Hüseyin ÇEŞİTCİOĞLU

Hüseyin ÇEŞİTCİOĞLU

Bekir Berk Biyografisi-5

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

Açılın Yollar Bekir Berk Geliyor!

Hayat Belgeseli'nde kendisi anlatıyor:

-Biz istihdam olup/ sevkediliyoruz!

-Mesela öyle anlatayım:

-Pazartesi İstanbul ağır cezada, salı günü Rize ağır cezada, çarşamba Çanakkale ağır cezada, perşembe günü de Bitlis Ağır Ceza Mahkemesi'nde duruşmam vardı.

"İstişare Yaptıktan Sonra Kumandana Dönüşürüm!"

1.jpg(Yukardan aşağı: Mehmed Fırıncı Mehmed Emin Birinci ve Mehmed Kutlular)

Fırıncı, Birinci ve Kutlular ile istişare sonucu:
- İstanbul'dan uçakla Samsun'a; arabayla Rize'ye gittik. Dönüşümüzde yol çalışması vardı ve dinamit patlatılacaktı. Saat 10'a beş dakika kala kapatılacak yola vardık.

Arkadaşlar ve yanımdakiler bekleyelim dediler, ben sür dedim geçtik. Arkamıza baktık dinamit patlıyordu.

İstanbul'a gelip dosyayı aldım ver elini otobüsle Çanakkale'ye.
Mahkemeden çıktım uçakla İstanbul'a geldim dosyayı alıp, Ankara uçağına bindim.
Sonra Diyarbekir uçağına.

Diyarbekir'de beni Ali Köprücü diye bir arkadaş karşıladı. Ali Köprücü ve Fikret Özdemir ile beraber arabayla, ver elini Bitlis.

Kış mevsimi yolda eşkiya olduğu halde Bitlis'e vardık.

Bitlis ağır ceza mahkemesine; Trabzon, Çanakkale ve Ankara'dan telgraf çekerek duruşma saatini en geç vakte aldırdım.

Bitlis mahkeme binasına vardığımızda mübaşir bağırdı:

- Avukat Bekir Beerk!..

Böylece mahkemeye yetişmiş olduk!"

***

Bekir Berk Davaları Türkiye Haritasından Takip Ediyor!

2.jpg(Sağda: Mehmed Cemal Çiftçigüzeli, solda: İshak Övet)

M. Cemal Çiftçigüzeli anlatıyor:

Kiğılı Pasajı'ndaki yazıhanesinde bir Türkiye haritası asılıydı.

Davaları bu harita üzerinden takip ederdi.

Beraat eden şehirlere yeşil raptiye, devam edenlere sarı raptiye, yeni açılan şehirlere kırmızı raptiye koyardı.

Meğer Akis Kırmışız!

Mahkeme yollarında şoförlüğünü yapan İshak Övet anlatıyor!

Bingöl üzerinden Van'da görülecek üç duruşmaya yetişmek için yollardaydık.

Tatvan'a gelince arabanın altından acayip takırtılar başladı.

Herhalde akis kırdık dediğimde; Bekir abi "aldırma devam et, bir şey olmaz" dedi.

Van'a geldiğimizde baktım gerçekten akis kırmışız. 48 saattir yollardaydık!

Hadi Geçmiş Olsun!

Yine şoförü İshak Övet anlatıyor:

Erzurum'dan gelirken son sürat Tayıt Dağı'nı aşarken yollar çok virajlıydı. Tam virajlı bir geçide girmiştik ki, direksiyon hakimiyetini kaybettim.

Araba önce iki teker üzerinde; sonra diğer iki teker üzerinde gidip duruyordu.

Yanımdaki Zeki Korkmaz korkudan öyle bağırdı ki, sanki kulaklarım sağır olacaktı!

Bekir Abi arkadan sadece "Allahuekber! Allahuekber!" diyordu.

Derken araba yola girdi, sağa çektim durduk!

Bekir Abi, "Bravo iyi kurtardın! Hadi geçmiş olsun!" dedi.

Kızılırmak Nasıl Geçildi!

Hamdi Sağlamer anlatıyor:

"Boyabat'taki duruşmadan çıktık, Kargı'daki kardeşlere uğrayıp Kastamonu duruşmasına yetişecektik!

