Hayatımda İz Bırakan Bir Şefkat Yolculuğu: Fadime Feriha Ergül

[Batıkent’ten hayatıma, hayatımdan yarınlara kalan bir vefa hatırası]

BİR GAZETE İLANIYLA BAŞLAYAN YOLCULUK

İnsan hayatının hangi küçük karşılaşmayla değişeceğini önceden bilemez. Hayatın sıradan bir günü içinde okunan birkaç satır, insanın önünde hiç düşünmediği yeni bir kapı açabilir.

Benim için YASEM’le başlayan hikâyenin ilk izlerinden biri, bir gazete ilanında karşıma çıkan “Kendini Tanıma Yolculuğu” eğitimiydi.

O yıllarda bu birkaç kelimenin hayatımda nasıl bir karşılık bulacağını elbette bilmiyordum.

Sadece kendimi daha iyi tanımak, iç dünyamı keşfetmek, öğrenmek, kendimi geliştirmek ve “kendini bilen Rabbini bilir.” karşılığı merak eden ve sözün peşinden koşma düşüncesiyle eğitime başvurdum. Bazı yollar vardır ki insan o yola ilk adımını attığında nereye varacağını bilmez. Ben de bilmiyordum. Bir eğitim için yaptığım başvuru, zamanla beni farklı bir dünyanın içine taşıdı.

Önce “Kendini Tanıma Yolculuğu” eğitiminin katılımcısı oldum.

Sonra o eğitim ortamında tanıdığım insanlar, edindiğim tecrübeler ve karşılaştığım yeni imkânlarla yolum biraz daha genişledi.

Derken hayatımda hiç planlamadığım bir başka kapı açıldı. Başlangıçta yalnızca kendimi tanımak için çıktığım yolculuk, başkalarının eğitimine, gelişimine ve hayatına katkı sunmaya çalıştığım bir yolculuğa dönüştü.

Bugün geriye dönüp baktığımda, bu süreç benim için aynı zamanda kendimi yeniden tanımanın, insanları tanımanın, iletişimi öğrenmenin, aileyi ve toplumu farklı bir gözle görmenin ve kendi hayat yapılanmamın önemli duraklarından biriymiş.

Bir gazete ilanında karşıma çıkan birkaç kelime…

Bir eğitim başvurusu…

Bir eğitim ve sosyal merkezi…

Sonra koordinatörlük…

Ve bütün bunların içinde karşıma çıkan güzel insanlar…

İşte Feriha Abla da bu yolculuğun en kıymetli isimlerinden biri oldu.

O yüzden bugün Feriha Abla’yı anarken, yalnızca geçmişte birlikte yaşadığımız güzel günleri değil, hayatımın yönünü değiştiren o ilk adımı da hatırlıyorum. Çünkü bazen insan bir eğitime başvurduğunu sanır.

Aslında hayatının yeni bir bölümüne başvurmuştur.

Benim için YASEM’deki o dönem biraz da böyleydi.

Kendini tanımak için çıktığım yol, insanı tanımaya; insanı tanımaya başladığım yol ise kendimi yeniden inşa etmeye dönüştü.

Ve bu yolun içinde Feriha Abla’nın emeği, sıcaklığı, nezâketi, tebessümü, samimiyeti ve şefkati ayrı bir yer tuttu.

2000’li yılların başlarında Ankara Batıkent’te, YASEM/Yeni Yüzyıl Aile Sosyal Eğitim Merkezi çevresinde oluşan o atmosferi bugün düşündüğümde, oranın yalnızca bir eğitim merkezi olmadığını görüyorum.

Orası bizim için adeta bir hayat okulu idi.

YASEM’in 2003 yılında başlayan faaliyetlerinde çocuklara, gençlere, hanımlara ve ailelere yönelik çok çeşitli eğitim programları gerçekleştirmesi; Risale-i Nur'u değişen şartlara uygun müzakereli program uyguladığı, il ve ilçede faaliyet göstermekteydi.

Bu tabloya bugün baktığımda, o dönemin bizim için ne kadar farklı bir anlam taşıdığını daha iyi anlıyorum.

Çünkü mesele yalnızca bir eğitim programına katılmak değildi. Mesele, insanın kendisini geliştirebileceği bir çevrenin içinde bulunmasıydı.

İletişim eğitimleri vardı. Aile içi iletişim çalışmaları vardı.

“Kendini Tanıma Yolculuğu” diyebileceğimiz eğitimler vardı.

Diksiyon vardı.

Hızlı okuma vardı.

Hafıza geliştirme ve öğrenme teknikleri vardı.

Sosyal ve kültürel faaliyetler vardı.

Fakat bütün bunların ötesinde, insanı insana yaklaştıran bir ruh vardı.

Aileler bir araya geliyordu.

Anneler geliyordu.

Babalar geliyordu.

Çocuklar geliyordu.

Dedeler, nineler, gençler ve farklı yaş gruplarından insanlar aynı atmosferi paylaşıyordu.

Kahvaltılar yapılıyordu.

Geziler düzenleniyordu.

Yaz kursları yapılıyordu.

Çocukların doğum günleri birlikte kutlanıyordu.

Aile buluşmaları gerçekleştiriliyordu.

Bunlar bugün bize sıradan eğitim başlıkları gibi görünebilir.

Fakat o yılların şartları içinde düşünüldüğünde, insanın kendisini tanımasına, öğrenme kapasitesini geliştirmesine, iletişim becerisini güçlendirmesine ve aile hayatına farklı bir gözle bakmasına yönelik bu çalışmaların önemli bir tarafı vardı.

YASEM’in faaliyetlerinin yalnızca tek bir yaş grubuna yönelik olmadığı; çocuklardan gençlere, hanımlardan ailelere kadar geniş bir kitleye ulaştığı;

Eğitim ile sosyal hayat, bilgi ile muhabbet, öğrenme ile paylaşma aynı zeminde buluşuyordu.

Bugün geriye dönüp baktığımda, bunun aslında ne kadar kıymetli bir sosyal model olduğunu daha iyi anlıyorum.

Çünkü orada sadece bilgi aktarılmıyordu; insan yetiştiriliyordu.

Sadece eğitim verilmiyordu; irtibat kuruluyordu.

Sadece etkinlik yapılmıyordu; hatıra biriktiriliyor şahs-ı manevi oluşuyordu.

Ve en önemlisi, insanlar birbirlerinin hayatına dokunuyordu.

Böyle bir atmosfer kendiliğinden oluşmaz.

Ben o yılları düşündüğümde Feriha Abla’nın yanında Nurcan’ı, Aynur’u, Nevin Abla’yı ve daha nice isimsiz gönüllü emeğini de hatırlıyorum.

Herkesin ayrı bir katkısı vardı. Kimi organizasyonun içinde görünürdü. Kimi çocuklarla ilgilenirdi.

Kimi eğitimlerin düzenine katkı sağlardı. Kimi gelen insanlarla ilgilenirdi.

Kimi sofrayı kurardı. Kimi bir problemi çözerdi.

Kimi sadece: “Hoş geldin.” derdi. Bir “Hoş geldin” bile insanın hayatında unutulmaz bir iz bırakabilir.

Feriha Abla’nın bende bıraktığı iz tam olarak burada başlıyor.

O benim için yalnızca bir organizasyonun, bir eğitim ortamının veya sosyal faaliyetlerin içinde bulunan bir isim değildi. Ben onu daha çok insana yaklaşma biçimiyle hatırlıyorum

Bir abla gibi...Yakın… İlgili...Koruyucu…Dinleyen...Cesaretlendiren...
İnsanın kendisini yanında rahat hissedebildiği bir sıcaklık taşıyan...

Bugün yıllar sonra dönüp baktığımda, onun bana hissettirdiği bu duygunun değerini daha iyi anlıyorum.

Çünkü insan büyüdükçe şunu fark ediyor: Bazı insanlar size bilgi verir.
Bazı insanlar size imkân verir. Bazı insanlar ise bütün bunların ötesinde size kendinize inanma duygusu verir. Feriha Abla’nın benim hayatımdaki yeri biraz da buydu.O, insanları sadece programa gelen kişiler olarak görmüyordu.

İnsanı insan olarak görüyor, gönül sıcaklığıyla gerçek uhuvveti yaşatıyordu.

Feriha Abla’nın bende bıraktığı en güçlü duygu şefkat, nezâketi ve hoşgörüsüdür. Bunlar duygusal bir yakınlık değildi.

İnsanı olduğu hâliyle kabul eden… Onu küçümsemeyen…Eksikliğini yüzüne vurmayan…

Gelişmesine alan açan…

Yanında olduğunu hissettiren…

Bir abla gibi sahiplenen…

Bir anne gibi koruyan…

Ve bütün bunları yaparken kendisini merkeze koymayan bir şefkat kahramanı.

Bu yüzden bugün Feriha Abla’yı düşündüğümde aklıma yalnızca belirli bir olay gelmiyor.

