İnsanın korktuğu şey başına mı gelir?

İnsanın korktuğu şey başına mı gelir?

Korkularımız zamanla Dua yerine mi geçer? Sürekli düşündüğümüz aklımıza gelen korkularımız bir zaman sonra Duaya mı döner?

"Korku" ve "dua" kelimelerinin lügat manalarıyla işe başlayalım:

Korku, bir tehlike veya tehlike ihtimali karşısında duyulan ürkütücü duygu, endişe, kaygı.

Dua ise, acz, fakr ve ihtiyacını şuurluca ortaya koyarak Allah’a yalvarma, bir şeyin olmasını veya olmamasını O’ndan isteme, yakarış, niyaz.

Cenab-ı Hak bizim içimize korku hissini iki sebeple vermiş:

Birincisi, yaşadığımız dünyada başımıza veya sevdiklerimizin başına gelebilecek maddi veya manevi sıkıntılardan uzak duralım ve gerekli tedbirlerimizi alalım, ihtiyatlı olalım ki hayatımızı ve hayat vazifelerimize devam edelim.

İkincisi ve en önemlisi, çok kısa bir zaman sonra ebedi aleme intikal edeceğimiz şuuruyla, orada başımıza gelebilecek ebedi felaketlerden korunmak için, bu dünyada bir ürperti hissedelim de Allah’ın bizden istediklerini harfiyen yerine getirmeye gayret edelim.

Her konuda olduğu gibi, bir Müslüman sırat-ı müstakimde olmalı, ana caddeden ayrılmamalı ve ifrat ile tefritten kaçınmalı.

Ne korku onu esir alıp elini ve kolunu bağlamalı ve ne korkusuzluk veya yüzde yüz nefsine itimad edip, “Bana bir şey olmaz.” diye kendine çok güvenmeli.

İnsan gerek bu dünyada Allah’ın var ettiği sebeplere sarılarak, gerek ahireti için Kur'an ve sünnetin çizdiği yolda yürüyerek, havf ve reca, yani korku ve ümit arasında orta yolda yürümelidir.

Dua ise, yukarıda da belirtildiği gibi, acz ve fakrımızı bilerek, evvela sebepleri yerine getirip ardından Allah’a şuurluca iltica etmemiz ve yakarmamızdır, o şeyi Allah’tan niyaz etmemizdir.

"Bir şeyden korkmamız onu başımıza getirir, o dua yerine geçer." diye bir şey olmaz.

Ancak, bir şeyden korkuyorsak, çekiniyorsak biz hem sebeplere sarılarak o şeye karşı tedbirimizi almalıyız hem de Allah’a tevekkül edip ona dua ile iltica etmeliyiz. Bunlardan birini eksik yaparsak, hem sebeplerin hem de Allah’ın korumasından muaf olacağımız için, muhtemelen korktuğumuz başımıza gelecektir. Mesela;

Yağmurdan, gök gürültüsünden korkuyorum diyen insan, evvela yanına şemsiyesini almalı, sonra Allah’ı tesbih ve tekbir edip ona iltica etmeli ve öyle sokağa çıkmalı.

İmtihandan korkan talebe, evvela dersine iyi çalışmalı, sonra gene Allah’a iltica edip imtihana besmele ile başlamalı.

Araba kullanmaktan korkan biri, iyi araba kullanmayı öğrenmeli, iyice direksiyon dersi almalı, sonra gene arabasına binerken, besmele ile binmeli.

Misalleri sonsuz çoğaltabiliriz; evvela sebeplere sarılmalı, sonra Allah’a tevekkül ederek iltica etmeliyiz.

Aynen bunun gibi, cehennem korkusu olan insan da evvela başta en büyük günahlar olmak üzere bütün günahlardan sakınmalı, başta namaz ibadeti olmak bütün ibadetleri zamanında ve gereği gibi yerine getirmeli, sonra gene Allah’a tevekkül ederek kusur ve eksiklikleri için O’na tövbe istiğfar ile iltica etmeli.

Sorularla İslamiyet

HABERE YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.