Bayram Yüksel Ağabey de yanımızdaydı.

Bir cip tuttuk. Epey gittikten sonra baktık yol bitmiş! Geçeceğimiz yolda gölet oluşmuş.
Biz geçilmez dedik;

Bekir Abi "geçilir" dedi!

Sonra geçeceğimiz yere ellerimizle taş, toprak yığdık ve geçtik!

Bir müddet gittikten sonra; Kızılırmak'ın taşmasıyla oluşan bir taşkına denk geldik. Cipin sağına ağırlık yaparak buradan da geçtik!

Üçüncüde ise yol geçit vermez şekilde su altında kaybolmuştu!

Bekir Abi suya, Kızılırmak'a girmemi söyledi girdim!
Yürü dedi yürüdüm. Yürü dedi yürüdüm! Su iyice belime gelince tamam dedi geri döndüm!

Bekir Abi cipin sahibine, "Sen dön biz yaya gideceğiz" dedi.

Lügatında geri dönmek yazmıyordu.

Tıpkı Tarık bin Ziyat gibiydi! İleri, ileri! Durmadan ileri!

Hemen dağ yoluna vurduk! Bir tepeye kan ter içinde çıktık! Az dinlendik.

Bekir Abi mehter marşı okumaya başladı! Marşlarla biraz kendimize geldik!

Sonra ovaya doğru inmeye başladık 5-6 km. yürüdük. Bir jandarma karakoluna denk geldik.

Bayram Abi'ye bizi alsınlar diye telefon ettirdi. Köye varıp camide namazımızı kıldık.

Bayram abi Kur'an okudu, Bekir abi sohbet etti.

Bir genç sevinç içinde:

Allah'ım köyümüze kimler geldi kimler şereflendirdi diye haykırdı.

Biraz sonra Ahmet Kapıcıbaşı isimli kardeş ciple bata çıka gözüktü. Bu ciple yatsıya yakın Kargı'ya/ Çorum vardık!

Kargı'da mükemmel bir sofranın başında başımızdan geçenleri anlattı.

Gözümüz kalın yün yataklara kayıyordu ki Bekir Abi "haydin gidiyoruz!" dedi.

Nereye gidiyoruz abi?

Kastamonu'da yarın mahkeme varken burada kalamam! dedi.

Soğuk duş almış gibi sarsıldık.

Kargılılar "abi yetiştiririz" dese de fayda etmedi.

Gece boyunca yol aldık. Kastamonu'da bir otele indik. Sabah namazını kılıp yattık, 3 saat uykudan sonra duruşmadaydık!

Kafesteki Aslan Kafesten Fırladı!

Hamdi Sağlamer Kastamonu duruşmasını anlatmaya devam ederek çapıcı olayı şöyle anlatıyor:

Burada farklı bir olay oldu!

12 tutuklu için 12 avukat tutulmuştu!

Tosyalı bir kardeş, "Bekir Abi avukatlarımızı tuttuk senin müdafaana gerek yok!" dedi.

Bekir ağabey cevap vermedi ama üzüntüsü yüzünden okunuyordu. Bekir abiyi çekemeyen içimizden birileri bu tertibi yapmıştı!

Duruşma vakti geldi Bekir Abi sandalyesine oturdu! Bir düzine avukat sırayla savunmasını yaptı!

Bekir Abi konuşmadan not alıyordu!

Hakimler heyeti Tosyalı kardeşin tahliye talebini red, tutukluğun devamına karar verdilerdi ki; Bekir abi ayağa fırladı, karara itiraz etti!
Bekir Abi başka bir kanun maddesi ileri sürdü! Mahkeme karıştı!
Bekir Abinin talebi üzerine duruşmaya ara verildi!

Bekir Abi konuyu hakimlere tek tek izah etti!
Duruşma tekrar başladı.

Bekir Abi mahkumların beraatini, eserlerin iadesini talep etti!

Hakimler kendi aralarında konuyu tartıştı.

Müthiş karar açıklandı: Mahkumların beraatine kitapların iadesine..

Bu zafer üzerine Bekir Abinin Risale-i Nur davalarında istihdam/görevlendirildiğine bir kez daha inandık!"

Biz Dosdoğruyuz!

Ali Çakmak anlatıyor:

"Bekir Abiyi 1959'da Bursa'da mahkememize girdiğinde tanıdım.

1967/ 68 yılıydı.
Yusuf isimli heyecanlı bir kardeşimiz vardı.

Meşhur Heykel'in önünde teybini açıp yoldan geçenlere Risale-i Nur dinletirdi!

Duyar duymaz mahkemeye Hızır gibi yetişti.
Duruşmayı ertelemek için ajandasından müsait güne bakıyordu.

Mahkeme reisi, "Bekir Bey sizin işler karışıktır, ona göre bir gün verelim" dedi.

Bekir Abi, "Bizim işler karışık değil hakim bey, sıratı müstakim üzere dosdoğruyuz!" diye karşılık verdi.

İçişleri Bakanı Ömeroğlu: "Elime geçse; 100 nurcuyu tavuk gibi keserim!"

Yine Ali Çakmak anlatıyor:

12 Mart 1971 Muhtırasından sonra cumartesi gece yarısı, Bursa'da arkadaşları topladılar.

Pazar günü mahkemeye çıkarttılar.

Bekir Abi de aynı gün İzmir Sıkıyönetim Mahkemesi'nce tutuklanmıştı.

12 Mart darbe döneminde Hamdi Ömeroğlu isminde bir içişleri bakanı vardı.

O zaman basında şöyle bir sözü çıkmıştı:

-Bir tavuğu kesemem ama elime geçse; 100 nurcuyu gözümü kırpmadan tavuk gibi keserim!"

Bunlar 20 girdi 200 çıkıyor!

Yine Ali Çakmak anlatıyor:

Bursa Cezaevi'ne konulduk. Bizi komünistlerin koğuşuna koydular. Buna çok sevindik!

Çünkü onlara iman, Kur'an hakikatlerini anlatma fırsatımız olacaktı!

Onlar; okuttukları kitap başına; okuyandan 50 lira alıp öyle okutuyorlardı.

Biz ise Risaleleri bedava okutuyorduk. Pek çok mahkum Kur'an öğrenip namaza başladı.

Komünistler ümitsizlik içinde, "Bunlar 20 kişi girdi 200 kişi oldular" diyerek idareye bizi şikayet ettiler!

Hızır Gibi Yetişti Mübarek!

3.jpg(Rahmi Erdem-Ali Çakmak)

Yine Ali Çakmak anlatıyor:

Bursa'da 4.5 ay tutuklu kaldıktan sonra bizi İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi'ne çağırdılar.
İlk duruşmada görevsizlik verilmesine rağmen bizi salıvermediler.

Bizi İstanbul Maltepe Asker Cezaevi'ne gönderdiler.
Burada meşhur Mahir Çayan'larla aynı koğuşta kaldık.

Demek yapacağımız hizmetler bitmemişti!

Sonra Bakırköy gaspçılarını bizim koğuşa verdiler. Kur'an öğrenip namaza başladılar.

Koğuştaki 25 kişiden 22 kişi namaz kılıyordu! Maltepe Asker Cezaevi'nde hiç mahkemeye çıkartılmadan tam 9 ay yattık!

Bekir Abi İzmir Hapishanesi'den serbest kalınca bize telgraf çekmiş.

Duruşmamız olacaktı. Mahkemeye vardık saatimiz geldi geçti mahkeme başlamadı. Derken öğlenden sonra saat 2'de bizi okudular.

Tam duruşmaya girerken baktım o muhteşem endamıyla, Necmettin Şahiner'le birlikte mahkeme salonuna doğru geliyor!

İzmir' den yetişemez diye beklemiyorduk!

Hızır gibi yetişti mübarek!

O anki duygularımı ifade etmem mümkün değil!

Ruhlarına sonsuz rahmet ve mağfiret temennisiyle..."

***

Mahkeme Salonları Neler Gördü!

Rahmi Erdem anlatıyor:

Gaziantep'te mahkeme koridorunda (1964/65 yılı) duruşma bekliyorduk.

Duruşma salonu açılınca hakimi tanıdı.

Dişlerini gıcırdatarak; "bu hakim Afyon'da üstadı idamla yargılayan savcı Abdullah Büker dedi!"

Sırası gelince heyete usul hakkında konuşacağını söyledi. Ayağa kalktı son derece nazik ve kibar bir üslupla konuşmaya başladı.

Gittikçe sesinin tonunu yükseltiyordu:

"Sayın başkan!

Siz bu davanın temsilcisi üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'ni Afyon Ağır Ceza Mahkemesi'nde ağır cezayla yargılayan savcı Abdullah Büker'siniz!

O günden bugüne bu konuda müteselsilen birçok mahkeme beraat vermesine, bu dava kaziyei muhkem halini almasına rağmen kanaatlerinizde bir değişiklik olmadığı görülmektedir.

Bundan dolayı şerefli bir hakim, bir hukuk adamı böyle bir davadan istinkaf (çekilir!) eder!" dedi.

Sonra parmağını Abdullah Büker'e doğru uzatıp üç kere:

İstinkaf ediniz hakim bey! İstinkaf ediniz hakim bey! İstinkaf ediniz hakim bey! dedi.

Ardından hiç beklenmedik bir şey oldu. Hakim Abdullah Büker sırtındaki cübbeyi sıyırıp koltuğa bıraktı ve mahkeme salonunu terk etti.

Yerine nöbetçi hakim baktı ve beraat verdi!

Hakime Hanım Ağlıyordu!

Refet Kavukçu anlatıyor:

Akşama yakın Erzincan'a geldiler pantolonunun dizi yırtıktı.

Yeni elbise dikelim teklifini reddeti ve mahkemeye öylece girdi!

Savunmasını güya yasak olan Risale-i Nur'dan yapıyordu.

Önündeki masada bulunan Risalelerden; kendine has üslubuyla vakur şekilde okuyordu.

Baktım bayan hakim ellerini başına dayamış ciddiyetle dinliyordu.

Dikkat edince baktım; hakime hanım ağlıyordu!"

Siz Ne Yapıyorsunuz Bee!

İshak Övet anlatıyor:

Ankara'dan çıktık Niğde'ye vardık. Erken saatte başlaması gereken mahkeme saat 12'ye doğru gelirken Bekir Abi salona dalıverdi.

Siz ne yapıyorsunuz be! dediler.

Bugün Kayseri'de duruşmamız var yetişmemiz lazım dedi.

Kalkmak üzere olan hakimler oturup duruşmayı yaptılar, biz de Kayseri'ye hareket ettik.

Savcı Kıpti Gibi Hareket Ediyor!

Hasan Coşkun anlatıyor:

Bekir Abi ile İstanbul'dan çıkıp Çankırı'ya indik. Duruşma başlamadan "abdest al gel" dedi.

Anladım ki kendisi mahkemelere abdestli giriyordu.

Abdest alıp dinleyici bölümüne geçtim. Mahkemeye dinleyici olarak mutlaka kardeşlerle girerdi.

O zaman; mahkeme komutanı gibi oluyordu!

Savcı iddiasını okudu maznunlara ağır suçlamalar yaptı ve 12 yıl ceza istedi.

Bekir Abi hemen ayağa fırladı ve üzerine basa basa:

"Savcı bir hukuk adamı gibi değil, bir kıpti gibi hareket ediyor" dedi.

Savcı zıpkın yemiş balık gibi; ellerini masaya vurup ayağa fırladı ve öfkeyle; "ben bu mahkemede savcılık yapmam" deyip kürsüyü terk etti!

Ara verilen mahkeme tekrar toplandı. Bir kişi hariç 13 kişi tahliye edildi.

Dışarı çıkınca; 'kardeşim istediğim de buydu!' dedi.

Bekir Berk Duruşmaya Gelmezse!..

Hekimoğlu İsmail anlatıyor:

Astsubayken 12 arkadaşla tutuklandık.
Mahkeme yaklaşırken komutanlar beni çağırdı:

Bekir Berk duruşmaya gelmezse sizi bırakırız! dediler.

Biz de kabul ettik, takipsizlik verdiler.

Bekir Abi mahkemeye gelince; hakim ve dinleyicileri derinden etkiliyordu. Bu yüzden mahkemeye gelmesini istemediler!

Devam edecek

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
3 Yorum