Bir şefkat atmosferi geliyor. Bir insanın yanında kendisini güvende hissetmesi geliyor. Bir ablanın “Sen yapabilirsin” duygusunu hissettirmesi geliyor. Bir annenin çocuğuna bakışı gibi, insanın eksiklerini değil imkânlarını görmesi geliyor. Bugün kendi hayatıma, düşünce dünyama, eğitim anlayışıma ve insan ilişkilerime baktığımda, geçmişte yaşadığım bazı tecrübelerin bende ne kadar derin izler bıraktığını daha iyi görüyorum.

İnsan kendisini tek başına inşa etmiyor. Hayatımızda bazı insanlar vardır; bize bir cümle söylerler ve o cümle yıllarca bizimle yürür. Bazıları bize bir davranış gösterir ve biz farkında olmadan o davranışı hayatımıza taşırız. Bazıları bize sevginin nasıl gösterileceğini öğretir.

Bazıları sabrın ne olduğunu. Bazıları nezaketin. Bazıları fedakârlığın. Bazıları ise şefkatin.

Feriha Abla benim için bu sonuncusunun insan hâline gelmiş örneklerinden biriydi.

Bugün “Ben nasıl bir insan olmak istiyorum?” diye düşündüğümde, geçmişte bana iyilik yapan insanları da hatırlıyorum. Çünkü insanın tekâmül yolculuğu sadece kitaplardan ve eğitimlerden oluşmuyor.

İnsan, gördüğü güzel örneklerle de yetişiyor.

Bazen bir kitap öğretir.

Bazen bir Üstad.

Bazen bir hoca.

Bazen bir arkadaş.

Bazen bir anne.

Bazen bir abla.

Feriha Abla da benim hayatımda, farkında olarak veya olmayarak, öğreten ablalarımızdan biri oldu.

O yıllarda iletişim, diksiyon, hızlı okuma, hafıza geliştirme, kendini tanıma gibi eğitimler yapılıyordu.

Bugün bunları düşündüğümde, aslında bütün bu eğitimlerin arkasında daha büyük bir eğitim olduğunu fark ediyorum:

İnsan olma eğitimi.

İyi iletişim kurmak…

Karşındakini dinlemek…

Aileyi anlamak…

Çocuğa değer vermek…

Büyüğe hürmet etmek…

Farklı insanlarla aynı ortamı paylaşabilmek…

Kendini tanımaya çalışmak…

Başkalarının hayatına faydalı olmak…

Bunların hepsi bir insanın gerçek gelişiminin parçalarıydı.

Bugünkü ifadeyle belki “kişisel gelişim” diyebiliriz. Bugün bunun daha derin bir tarafını görüyorum:

Kişisel gelişimin ötesinde bir şahsiyet gelişimi vardı.

Ve o şahsiyet gelişiminin merkezinde bilgi kadar muhabbet, şefkat, imanlı fazilet, nezaket ve hizmet bulunuyordu. Çocuklar için yapılan etkinlikleri düşündüğümde ayrı bir pencere açılıyor önümde.

Bir doğum günü…

Bir yaz kursu…

Bir gezi…

Bir kahvaltı…

Bir aile buluşması…

Çocukların heyecanı…

Annelerin telaşı…

Babaların katkısı…

Dedelerin ve ninelerin varlığı…

Bugün belki küçük görünen bu anlar, aslında çocukların hafızasında çok büyük yerler kaplıyor.

Çünkü çocukların hafızasında sadece verilen eğitim kalmaz.

Kendisine nasıl davranıldığı kalır.

Kendisini değerli hissettiği ortamlar kalır.

Birlikte gülmeler kalır.

Bir sofranın sıcaklığı kalır.

Bir büyüğün sevgisi kalır.

Bir ablanın şefkati kalır.

Ve yıllar sonra insan yetişkin olduğunda, kendi çocuklarına, kendi ailesine ve çevresine o gördüğü güzelliklerden bir parça taşır. Kızım,oğlum ve eşimle birlikte aldığımız eğitim ve sosyal çevrenin gelişimimize çok katkılar yaptığını şimdiki sohbetlerimizin konusu oluyor. İşte bu yüzden geçmişte yapılan bazı küçük faaliyetler, aslında geleceğe bırakılmış büyük tohumlardır.

Yapılan eğitim ve sosyal faaliyetlerde başka bir gerçek var ki, binlerce kişinin her biri bir hayat.

Her biri bir aile...
Bir anne...
Bir baba...
Bir çocuk...
Bir genç...
Bir hikâye...
Bir umut...
Bir gelecek...

Ve o hayatların bazılarına dokunan insanlar vardı.

Feriha Abla da benim hayatıma dokunan o insanlardan biriydi.

