Habibi Nacar YILMAZ

Habibi Nacar YILMAZ

Bütün Dünyadan Daha Kıymetli Armağan

Hemşehrim Vehbi Karakaş Hocamızın "Niçin Namaz?" kitabının ilaveleri ile beraber 19. baskısı, Siyer Yayınları tarafından neşredilmiş. Kitaba şöyle bir bakınca, daha önce okuduğumu anladım. Ama yeni ve ilaveli olunca, bir daha inceledik.

10 bölümden meydana gelen kitabın sonuna doğru, "Yazıklar Olsun O Namaz Kılanlara Ki" adlı bölümünde ise, daha çok "Mâûn" Suresinin namazla ilgili kısmı nazara veriliyor. Aynı bölümde bir de Said ibn Ebi Vakkas'tan bir rivayete yer veriliyor. Hz. Vakkas, Hz. Peygamber'e(ASM) "ellezine hûm an salatihim"den sormuş. (Yani namazlarından gaflet edenlerin kim olduğunu sormuş.) Hz. Peygamber de(ASM) "Onlar namazı vaktinde kılmayıp geciktirenlerdir." diye cevap vermiş.

Başka bir rivayet daha var. Sahabelerden Ebû Berzet'el Eslem'i (ra) demiş ki "ellezine hûm an salatihim sâhûn" âyeti nazil olduğu zaman, Resulullah Aleyhisselam buyurdu ki "Allahuekber! Bu, sizden her biriniz için bütün dünya kadar bir armağan verilmekten daha hayırlıdır. Onlar yani namazından gaflet edenler o kimselerdir ki namazın bir hayrı olacağını ummaz, terk ettiğinde de Rabbinden korkmaz."

Hem sahih hem de büyük bir sahabenin rivayetleri arasındaki bu büyük hediye rivayeti, bu fakiri hayli düşündürdü. Dünya kadar büyük hediye haberi, aslında bizleri sevindirmeli değil mi? Sahabenin en önemli özelliklerinden biri de yeni bir Rabbanî haber peşinde koşmalarıymış. Yani bir âyet indi mi ya da bir hadis tedvin olundu mu bunların heyecanını duyar ve bunları öğrenmek telaşına girerlermiş. Öğrendikleri her yeni kutsî haberi hayatlarına geçirmeden de bir başkasının peşine düşmeyi bırakırlarmış. Yani önce öğrendiklerini şöyle bir hayatlarına geçirmeye, onu tatbik etmeye çalışırlarmış.Bizlerin önünde de "gaye-i hayal" hayat, öncelikle sahabe neslinin hayatıdır. Daha doğrusu, öyle olmalıdır.

Her gün, Kur'an'dan yeni şeyler öğrenme ve onları hayatımıza tatbik etme gayreti tarifsiz bir mazhariyettir. "Mâûn Suresinin" özellikle "feveylün lil musallin" (Yazıklar olsun, o namaz kılanlara) kısmı ve Hazret-i Peygamberin "dünya kadar büyük armağan" dediği, âyetin "Namazlarından gaflet etmişlerdir." mealindeki devamı, neredeyse her gün derhatırındadır bu fakirin. Ama bunu ne kadar hayata geçiriyoruz, onu biraz duraksayarak cevaplayabilirim maalesef.

Bir mü'min için, dinin direği, kulların bütün gönülleriyle Hakk'ın huzuruna durarak bir yükselişi, Allah'a bir çeşit kavuşması demek olan namazlarından gaflette olmak, büyük bir kayıp.Dikkat edilirse âyette "Namazlarında gaflet etmişlerdir." denilmemiş; "Namazlarından gaflet etmişlerdir." buyurulmuş. "Namazda gaflet" farklı, "namazlarından gaflet" daha farklı. Namazda gaflet olabilir, bunun derecesi de vardır. Ama diğeri,"namazdan gaflette" kasıt var. Namazın sana kazandıracaklarından uzaksın, namaz sana bir şey kazandırmıyor, şekilde kalıyorsun yani.

Namazda gaflette ise, bazen insan namaz içinde insanlık icabı yanılmaya, gaflete yakalanabilir. Bundan dolayı Ata ibni Dinar'dan gelen bir rivayette "Hamdolsun Allah'a "Fi salâtihim sâhûn" namazlarında gaflete düşmüşlerdir, dememiş; "An salâtihim sâhûn" namazlarından yana gaflete düşmüşlerdir, buyurmuş.

"Namazda gaflet" değil de "namazdan yana gaflet" denildiği zaman, acaba bunu nasıl anlamalıyız? Müfessirler bu konuda çeşitli bilgiler vermişler.

-Namazın öneminden gaflet etmek, ciddi bir vazife olarak yapmamak. Yani onun takipçisi olmamak, suhre gibi yani istemeyerek yarım yaparak yapmak.

-Kılınıp kılınmadığına aldırmamak şeklinde de gaflet olabilir.

-Vakitlerine dikkat etmemek, vaktinden sonraya bırakmak, terkinden, kılınmamasından üzüntü duymamak da bu gaflete girer.

Halis niyetle yani Allah için kılmamak, dünyevî birtakım maksatları işin içine sokmak, insanlar içindeyken kılıp yalnız kalınca kılmamak, kıldıklarını da bir taabbüt ve tazim olarak değil de bir gösteri veya eglenti diye yapmak, namazdan gaflet olarak anlaşılıyor ve anlatılıyor.

Evet dostlar, hem namazı eda etmek hem "feveylûn" (yazıklar olsun) hem de "sâhûn" (gafiller) hitaplarına muhatap olmamak için,“ ne yapılması gerektiğini de yine aynı sureden öğreniyoruz.Yetimi itip kakmamak, yoksulu doyurmaya gayret etmek, gösterişten uzak durup ihlasa sarılmak bunlardan birkaçı.Zekâtta da dikkatli olmak tavsiyeler arasında. Daha önce infak konusunda birkaç yazı daha yazmıştık, hatırlıyorum. İnfak, Kur'an'da çok önem verilen bir husus. 100'e yakın âyet infak ediniz, diyor. Neredeyse İslâmiyet bir infak dini diyebiliriz. Hatta yazılarımdan birinin başlığı "Kırkta Birini Vermek için, Önce Kırkta Kırkını Vermek Lazım." şeklindeydi. Demek yoksulu doyurmak, önce bizim nelerin yoksulu olduğumuzu bilmeye ve anlamaya bağlı biraz.

Selam ve dua ile.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.