Habibi Nacar YILMAZ
Dünya Nehrinden Ne Kadar İçmek Lazım?
Bazen düşünüyorum da ebedî âleme doğru zevalimiz, dünyaya geldiğimiz anda başlıyor. Doğar doğmaz, ölmeye başlıyoruz bir yönüyle. Yani dünyaya, dünyadan gitmek için gelmişiz, dünyada kalmak için değil. Zaten, dünya ebedî kalmak için yaratılmış bir menzil değil. Dünya her haliyle "Burada kalamazsın, boşuna geçici işlere bağlanıp boğulmayın." diye sesleniyor bize. Dünya, aşk ve kalbî alakaya değmiyor çünkü. Dünyevî işler, kırılmaya mahkum şişeler gibi kırılıyor. Bazen de ona bağlanan kalb, onun zevali ile kanıyor. Şöyle diyelim, insan dünyaya kalmak için değil; dünyadan geçmek için gönderilmiş. Hani 'dünya kalası değil, şöyle bir bakılası yer', deniyor ya. Tam dünya için söylenmiş. Öyle yani. Bakılası kelimesini geçilesi diye de okuyabiliriz.
Bunları düşünürken, Bakara Suresinin "Böylece Talut, ordusuyla Kudüs'ten ayrılınca, onlara şöyle dedi: Muhakkak ki Allah, sizi bir nehirle imtihan edicidir. Buna rağmen, kim ondan içerse, artık benden değildir. Eliyle, bir avuç alan müstesna. Kim de ondan izin verilenden fazlasını tatmazsa, işte şüphesiz o bendendir. Fakat içlerinden pek azı müstesna, hepsi ondan kana kana içtiler." mealindeki 249. Âyetini hatırladım.
Davut Aleyhisselam'ın, askerleri içerisinde olduğu Talut'un ordusu, Calut'un ordusu ile harbe giderken, Talut, kendisiyle gelenlere böyle hitap ediyor. "Bu nehrin suyundan bir avuç içmeye izin var, kana kana içmeye izin yok." Fakat çoğu, dinlemiyor, içiyorlar. İçince, ne oluyor? Takatten düşüyorlar ve cesaretleri kırılıyor. "Bugün Calut ve ordularına karşı bizim takatimiz yoktur." diyorlar. Fakat nehrin suyundan izin verildiği miktar, yani bir avuç içenler, sayılarının azlığına rağmen, Allah'ın izniyle, çok sayıdaki Calut'un ordusuna galip geliyor.
Dikkatli bir kardeşimizin ifadesiyle "Dünya hayatı içimiz sıra akıp giden bir nehirdir. Allah seni bu nehirle sınayacak. Ama senin kalbin suya kanmaya, suya kandırılmaya razı değil. Olsa olsa, bir avuç kadar sudur nasibin. Bu nehirden kana kana içmeye kalkmayacaksın."
Peki, kana kana içmeye kalkarsan, ne olur? Ne mi olur? Neler olmaz ki. Dalarsın, dünyaya; kaptırırsın kendini faniyâta. Orada kalamazsın, reziliyâta meyledersin. "Ben mi düzelteceğim insanlığı, boş ver." demeye başlarsın. Netice sana aitmiş, onunla mükellefmişsin gibi "Bak, zaten netice olmuyor, niye koşturayım ki?" demeye başlarsın. Bu akşam da derse gitmesem ile başlayan ihmaller birbirine eklenerek, seni rahat koltuğuna bağlar. Malayâniyat, fâniyat ve reziliyât yakana yapışır. "Benim hizmetim yeter, artık başkaları yapsın." demeye başlarsın. İçinden geçen dünya hayatı nehrinden, kana kana içtiğin suyun sana verdiği sarhoşluk, vurdumduymazlıkla hizmet; derdin olmaktan çıkar. Fakat başka dertlerle buluşur, belki de sınanırsın.
Suyu fazla kaçırma derecesine göre, sanki herkes seninle kabirde beraber olacakmış gibi "Ben de herkes gibiyim, baksana falanca da okumuyor; derslere gelmiyor, gayret göstermiyor." dersin. Çoğu şeyi, ertelemeye başlarsın. Halbuki ikaz-ı Nebevi "Erteleyen, helak oldu." buyuruyor.
Helak olmak, nasıl derin ve hazin bir kayıp değil mi? Telafisi mümkün olmayan kayıplardan yani. Bazı kayıpların telafisi mümkün. Dünyevî kayıplar bu cinstendir. Fakat bazılarını telafi edemezsiniz. Şeytan ve nefsin işbirliği, hep bu kaybettirmelerin peşindedir. Tavizsiz şekilde seni takip ederler. "Suya olan ihtiyacını unutma, bir kere içmekten bir şey çıkmaz." dedirtmek için olmadık usulleri denerler. Senin pehlivanlığın işte bunlara olan mukavemetinle ölçülüyor. Tevekkülün, içeceğin suyun çokluğuna değil, Allah'a olmalı. İradenin birinci elinde dua merdiveni, diğer elinde de istiğfar silahı olmalı ki düşmeden, yalpalamadan yükselebilesin. Yerinde saymak, kaybetmektir. Yerinde duran bir şey yok ki sen de durabilirsin. Durgun suyun kirlenmesi gibi; durursan, kirlenirsin. Eksilmeleri tamir, var olanı takviye adına, her an bir işin peşinde olmalısın. Farkındalığı, saniyelere yaymak, an'lara indirmek gerekiyor. İnsan, bazen kendisini ezelden beri var sanıyor. Öyle sanınca, kendini ebedileştirmek için de bulduğuna tutunuyor. Mala mülke, makama mansıba bazen tutunuyor; eskimek, aklına hiç gelmiyor. Bunun farkında bile olmuyor. Fakat bazen varlığından yükselen gam, keder, dert, hüzün gibi hâller, dünya yolunun çizgileri olarak önüne çıkıyor. Bu fakir, bunlar sayesinde kendime gelmeye çalışıyor, kendimin farkında olmaya, dünya suyundan içerken kendimi kaptırmamaya çalışırım.
Evet dostlar, ihtiyarlık sabahıyla uyanabildik mi? Veya uyanabilecek miyiz acaba? Üstad, "uykudayken kendilerini ayık zannedenlere" sesleniyor. Biraz öncesinde de "uykunun en derin kuyusunda bulunmak" tehlikesini hatırlatıyor. Biz uyananlardan mı, uyuyanlardan mı yoksa uykunun en derin kısmında mıyız? İşte bunlar, içimizden geçen dünya suyundan içme derecesine bağlı. Sonuçta, Talut'un bir avuç askerlerinin içinde olmak veya olmamak var. Bundan büyük netice olur mu?
Selam ve dua ile.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.