1. HABERLER

  2. NUR TALEBELERİ

  3. Cübbeli Ahmed'in babasının vesilesi ile Nurcu oldum
Cübbeli Ahmed'in babasının vesilesi ile Nurcu oldum

Cübbeli Ahmed'in babasının vesilesi ile Nurcu oldum

Geçtiğimiz gün vefat eden Bediüzzaman Said Nursi ile görüşen Son Şahitlerden Abdülkafi Talu

A+A-

Risale Haber-Haber Merkezi

Geçtiğimiz gün vefat eden Bediüzzaman Said Nursi ile görüşen Son Şahitlerden Abdülkafi Talu, Risale-i Nur’u nasıl tanıdığını, Bediüzzaman’la nasıl görüştüğünü vefatından önce Ağabeyler Anlatıyor kitaplarının yazarı Ömer Özcan’a anlatmıştı.

Babasından İslâmî değerleri alamayan genç Abdulkâfi, boşluk içinde yüzerken, Cübbeli Ahmed Hocanın babası Yusuf Ünlü vesilesiyle Risale-i Nur’u ve Bediüzzaman’ı duyar, tanır ve hiç tereddüd etmeden dört elle sarılır.

O sırada İstanbul’da taksi şoförlüğü yapan Talu ağabey, artık ağabeylerinin verdiği her vazifeye koşmaya başlar. Bunların içinde, teksir kolu çevirmek ve askerî jiple ve askerî tayyare ile Risale-i Nur paketleri taşımak da vardır.

Risale-i Nur’u tanımama Cübbeli Ahmed hocanın babası vesile oldu

Talu ağabey, Risale-i Nur’la tanışma hikayesini şöyle anlatmıştı:

“Risale-i Nur’u askerden geldikten sonra tanıdım. O zaman manen epey bocaladım, kendime bir çıkış yolu arıyordum. Bazı sorularım vardı... O sırada, şimdi Cüppeli Ahmed hoca var ya onun babası Yusuf Ünlü benim arkadaşımdı. Parlak Yusuf derlerdi ona; çivici de derdik ona. O zaman topluiğne, çivi imalatı yapardı. Oğlu Ahmed o zaman küçüktü, sonradan Mahmut Hocaefendi cemaatine intisap etti. Üstad’a ve Risale-i Nur’a dosttur babası.

Bir gün Yusuf’la manevî sıkıntılarımı konuşup dertleşirken bu bana: “Abi ben seni Nurculardan birisiyle tanıştırayım” dedi. Baktım getirdiği adam benim ilkokul arkadaşım Galip Gigin… Galip de Artvinlidir, Artvin’in eşrafındandır yani, ağa oğlu, yedi sülâlesini de tanıyorum tabi... İşte bu şekilde onunla beraber Risale-i Nur hizmetlerine dâhil olmuş olduk. Galip’le beraber Risalelerden okumaya başladık... Dertlerimi tedavi edecek ilacı bulmuştum…

Derken, ben asabî, sert mizaçlı bir insan olduğumdan ateş bacayı sardı. Evde abilerim var, ama onlar içkiciydi, kavga ediyordum onlarla. Evin de en küçüğü benim. Tabi netice olarak evi terk etmek mecburiyetinde kaldım. Hakkı Yavuztürk vardı, ben ona mülâyim mizacından dolayı ‘Koyun Hakkı’ derdim. Hakkı’nın babası Ekrem amca, Üstad’a yakın olmuş birisidir. Yenikapı’da onun evi vardı, orayı kiraladık biz. Orada Galip Gigin, Üzeyir Şenler ve ben kalmaya başladık. Üzeyir bizim hocamızdı o zaman. O, risaleleri bizden çok daha iyi biliyordu. ‘Ene ve Zerre’ Risalesini ezbere bilirdi mesela… 

İstanbul’da bir de Süleymaniye Kirazlımescid Sokakta 46 Numara denilen bir dersane vardı asıl. Orada Ahmed Aytimur ağabey kalıyordu. Yalnız 46 Numara küçüktü; Fırıncı, Birinci, Halil Yürür vardı orada da. O zamanki teksir işlerine katılırdık hep beraber. Çok teksir kolu çevirdik... Risale sandıklarını sırtımıza alır postaneye götürürdük. Ahmed Aytimur, ağabeyimizdi, çok ihlâslıydı… 

BEDİÜZZAMAN’LA İLK GÖRÜŞME

Herhâlde 1950’li yılların başlarında olacak, Üstad’a Emirdağ’da, ilk ziyaretim şöyle oldu:

Emirdağ’a vardığımda önce Mehmet Çalışkan ağabeyi buldum. “Ben Aytimur’un dersanesinden geliyorum, Üstad’ı ziyaret etmek istiyorum” dedim. Çalışkan abi “Kardeşim Van’dan gelenler var yirmi gündür bekliyorlar, Üstad kabul etmiyor” dedi. “Abi sen ne yapacaksın yahu, gönder adamını kabul ederse ne ala, etmezse etmez” dedim. Mizaç olarak sertim ya, orada da biraz çatıştık. Artık bizi oturttu. Üstad’a bir çocuk göndermiş. Üstad da kabul etti bizi elhamdülillah. 

Huzura vardığımda, “hoş geldiniz” dedi Üstad. Hızlı konuştuğu için pek anlayamıyordum sözlerini. Beş dakika kadar ancak kalabildik yanında. Yüzüne gözüne de bakamıyorsun zaten. 

Ben babam İsmail Faik Talu‘yu dokuz yaşında kaybettiğim için, ahvalini merak ederdim hep. Babamın hayatı biraz karışıktır, tefecilik falan gibi... Ayrıca babam tiyatroyu ilk açanlardandı, Şehzadebaşı’nda. Bu sebeple bir ara Üstad’a, “Babam öldü ahiretteki durumu nasıl?” diye sordum. Fakat Üstad “Annen iyidir ona iyi bak” diye cevap verdi. Annem hayattaydı... Bir defa daha babamı sordum, Üstad yine aynı cevabı verdi, hep annemden bahsediyordu. Dönünce bunda bir iş var diye amcamlardan, babamın az önce anlattığım durumunu öğrendim... Üstelik babam bizimle de ilgilenmemiş boş şeyler öğretmişti. Abdesti, namazı, guslü öğretmemişti maalesef...

240803.jpg

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum