Habibi Nacar YILMAZ
Şeytan, Hakan Taha Alp'i Nereden Yakalamış?-1
Hani anlatırlar ya, şeytan bir veli zâta yaklaşıp:"Ey falanca! Namaz senden sakıt oldu artık." demiş. Bu veli zât da tuzağı hemen anlamış ve şeytana:"Ey mel'un! Hazret-i Peygamber Aleyhisselamdan sakıt olmayan namaz, benden mi sakıt oldu, defol git!" demiş.
Demek, şeytanın ve avanelerinin her insana yaklaşım tarafı, yeri, fısıldama şekli farklı oluyor. Hatta ifsad şebekeleri, insan adedince tarz geliştirmiş de diyebiliriz.
Bazı aldanışların altında, haza cehalet yatıyor. Mesela, ateizm derneği kurmuş üç kişiyi bir programda dinliyorum. Eski bir program. "Hayatın anlamı nedir?" sualine karşı birisi diyor ki "Bizim DNA yapımız, ağaçlara benziyor. Demek ki biz de ağaç gibi yere düşüp çürüyeceğiz, bir gayemiz yok." Cehalete bakar mısınız? Ağacın ne suçu varsa, onu bile gayesizlikle suçluyor.
Din ile de alakası olmayan sunucu, diğer birine:"Bu âlemi yapan bir zât olmalı değil mi?" diye soruyor. O kişi de cevaben: "Kanunlar var, kâinatı kanunlar idare ediyor." diyor. Bu sefer de sunucu:"Kanun varsa, kanunu koyan biri olmalı değil mi?" diyor. Arkadaş cevaben: "O zaman, kanunu koyanı kim var etti?" diyor. Mümkin ile vacibi kıyaslıyor ve haza cehaletini gösteriyor.
Sonunda sunucu üçünün de inanmama gerekçelerinin farklı olduğunu görünce: "Demek ki sizin gibilerin çokluğunun bir kıymeti yok. Siz birbirinize güç veremiyorsunuz." dedi. Küfürdeki çokluğun bir anlamı olmadığını sunucu da gördü ve bu çokluğun bir anlamı olmayışının nurlardaki geniş şekilde ispat ve izahını, onlara bir cümle ile özetlemiş oldu. Nurlardan haberi bile olmayan birinin bu sözü gösteriyor ki akıl için yol birdir.
Evet, bazılarının inkârlarının altında tam da bu cehalet yatıyor ama bazıları da ilimlerinin kurbanı olabiliyor. Şeytan, onları cehaletlerini kullanarak değil; ilimlerini kullanarak müdhike ediyor. Özellikle, İslâmî ilimlerin geçmişi tam bir çöplük. Mutezilisinden tut cebriyesine; uydurmacısından tut felsefecisine kadar her türlü fikrin arz-ı endam ettiği bu çöplükte, ne kadar gezinirsen aklın o kadar yaralanıyor. Bugün özellikle ilâhiyat camiasının hâl-i pürmelâl durumu, bunun en berrak ispatı. Yeni bir şey yok. Adam, akademisyenliğinde yükselmek için, eskide kalmış, cevapları verilmiş bazı sakat fikirleri karıştırıyor; karıştırdıkça da titri alıyor. Biz de yeni bir şey söylüyor zannediyoruz.
Halbuki bu sakat fikirlerin hepsinin cevabı verilmiş. Hatta mihnede (Kur'an'ın mahluk olup olmamasının tartışılma olayı)olduğu gibi, çoğu fikirlerin bedeli de ödenmiş.
Başlıkta verdiğimiz ve dini konularda yetkin ve müellif de olan Hakan Taha Alp arkadaşı,daha önceki birkaç yazımızda belirttiğim gibi, az da olsa dinlemeye devam ediyorum. Şeytan, bu arkadaşı, bilgisinden ve güya "Kur'an'a tarafsız bakalım." munis yaklaşımı ile yakalamış. Arkadaşın, bir konuşmasında Hz. Peygamberin bir uygulaması ile ilgili verdiği bilgiyi, iki kaynakla test ettiğimde yanlış çıkmıştı. Hatta kendi verdiği kaynakta bile onun anlattığı gibi anlatılmıyordu. Ondan sonra, ihtiyatla yaklaşmaya başladım arkadaşa.
Fakat başka iki konuşmasını dinlerken, onun adına biraz utandım ve yüzüm kızardı doğrusu. Bu kadar birikimi olan biri "Peygamberler de felsefeciler gibi olmalı, onların beğendiğimiz fikirlerini almalıyız; beğenmediklerimizi almamalıyız." diyebilir mi? Hem felsefeciler cihad etmediği gibi, peygamberler de cihad etmemeli; kimseye kendi fikirlerini yaymaya çalışmamalı imiş, bu arkadaşa göre. Ya arkadaş, âyetle sabit olan, peygamberler vahiyden başka bir şey konuşmadıklarından habersiz olamazsın herhalde.O kadar birikimin var; bu, kendi ifadelerinden anlaşılıyor. Vahiyle konuşan Peygamberlerin, beğenmediğimiz fikirleri mi olur ki böyle bir tercihte bulunalım? Kusura bakma ama böyle bir hadsiz ve absürd teklifi, cahil biri söylese, belki tahammül edilir ama irtidat kokan böyle bir fikrin borazanlığı sana mı düştü veya bu sana, klasına yakıştı mı? Bunu ifade ederken vicdanının bir yerinde bir cızırtı dahi duymadın mı?