Ben bugün Feriha Abla’yı sadece geçmişte yaşanmış güzel günlerin hatırası olarak anmak istemiyorum.

Onun bende bıraktığı şeyi bir miras olarak görüyorum.

Bu miras maddi bir miras değil.

Bir düşünce mirası.

Bir davranış mirası.

Bir şefkat mirası.

Bir vefa mirası.

Bir insan yetiştirme mirası.

Ve belki en önemlisi:

İnsanın hayatına dokunmanın ne kadar büyük bir hizmet olduğunu gösteren bir miras.

Bazı insanlar bir bina yapar.

Bazıları bir kurum kurar.

Bazıları kitap yazar.

Bazıları büyük projelere imza atar.

Bazı insanlar da insanların kalbinde görünmeyen yapılar kurar.

Feriha Abla’nın bende kurduğu yapı böyle bir şeydi. Belki adına bir tabela asılmadı.

Belki bir sertifikası olmadı.

Belki büyük bir kürsüde anlatılmadı. Benim hayat sayfamda yeri var.

Ve insanın hayat sayfasındaki bazı isimler, herhangi bir resmî kayıttan daha kalıcıdır. İnsan gençken kendisine yapılan iyiliklerin tamamını fark edemiyor. Çünkü hayatın içindeyken, hayatın anlamını bütünüyle göremiyoruz.

Yıllar geçiyor. İnsan değişiyor. Düşünüyor. Okuyor. Araştırıyor.

Kendi hayatını anlamlandırmaya çalışıyor. Sonra geriye dönüyor ve şöyle diyor:

“Meğer o günler beni de yetiştiriyormuş.”

“Meğer o insanlar benim hayatımın bir parçasını inşa ediyormuş.”

“Meğer o küçük etkinliklerin her birinin bende bir karşılığı varmış.”

Ben bugün Feriha Abla’yı düşündüğümde tam olarak bunu hissediyorum.

Meğer o yıllar sadece geçmişim değilmiş.

Bugünkü benliğimin bazı taşları orada döşenmiş.

Bugünkü insan ilişkilerimin bazı temelleri orada atılmış. Bugünkü şefkat anlayışımın bazı nüveleri orada oluşmuş.

Ve bugün hâlâ insan, eğitim, aile, iletişim, tefekkür ve tekâmül üzerine düşündüğümde, o yılların izlerini kendi düşünce dünyamın içinde görüyorum. Risale-i Nur perspektifinden baktığımda şefkatin insanı dönüştüren çok özel bir tarafı olduğunu düşünüyorum. Şefkat, insanı kendisinden çıkarıp başkasının derdiyle ilgilenmeye götürüyor.

Bir annenin çocuğu için duyduğu şefkatte olduğu gibi…Bir öğretmenin öğrencisinin geleceği için gösterdiği gayrette olduğu gibi… Bir ablanın kendisinden küçük olanlara sahip çıkmasında olduğu gibi…

Bir insanın başka bir insanın hayatına yük olmadan, fakat gerektiğinde yükünü paylaşarak yanında durmasında olduğu gibi…

Feriha Abla’nın şahsında benim gördüğüm şey tam da buydu: Gösterişsiz bir şefkat kahramanlığı.

O, kendisini kahraman ilan etmeden kahramanca yaşadı. En güzel kahramanlık da budur.

Bugün teknoloji çağındayız. İletişim araçlarımız çoğaldı.

Fakat gerçek iletişim azaldı. Bilgiye ulaşmak kolaylaştı. Bilgiyi hikmete dönüştürmek zorlaştı.

İnsanların birbirine ulaşması kolaylaştı. Birbirlerinin gönlüne ulaşmaları zorlaştı.

Tam da bu nedenle Batıkent’teki o yılların bize öğreteceği çok şey var.

Aileyi merkeze alan…

Çocuğu önemseyen…

Anneyi destekleyen…

Babayı sürece dahil eden…

Dedeyi, nineyi dışarıda bırakmayan…

Eğitim ile sosyal hayatı buluşturan…

Bilgi ile muhabbeti birleştiren…

İnsanı yalnızca “katılımcı” değil, değerli bir insan olarak gören bir anlayış…

Bugünün dünyasının buna her zamankinden daha fazla ihtiyacı var.

Belki gelecekte yapılacak en güzel sosyal projelerden biri de budur:

İnsanları yeniden aynı sofranın etrafında buluşturmak.

Bugün bu satırları yazarken yalnız Feriha Abla’ya değil, o dönemin bütün gönüllülerine de teşekkür etmek istiyorum.

Feriha Abla’ya… Nurcan’a…Aynur’a…Ve isimlerini tek tek hatırlayamadığım, fakat emekleri o günlerin atmosferine karışmış bütün güzel insanlara…

Hepinizin emeğinde benim hayatımdan bir parça var.

Bugün geriye baktığımda görüyorum ki: Sizler bir neslin hatırasını ve bazı insanların hayatını şekillendirdiniz.

Ve kendi adıma şunu söylemek istiyorum:

Teşekkür ederim.

Bana verdiğiniz eğitimlerden önce, bana hissettirdiğiniz insanlık için…Beni dinlediğiniz için…Bana güvendiğiniz için…Beni olduğum hâlimle kabul ettiğiniz için…Ve en önemlisi, bana şefkatin sadece bir duygu değil, bir hayat tarzı olduğunu gösterdiğiniz için…Teşekkür ederim Feriha Abla.

İnsanlar ölür. Mekânlar değişir. Binalar yıkılır veya başka amaçlarla kullanılır.

Programlar sona erer. Çocuklar büyür. Gençler yaşlanır. Hayat başka yönlere akar. Bazı insanlar hayatımızdan silinmez.

Çünkü onlar hayatımızın bir yerine değil, kalbimizin bir yerine dokunmuşlardır.

Feriha Abla benim için böyle bir isim.

Ben onu sadece “Batıkent’teki yıllardan tanıdığım bir abla” olarak hatırlamayacağım.

Onu; hayatımın yapılanmasında emeği olan, tekâmül yolculuğumda izi bulunan,

anne şefkatini ve abla sahiplenmesini hissettiren,

insanın yetişmesinde sevgi ve güvenin ne kadar önemli olduğunu gösteren,

gerçek bir şefkat kahramanı

olarak hatırlayacağım.

Belki hayatımın ilerleyen yıllarında kendimde gördüğüm güzel bir davranışın nereden geldiğini düşündüğümde, onun izini fark edeceğim.

Belki bir çocuğa şefkatle yaklaşırken…

Belki bir insanı dinlerken…

Belki bir aileyi bir arada tutmaya çalışırken…

Belki bir eğitim programında…

Belki bir sofrada insanları buluştururken…

İçimden şöyle diyeceğim:

“Feriha Abla’nın da bunda bir emeği var.” İşte insanın gerçek mirası budur.

İsminin bir yerde yazılması değil…İyiliğinin başka bir insanın davranışında yaşamaya devam etmesi.

BİR VEFA DUASI

Sevgili Feriha Abla,

Sen benim hayatımın bir döneminde vardın. O dönem benim hayatımdan hiç çıkmadı. Batıkent’in o güzel günleri…Aileler…

Çocuklar…Anneler…Babalar…Dedeler…Nineler…

Kahvaltılar…Geziler…

Yaz kursları…Doğum ve iftar günleri…Eğitimler…

Sohbetler…Ve bütün bunların içinde senin o sıcak, koruyucu, anne şefkatini andıran ablalığın… Bugün hepsi birer hatıra. Bazı hatıralar geçmişte kalmaz.

İnsanın karakterine dönüşür. Benim için sen böyle bir hatıranın sahibisin. Hayat sayfamda emeğin var. Yapılanmamda izin var.

Tekâmül yolculuğumda payın var.

Gönlümde ise ayrı bir yerin var.

Rabbim seni rahmetiyle kuşatsın.

Dünyada taşıdığın şefkati, merhameti ve güzelliği ebedî âlemde sana rahmet olarak karşılasın.

Senin gibi insanların bize bıraktığı en büyük derslerden birini unutmayalım:

Bir insanın hayatına dokunmak, bazen bir ömürlük iyilik bırakmaktır.

Ve ben bugün sana sadece “Allah razı olsun” demek istemiyorum.

Daha derinden bir şey söylemek istiyorum:

İyi ki vardın Feriha Abla.

İyi ki hayat sayfamdan geçtin.

İyi ki bana ablalık ettin.

İyi ki o güzel şefkat ikliminin içinde benim de bir yerim oldu.

Senin bıraktığın iyilik, hatırladıkça yeniden hayat bulacak. Ve belki yıllar sonra, bizden sonraki nesiller de aynı şeyi söyleyecek: “Bazı güzel insanlar vardı; sessizce yaşadılar, şefkatle hizmet ettiler ve bizlere güzel bir hayat mirası bıraktılar.”

Feriha Abla da benim hafızamda o güzel insanların en müstesna isimlerinden biri olarak kalacak.

Ruhun şad, makamın âlî, mekânın cennet olsun.

Allah senden ebeden razı olsun, şefkat kahramanı güzel ablam.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum