Habibi Nacar YILMAZ
Doç. Dr. Kasım Takım'ın 'Boşlukların Teorisi' Adlı Kitabı Üzerine-1
Kasım Takım Hocamızı "Bilimler Işığında Yaratılış-YouTube Kanalı"ndaki konuşma ve röportajlarından takip etmeye çalışırız. "Boşlukların Teorisi" kitabı çıkınca da kendisinden istemiştim. 24 Nisan Cuma günü Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde Ahmet Kavlak Hocamızla birlikte sohbet programı vardı. Şehir dışında olduğum için, bu programa katılamadım. Kitabı bizim için getirmiş ve yine KTÜ Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı çok değerli bilim insanı Ali Osman Beldüz Hocamıza iletmişti. Hocamız da kitabı bize ulaştırdı.
Alanımız edebiyat ama eskiden beri fen bilimleri ile daha fazla ilgilenmeye çalışırım. Özellikle de son iki asra yakın bilim dünyasında tartışılan evrim konusuna ilgi duyarım. Çünkü muhatap olduğumuz kesimlerden, daha fazla bu konu ile ilgili sualler gelmektedir.
Bu konuda ilk okuduğum kitabın 70'li yılların sonuna doğru çıkan Şemsettin Akbulut'un "Darwin ve Evrim Teorisi" kitabı olduğunu hatırlıyorum. Sonrasında çeşitli makaleler okuyup röportajlar yapmıştık. Mesela 90'lı yılların başında Fatih Eğitim Fakültesinde dekanlık yapan biyoloji Profesörü Saffet Hocamızla yaptığım röportajı unutamam. Hocamız, ehl-i dünyaydı ve din ve diyanetle de pek ilgisi yoktu. Kendisine "Bilim Teknik Serisi"nin kitaplarını hediye edip yayımlanmak üzere röportaj yapmıştık. Röportajın bir yerinde "Hocam biyoloji, canlıları inceleyen bir bilim. Bu kadar mükemmel sanat ve işleyişi öğrenip de bunu evrime ve sonuçta da tesadüfe vermenin izahı nedir?" diye sormuştum. Tek kelimeyle "moda Habibciğim" demişti.
Evet, özellikle de evrim konusu, birtakım açıklar ve Kasım Takım hocamızın tespiti ile, on bir konuda "boşluklar" üzerine bina edilmesine rağmen; nefesin kesildiği, izahın yetersiz kaldığı noktalarda "felsefî birtakım boşluklar" oluşturularak devam etmesi sağlanmıştır.
DNA ve RNA'nın daha keşfedilmediği dönemlerde, evrim düşüncesini ortaya atanlar, bugün gelseler; kendi düşüncelerini savunamaz hâle gelecekler. Kasım Takım Hocamızın çok isabetli bir tespiti ve kitabının ruhunu ve yazılış amacını da ortaya koyan şu cümlelerinde ne kadar da haklı.
"Şunu fark ettim ki inançsızların biz insanları itham ettikleri 'Siz boşlukların tanrısına inanıyorsunuz' yaftasını, aslında tam olarak ateistler ve agnostikler icra ediyormuş da biz bunun farkında değilmişiz. Çünkü koşullandırma ile önce onlar bize bu ithamı yaptığı için, bu leke bizim üzerimizde kalmış. Ancak bu kitapta aslında ateizmin boşluklar hipotezi ve evrimin de bir boşluklar teorisi olduğunu fark edeceksiniz."
Gerçekten kitap, evrimin ve evrimi kendine bir aparat olarak kullanılan ateizmin aslında nasıl bir boşluklar hipotezi olduğunu ortaya koyuyor.
130 sayfalık ve Nobel Yayınlarından çıkmış muhtevası dolu kitabın üslûp pürüzleri ve redakte eksikliklerine rağmen, çok önemli bir hizmeti ifa edeceğine ve bir boşluğu dolduracağına inanıyorum. Hocamızın bu kitabı, çok titiz bir redakteden geçirmesini, noktalama ve yazım yanlışları, anlatım ve üslûp pürüzlerini giderdikten sonra, yeni bir mizanpajla tekrar yayımlamasını çok isterim.

Kasım Bey, on bir boşluk tespit edebilmiş. Belki daha fazla boşluğu da vardır. Fakat teori bağnazlık derecesinde taraftar bulunca, önyargıları kırmak, bir hayli müşkil. Başka bir değerli bilim adamımızın "Bilim kâinatın kağıdını ve mürekkebini inceler, din ise, o kitabın yazarını tanıtır." tespitini yine bu sitede okumuştum. Fakat Kasım Bey'in kitapta çok haklı olarak "bilimistler" olarak nitelediği yeni bir zümre var ki bu zümre, yaratıcının varlığıyla ilgilenmiyor; ama her moleküle bir ilâhlık vermek anlamına gelen "DNA'daki kodlama, rastgele mutasyonlarla ortaya çıkmıştır." diyebiliyor.
Mantıken ve bilimsel olarak da mümkün olmayan ve büyük bir boşlukta duran bu düşünceyi, ne ile dolduruyorlar peki? Yoklar üzerine kurulu ateizm ile. Yaratıcının varlığı ile değil de yokluğuyla ilgileniyorlar. Yani yok olduğunu ispatlamaya, mümkün olmayanı yapmaya çalışıyorlar. Durumun vehametini ve nasıl bir illetle karşı karşıya olduğumuz anlaşılıyor değil mi?
Bilimdeki her kuram, yeni olgular ışığında çürütülebilir veya değiştirilebilir. Yerini başka bir kurama bırakabilir. Yani eleştirilebilir olmak, bilimin en temel özelliklerinden biridir. Yoksa, bilim gelişmez, ilerleyemez. Klasik fizik eleştirilmeseydi, kuantum fiziğine geçebilir miydik? Ancak kaidenin tek istisnası vardır. O da evrim teorisidir.
Evrimi eleştiren ve boşluklarını ortaya koyan, evrimi gözlemsel ve deneysel olarak ispatı mümkün olmayan bir kuram olarak niteleyen Kasım Takım Hocamız için de "Bu adamın diplomasının elinden alınması lazım." diyecek kadar da ileri gidilmiş maalesef.
Evrimcilerin, türlerin dönüşümü için kullandıkları "Bu dönüşüm, milyarlarca sene önce endosimbiyoz (iki türün bir arada olması) mekanizması ile gerçekleşmiştir." cümlesini de hocamız ele alıyor ve bunun mümkün olmadığını ortaya koyuyor.
Ara sıra Nurlara da dokunan ve bazen eğlenmek için göz gezdirdiğim "Evrim Ağacı" diye bir site var. Orada gözün nasıl oluştuğunu anlatan bir yazıda "Gözü; ihtiyaç, 250 milyon senede ortaya çıkardı." diye bir cümle geçmekteydi. Uzun mekanizma veya milyarlarca sene dedikleri, sonu başı belli olmayan hayalî atmasyonların rağbet gördüğüne şahit olmuştuk. Bunların milyarca yıl dedikleri yılların arasında dolaşıyoruz. Bir doğru dürüst ara form örneği de göremiyoruz. Ara form diye buldukları "tiktealik" gibi türlerin başlı başına bir tür oldukları "Piltdown ve benzeri adam" yalanlarının da çok kısa sürede sahte oldukları ortaya çıkmıştı.
Kasım Bey kitabında bilimsel çalışmalarında, laboratuvar ortamında karşılaştığı bazı hatıralara da yer veriyor. Evrimsel süreçler, milyonlarca yıl kapsar düşüncesini çürüten bir laboratuvar çalışması hatırası ile bu yazıyı bitirelim.
"Doktora çalışması yaptığım sırada, hücre içerisindeki bir kimyasal reaksiyonu taklit ederek kurduğumuz bir deney ortamında çalışıyordum. Kullanacağımız, araştırmasını yaptığımız etken maddenin hücre içerisindeki bu reaksiyonu nasıl etkilediğini araştırıyorduk. Deneyde gerekli malzemeler ve düzenlemelerin hepsini hazırladıktan sonra, da solüsyonları sırasıyla ekleyerek reaksiyonun gerçekleşmesini bekliyordum. Ama bir türlü beklediğim reaksiyon gerçekleşmedi. Tekrar tekrar deniyor, yeniden tartıyor, yeniden hazırlıyordum ama bir türlü olmuyordu. Tam 5 gün uğraştım, ondan en son mağlubiyeti kabul ettim ve konuyla alakalı uzman bir hocanın kapısına varıp duruma aktardım.
Hocam dedi ki kullandığın demir (+2) solüsyonunu hazırladıktan hemen sonra, bekletmeden deney ortamına ilave etmen lazım. Çünkü demir (+2) kararsızdır, havadaki oksijenle reaksiyona girer, demir (+3)'e yükselir. Halbuki senin reaksiyon ortamına lazım olan demir (+ 2) değerlikli olandır.
Çünkü hücre içerisinde fenton fonksiyonlarını gerçekleştirmeye çalışıyorsun.
Gittim, hocanın dediği gibi demir (+ 2)'yi hazırlar hazırlamaz, reaksiyon ortamına ilave ettim. 5 günde yapamadığım deney, 5 dakikada tamamlandı. Tam 5 günüm heba olmuştu. Ama bu olay, bende müthiş bir uyanmaya ve aydınlanmaya sebep oldu. Bu sayede Darwincilerin bize söyledikleri evrimsel süreçler, milyonlarca yılı kapsar, gibi iddiaların biyokimyasal bir karşılığı yok."
Evet dostlar, Harran Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Kimya Bölümü, Biyokimya Ana Bilim Dalı (Tel:3183189)Hocası olan Kasım Takım kardeşimi bu ilmî çalışmasından dolayı tebrik ediyorum. Kitapla ilgili ikinci bir yazı daha yazıp yine bir lisedeki konuşmasında bir öğrenciyle olan diyaloğunu aktarmak istiyorum.
Selam ve dua ile.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.