Fakat acele etmeyelim, bu arkadaşın konuştukları arasında daha vahimleri de var. İlgili videosunun yorumlar kısmına da yazdım bu anlattıklarımı.Risale-i Nurlara saygısı veya tahminen ve anladığım kadarıyla okumuşluğu da var belki ama nasibine düşeni almadığı açık. Yoksa, nurların okuyucusunun zihninde hiçbir tortu kalmaz; böyle hadsizlik kokan tekliflerde de bulunmaz. "Bu risaleleri ve bu dersleri anlayarak ve kabul ederek okuyan, bu zamanın mühim ve hakikatli bir âlimi olabilir." manası, biraz da buraya bakıyor.
Baksana âlim ama adamın zihni, itikadî noktalarda en azından berraklığını kaybetmiş. Son,ancak sonunu dinleyebildiğim konuşmasında ise, önce Hazret-i Peygamber Mekke'de niye mu'cize göstermedi, diye soruyor. Şakk-ı Kamer mu'cizesini bir çırpıda inkâr ettikten sonra da Kur'an'a tarafsız gözle bakmayı teklif ediyor bu arkadaşımız. "Sarfe" görüşünden bahsederek geçmişte bazı âlimlerin bu şekilde düşündüğünü ifade ediyor.Bunu da Kur'an'a nazire yapılabileceğine delil gösteriyor. Halbuki sarfe görüşü tam tersi, Kur'an'a nazire olamayacağının İlâhî bir garantisi olarak dile getirilmiş bir mezhebî görüş. Yani,onun dediği gibi değil.
İşte, şeytanın asıl tuzağı da burada başlıyor. "Kur'an'a ne Allah'ın ne de beşerin kelamı olarak değil, tarafsız gözle bakalım." dediniz mi artık teslim olunmuştur. Ve bundan sonra söylediklerin de şeytan hesabınadır.Bir kere tuzağa düşmüşsün, oyuna gelmişsindir.
Arkadaşımız, zamanında, müşriklerin Kur'an karşısındaki çaresizliklerine bir umut bir şey çıkar mı diye Hazret-i Peygamber'e atfen dile getirdikleri ve Nahl Sûresinin "Şüphesiz biliyoruz ki onlar "Kur'an'ı ona ancak bir insan öğretiyor." diyorlar. Halbuki o nispet ettikleri kimsenin lisanı yabancıdır. Bu ise, apaçık Arapça bir lisandır." mealindeki 103. Âyetinde cevabı verilen meselede, müşriklerin avukatlığı adına çıkarımlarda bulunmaya başlıyor. Hem de âyete de yer vermeden. Zamanında çürütülmüş, iddia sahiplerini bile utandırmış bu çürük, silik, esassız ve vâhi iddiayı "Şöyle bir düşünelim, niye mümkün olmasına" çevirmeye çalışmak; hangi çürük, gayr-i sahih ve irticaî aklın ürünü olabilir acaba? Maalesef ki güya âlim birinin aklına gelmiş ve ciddi ciddi konuşuyor.Bir sürü ateist, deist, densiz, dengesiz dinledim ama hiçbirinde böyle bir iddiayı duymadım, cesaret edememişler.
Maalesef ki böyle sefil konuşmaların cevabı da elife mertek diyecek seviyede bir ilme; fakat Risale-i Nur talebesi olmaya çalışan bu fakire düşüyor.Arapçanın yanında bir sürü kelâm kitabı tahsil etmiş ve şimdi güya Kur'an'a tarafsız gözle bakmak hastalığına müptela bu arkadaşa, eğer gerçekten anlattıklarına inanıyor ve kalbî taraftarlığı varsa; acilen 15. Söz'ün Zeyli olarak geçen, ayrıca Mektubat'ta var olan "Hüccet'ül Kur'an Aleş'şeytan ve Hizbihi" bahsini okumasını ve iyice mütalaa etmesini tavsiye ediyorum.
Gerçekten üstad o bahislerde,"Kur'an'a ne Allah'ın kelâmı ne de beşer kelâmı olarak bakmak" mümkün mü, bütün mukadder sualleriyle beraber, mantık kuralları ile genişçe irdeliyor ve müstakim cevaplarını veriyor.
Evet dostlar, hem Hazret-i Peygamber, Kur'an'ı bir köleden talim ediyor meselesi ve bunun vaki olmadığı hem de Kur'an'a tarafsız bir gözle bakılamayacağının izahını ikinci yazımıza bırakalım.
Selam ve dua ile.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.