Senai DEMİRCİ

Senai DEMİRCİ

Yazarın Tüm Yazıları >

‘Eyüp Dede’

A+A-

Nihayet emelime kavuşmuştum. Beni de değirmene göndereceklerdi! Baki Amcamla beraber yola çıktık. Ben cılız bir oğlanım, amcam ise gözümde dev adam. Omuzunda bana tonlarca ağır gelen mısır çuvalıyla yürüyoruz. Amcam önde ben arkada ince patikaların kıvrımlarını izleyerek, derin gölgeli vadiye doğru inmeye başladık. Aşağıda kıyısında küçük taşlarla oynadığımız derenin kaynadığı dağ kısıklarına doğru gidiyoruz. Aşağıya indikçe hava buğulanıyor; küçük sislerin içine dalıyoruz. Geceden kalma su damlacıklarını yaprak uçlarında inci gibi saklayan kızlıotları, yaban çiçeklerini, sararmaya yüz tutmuş fındık yapraklarını tatlı bir hışırtıyla sanki uykusundan uyandırıyoruz. Kâh sağımızda kâh solumuzda beliren derin uçurumlara korkarak bakıyorum. Bir yandan amcamın yükünü hafifletememekten ötürü utanç duyuyor bir yandan bu patika yolun bizden önce gelip geçenlerine minnet duyuyorum. Onlar ısrarla yürüdüğü için pekişti bu yollar.

Vadinin derinliklerinde saf köpükleriyle akışıp duran çağlayanlar her şeyin benden çok önce başladığını fısıldıyor bana. O gün, çocukça saflıkla yaşadığım ama adını koyamadığım, bir taşın sessizliğinde duyduğum, bir dağın sakin duruşunda korkarak okuduğum o hissiyatı şimdi zamanın akışının farkında olmak diye isimlendiriyorum. Vadiye indikçe tanık olduğum telaşlı akışlar, suların dolu dolu akışında ve taşların soğuk ciddiyetinde gördüğüm şey, büyük bir hikâyenin içinde aktığımız gerçeğiydi.

Her şeyin rutinlerle sürdüğü, küçük ve tatlı değişimlerle nefes aldığım evde, işin bu derece ciddi olduğunu fark edememiştim. Değirmene vardık sonunda. Suların korkutucu bir debiyle vurduğu, koca değirmen taşını delice döndürdüğü, yukarıdan aşağı uzanan dev oluğun içindeki suyun boğuk çığlığı beni bir anda büyütmüştü. İşler ciddi idi. Babaannemin pancar çorbasının yanında önüme koyduğu sıcak mısır ekmeğinin arkasında sancılı bir hikâye vardı.

Bursa ziyaretlerimde “Nasılsa o orada!” diye selam vermeyi, hatırını sormayı ertelediğim can ağabeyimi, nam-ı diğer “Eyüp Dede” hayatı hafif dalgaya alan tavrıyla “büüüle olur bu işler be ya!” edasıyla hastaneye gitti, önce servise alındı, sonra yoğun bakıma… Derken bir ara normal servise gidecek hale geldi. Doktorunu arayıp konuşmak üzereydik bile. Sonra ne olduysa, corona virüsünün yol açtığı “cytokine storm”/“sitokin fırtınası” başlamış olmalı ki, bir anda aramızdan geçip göçtü, elimizden kayıp gitti Eyüp Dede.

Eyüp Dede’nin toprağa konulduğu sabah, özel nedenlerle cenazesine katılamamanın mahcubiyetiyle, kendimi dağ yollarına vurduğumu, patikaların vadilere inen kıvrımlarına daldığımı, dere yataklarında coşan güz sularının beyaz köpüklerinden teselli umduğumu fark ettim. Gündelik telaşlar içinde unuttuğum, o derin akış, o büyük hikâye tüm ciddiyetiyle devam ediyordu demek. İçinde ani vedaların olduğu, ölümlerin vurduğu, hasretlerin yarım kaldığı, söylenecek sözlerin tükendiği, lezzetlerin tahrip olduğu, sevinçlerin bulandığı, sevda diye vedaların beslendiği, sağı solu uçurumlu patika yola düşmüşüz çoktan.

Akvaryum balıklarının oynaştığı, kuşların cıvıldaştığı, yazarlarına destek olmak için toptan satın aldığı kitapların tebessüm ettiği ofisine, en son, bizim tavsiyemizle tatlı bir kediyi eklemişti. Tatlığından ötürü adını “Bal” koydu diye hatırlıyorum. En çok Bal’ı ve bir de feribotu kaçırdığımız için ikimize de pahalıya mal olan “Bismillah her hayrın başıdır!” muhabbetimiz sırasında gözlerinde beliren bal rengi parıltıyı hatırlıyorum. Şimdi o parıltının aslına dokunuyor bence Eyüp Dede.

Ölüm de başlangıçtır elbette; sonsuzluğun eşiğidir; ahirete başlangıçtır. Ve Bi-ismillah’tır elbette; “Allah adına”dır. Biz de başta ona başlarız. Üstad’ın muzipçe fısıldadığı gerçek bu: Başlamalar var sadece hayatımızda. Sadece başlarız. Belli ki bitmeyecek hiçbir şey. Hiç bitmeyecek bir hikâyenin başında duruyoruz; şükür!

Başladık bir kere. Zamanın uğultulu oluğundayız artık Dönüş yok; değirmene kadar gideceğiz. Yüklerimizi omuzumuzdan atacağız. Öğütülecek ve inceleceğiz, inşaallah.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum