluk hisseden herkes bu noktada ne söylemek ister?
Artık geçmişin kalıplarını, kategorilerini ve bugüne taşınamayan tecrübelerini bir kenara bırakma zamanı gelmiştir.
Gençleri anlamadığımıza dair söylemleri tekrar etmek yerine; sabırla, şefkatle ve sevgiyle onları anlamaya yönelmek gerekmektedir.
Onların geleceğine umut olacak maddi ve manevi bir iklim oluşturmak; sürdürülebilir bir ekosistem inşa etmek zorundayız.
Bu da ancak birlikte düşünerek, birlikte hareket ederek ve küçük adımlarla büyük hedeflere yürüyerek mümkün olabilir.
İyi tecrübeleri modellemek, fırsatları doğru kullanmak ve imkanları mümkün olana dönüştürmek bu sürecin temelidir.
Gençlerle yeniden; telkin yerine birlikte öğrenerek, dayatma yerine ortaklaşarak, eleştiri yerine ekip olarak ilerlemek mümkündür.
İşte bu nedenle; yeniden düşünmek, sorumluluk almak ve bu misyona katkı sunmak isteyen herkesi bu sürece davet ediyoruz.
Buyurun, yeniden düşünelim.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.