Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ
Abdullah B. Abbâs’ın ibretlik hayatı
Abdullah b. Abbâs Anlatıyor: Resûlullah (sav) beni çağırdı; başımı okşadı ve “Allah’ım! Ona hikmeti ve Kitabın [Kur’ân’ın] tevilini öğret” diye dua etti. O vefat ettiğinde ben on yaşındaydım.
Bir gün Resûlullah (sav) Teyzem Meymûne’nin [müminlerin annesi] evindeydi; Geceleyin ona abdest suyu hazırladım. Meymûne, “Ey Allah’ın Resûlü! Bu suyu, Abdullah b. Abbâs sana hazırladı” dedi. Bunun üzerine Resûlullah (s), “Allah’ım! Onu dinde ilim sahibi yap ve ona tevili öğret” dedi. Bu dua sebebiyle Müslümanlar ona “Habrü’l-Ümme” [Ümmetin allamesi] unvanını vermişler.
Bir gün Abbâs b. Abdülmuttalib, bir ihtiyacını konuşmak üzere oğlu Abdullah’ı Resûlullah’ın (sav) yanına gönderdi. Fakat Abdullah, Resûlullah’ın (sav) yanında bir adam gördü. Resûlüllah Abdullah’ın geldiğini fark etmedi ve bu yüzden Abdullah onunla konuşmadan geri döndü. Daha sonra Abbâs Resûlullah (s) ile karşılaştı ve “Ey Allah’ın Resûlü! Oğlumu senin yanına gönderdim. Yanında bir adam görmüş; seninle konuşma fırsatını bulamamış ve geri dönmüş.” dedi. Resûlullah (sav), “Abdullah yanımdaki adamı görmüş öyle mi?” dedi. Abbâs, “Evet, Ya Resûlellah, Abdullah senin yanındaki adamı görmüş” dedi. Resûlullah, “Peki, o adamın kim olduğunu biliyor musun?” dedi. Abbâs, “Hayır, bilmiyorum” dedi. Resûlullah (s), ”O, Cebrâîl idi. Bir peygamber hariç, Cebrâil’i asıl heyetinde görüp de kör olmayan hiç kimse yoktur. Umarım oğlun ölmeden önce kendisine ilim verilir de, sonraki yaşlarda kör olur” dedi.
Vefat etmeden beş yıl önce İbn Abbâs’ın gözüne su indi ve gözü kör oldu. Gözleri tedavi edip suyu akıtan doktorlar çağrıldı; ona geldiler ve: “Bizi serbest bırak, bize izin ver; senin gözüne inen suyu akıtalım. Ancak beş gün namaz kılamayacaksın; sadece bir kütük üzerine secde edebileceksin” dediler. Bunun üzerine İbn Abbâs, “Hayır vallahi, namazın bir tek rekâtını bile terk edemem. Zira ben, ‘Bir tek namazı bilerek terk eden kimse kıyamet günü Allah’a kavuştuğunda Allah kendisine öfkeli olur.’ hadisini nakletmiş bir insanım” dedi.
Yine Abdullah b. Abbâs anlatıyor:
Ömer b. el-Hattâb, Bedir ehlinin toplantısına katılmama müsaade ediyordu. Bunun üzerine onlardan bazıları, “Bizim çocuklarımızın yaşında olan bu gencin aramıza katılmasına ne diye müsaade ediyorsun, ey müminlerin emiri” dediler. Ömer ise, “O yabancı değil; sizin bildiklerinizden biridir” dedi ve beni toplantılara sokmaya devam etti. Bir gün Ömer’in izniyle Bedir ashabı toplandı. Benim de aralarına katılmama izin verdi. Ömer onlara, “İzâ câe nasrullahi” suresinin manasını sordu. Onlar, “Bunu bilmeyecek ne var Ya Emîre’l-Müminîn. Allah, Resûlüne fethi müyesser kıldığı zaman ona istiğfarda bulunmasını ve tövbe etmesini emretmiştir. Hepsi bu” dediler.
Ömer bana dönerek, “Sence bu ayet ne manaya geliyor ey İbn Abbâs?” diye sordu. Dedim ki: “Kuşkusuz bu kadar yeterli değildir. Fakat Allah bu sureyle elçisine ecelinin yakınlaştığını haber vermektedir. “Allah’ın yardımı ve zafer”den maksat Mekke’nin fethidir. “İnsanların bölük bölük Allah’n dinine girdiklerini gördüğün vakit” kısmı “sen vefat edeceksin” anlamındadır. Artık ey Muhammed Rabbine hamd ederek onu tesbih et ve ondan mağfiret dile. Çünkü o tövbeleri çok kabul edendir.” Bunun üzerine Ömer, “Bu açıklamayı ondan dinlediğiniz halde bu gençle ilgili olarak beni ayıplayacak mısınız?” dedi.
Yine Abdullah b. Abbas anlatıyor:
Ben Ömer’e öyle bir hizmette bulundum ve ona öyle iyilik yaptım ki, onun ailesinden hiçbiri böyle bir hizmette bulunmamıştır. Kendisi bana değer verir ve ikramda bulunurdu. Bir gün onun evinde, onunla birlikte yalnız olarak bulundum. Öyle derin bir nefes aldı ki, nefesi çıkacak sandım. Bunun üzerine, “Bu derin nefes bir sıkıntıdan mıdır ey Müminlerin Emiri?” dedim. Ömer, “Evet bir sıkıntıdandır” dedi. Ben, “Nedir bu sıkıntı?” diye sordum. Ömer, “Yaklaş” dedi. Kendisine yaklaştım. Ömer, “Ey İbn Abbâs, Bu iş [hilafet] için bir adam bulamıyorum” dedi. Ben şûra ehlinden altı Sahibinin isimlerini zikrederek kendisine, “Peki, şu, şu ve şu adamlar [Osman, Ali, Abdurrahman b. Avf, Talha, Zübeyr ve S’d b. Eb Vakkas] hakkında ne dersin?” diye sordum. Ömer her birisi hakkında bir şey söyleyerek cevabımı verdi; sonra da, “Ya Abdallah! Bu işe elverişli olan adam güçlü olacak, fakat şiddetli olmayacak. Yumuşak olacak, fakat zaaf içinde olmayacak. Cömert olacak, fakat müsrif olmayacak. Tutumlu olacak, fakat cimri olmayacak” dedi.
Ömer seher vaktinin karanlığında hançerlendiğinde ilk yanına giden bendim. Biz Mescitteydik; yanımdaki bir grupla birlikte onu sırtımızda evine taşıdık. Ömer namaz kıldırması için Abdurrahman b. Avf’a emir verdi. Sonra kan kaybından dolayı bayıldı ve baygınlığı güneş doğmaya yakın vakte kadar sürdü. Sonra kendine geldi ve “Müslümanlar namaz kıldılar mı?” dedi. Bizler: “Evet, kıldılar” dedik.
Bunun üzerine Ömer, “Namaz kılmayan Müslüman değildir” dedi. Sonra abdest almak için su istedi; abdest aldı ve namaz kıldı. Sonra selam verince bana, “Ey Abdullah! Çık ve beni öldürmek isteyenin kim olduğunu araştır” dedi. Dışarı çıkmak üzere kapıyı açtığımda bir de baktım ki, insanlar Ömer’in durumundan habersiz olarak toplanmışlar. Ben, “Ömer’i kim hançerledi?” dedim. İnsanlar, “Onu Allah’ın düşmanı Ebû Lülüe hançerledi” dediler.
Durumu haber vermek üzere Ömer’in yanına döndüm; baktım ki, Ömer beni dört gözle bekliyor ve kendisini hançerleyenin kim olduğunu merakla soruyordu. Ben kendisine, “Ey Müminlerin Emiri! Seni hançerleyenin Muğîre b. Şuʻbe’nin kölesi Ebû Lülüe olduğunu söylediler. Ayrıca seninle birlikte 13 kişiyi daha hançerlemiş, sonra kendini öldürmüş” dedim. Bunun üzerine Ömer, “Allahu Ekber! Allah’a hamdolsun ki, benim katilim Allah’ın huzurunda kendisine secde ettiğini ileri süremeyecektir. Doğrusu Arapların beni öldürmeyeceklerini biliyordum. Çünkü Araplar beni seviyorlar” dedi.
Ömer hançerlendiği zaman bana, “Ey Abdullah! Biliyor musun, eğer bütün dünya benim olsaydı, bana görünecek şeylerin dehşetinden kurtulmak için hepsini verirdim” dedi. Ben, “Neden ya Emîre’l-Müminîn, Oysa Allah senin elinle fetihler müyesser etti; şehirleri fethettin; insanları adaletle yönettin; Resûlullah’ın (s) arkadaşıydın ve O vefat ederken senden razıydı; Ebû Bekir’in arkadaşlığını yaptın ve vefat ederken o da senden razıydı” dedim. Bunun üzerine Ömer, “Ne olursun, o sözleri bir daha tekrar et” dedi. Ben de bir daha tekrar ettim. Ömer, “Sen Allah’ın yanında benim için şahitlik yapar mısın ey Abdullah?” dedi. Ben, “Evet ya Emîre’l-Müminîn, ben Allah’ın yanında senin için şahitlik yaparım” dedim.
İki cihanın serveri Hz. Peygambere salat ve selam olsun. Allah Hz. Ömer’den, İbn Abbâs’tan ve bütün sahabeden razı olsun ve bizleri O yıldızların güneşi olan Resûl-i Ekrem’in şefaatine nail eylesin.
[İbn Sa’d, Tabakat, 5. Tabaka, Abdullah b. Abbâs. Terc. Musa K. YILMAZ]
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.