Zeki KAMİLZÂDE

Zeki KAMİLZÂDE

Mustafa Sandal'ın AK Parti'yi küstürmesi için daha ne yapması gerekir?

Bizim zayıflığımız azlığımızdan değil. Bizim zayıflığımız güçsüzlüğümüzden değil. Bizim zayıflığımız unutkanlığımızdan. Onunla bağlı sebatsızlığımızdan. Yine onunla ilgili yumuşaklığımızdan. Ve yine onunla irtibatlı 'ahmakâne affediciliğimizden...'

Ziraat Bankası'nın JEST Kart reklamını izlerken aklıma geldi muhterem kârîlerim. Yanlış anlaşılmasın. Reklamda Görkem Sevindik'in, nâm-ı diğerle Kadir Baba'nın, oynatılmasına gücenmedim. Niye güceneyim? Filistin hakkındaki açıklamalarıyla Ben-Gvir isimli zalim İsrail köpeğini kudurttu ya, kızdırdı ya, helal olsun, maşaallah! Onun için dahi devlet kurumlarının reklamlarında oynamasını desteklerim. Fakat, reklamı izlerken, müziğine kulağım takıldı. Bir de ne farkedeyim? Düpedüz Mustafa Sandal'ın şarkısı çalıyor. Kartın adı 'JEST Kart' ya. Şarkıyı da Mustafa Sandal'ın "Jest Oldum!" isimli, sözleriyle bir zamanlar akıllara patinaj çektiren, parçasından kurgulamışlar. Elbette bu ülkede 'telif hakkı' denilen birşey var. Adamın şarkısını reklamda kullanıyorsanız iyi bir para bayılmışsınızdır. Hakkıdır. Alır... Birşey diyemiyorum. Türkiye şeriatla yönetilmiyor. (Şeriatla yönetilse zaten banka reklamı diye birşey olmazdı.) Ancak Sandal'ın AK Parti'yle son yıllarda girdiği polemiklere baktığımda serzenmeden edemiyorum:

"Ulan ne çabuk unutuyoruz ya!"

Ah! Evet. Yalnız bir tanesini zikredeyim. Yine 'kartla' ilgili olduğu için anmaya değerdir. Malumunuz, bir ara devletimiz-hükümetimiz, Savunma Sanayisi Katkı Payı olarak, limiti 100 bin liranın üstündeki kredi kartlarından 750 lira vergi almayı planlıyordu. Yani 100 binin üstünde alışveriş yapacak kredi kartınız varsa, demek maddi durumunuz da fena değildir, sizden 750 lira alınacak. Haklı-haksız. Tartışmasına girmeyeceğim. Ancak, işte, tam da o dönemde, vaktiyle AK Parti'den şarkıdır-reklamdır epey iş almış olan Mustafa Sandal, hemen karşı cepheye konuşlandı. Bankasını arayarak kredi kartı limitini 100 binden 99 bine düşürttüğünü açıkladı. Alay eder gibi... (14 Ekim 2024 tarihli medya-sosyalmedya paylaşımlarına bakarsanız bilgiyi/haberi pekçok kaynakta görebilirsiniz.) Fotoğrafı da paylaştı. Elbette karşı hamle olarak yaptı bunu. O zamanlar kendisi zaten sıkı bir muhalifti. Sonra devlet-hükümet de bu vergiden vazgeçti. Olay unutuldu gitti. Daha doğrusu biz unuttuk gitti. Çünkü, işte, epey unutkanız. Lakin görüyorsunuz ya. 750 lirayı böyle mevzu eden Sandal, yine çekinmedi, devletin bankasından reklamını-nevalesini, hop, aldı.

Başka vakalar üzerinden de konuşmuştuk. Konuşmaya da devam edeceğimiz anlaşılıyor. Belli ki, devletimiz-hükümetimiz, olaylar sıcakken bize ne kadar gaz verirse versin, aslında duygulanmıyor. İşi görüldükten sonra hasmını-dostunu pek ayırmıyor. Tabir-i caizse, kağıt mendil gibi, o dönemde kuvve-i gadabiyemizle iktidarının burnunu siliyor, sonra o hislerin çok da umurunda olmadığını icraatlarıyla gösteriyor. Gülben Ergen'in Milli Eğitim Bakanlığı dizisinde oynatılmasıyla ilgili de yazmıştım. Şahit olduklarımız Bediüzzaman Hazretlerinin yıllar önce dilegetirdiği bir hakikati doğruluyor. Müslümanlar zafer kazanamıyor. Zira çabuk affedicilik örtüsünü seriyorlar. Hasımları da onların yumuşaklığından "Bana birşey olmaz!" hissine kapılıyor, rahatlıyorlar.

"Bu asırdaki ehl-i İslâmın fevkalâde safderunluğu ve dehşetli cânileri de âlicenâbâne affetmesi; ve bir tek haseneyi, binler seyyiatı işleyen ve binler mânevî ve maddî hukuk-u ibâdı mahveden adamdan görse, ona bir nevi taraftar çıkmasıdır. Bu suretle, ekall-i kalîl olan ehl-i dalâlet ve tuğyan, safdil taraftarla ekseriyet teşkil ederek, ekseriyetin hatâsına terettüp eden musibet-i âmmenin devamına ve idamesine, belki teşdidine kader-i İlâhiyeye fetva verirler; 'Biz buna müstehakız' derler. Evet, elması bildiği (âhiret ve iman gibi) halde, yalnız zaruret-i kat'iye suretinde şişeyi (dünya ve mal gibi) ona tercih etmek ruhsat-ı şer'iye var. Yoksa, küçük bir ihtiyaçla veya hevesle veya tamâh ve hafif bir korkuyla tercih edilse, eblehâne bir cehalet ve hasârettir, tokata müstehak eder. Hem âlicenâbâne affetmek ise, yalnız kendine karşı cinayetini affedebilir. Kendi hakkından vazgeçse hakkı var; yoksa başkalarının hukukunu çiğneyen cânilere afüvkârâne bakmaya hakkı yoktur, zulme şerik olur..."

Gülben Ergen, iktidara neler derse desin, oh, hükümetten parsasını istediği gibi alıyor. Mustafa Sandal, ne kadar muhalif olursa olsun, yeah, devletten sakalını yapıyor. Bu insanların muhalif olmasının onlara kaybettirdiği ne? Hiç. Hiçbirşey. Peki ya sıradan vatandaş? Davanın, sahiden öyle birşey varsa tabii, çilesini hakikaten çekenlerin hiç mi bir adım öne çıkmışlığı olmayacak? Hiç mi hükümet "Yahu kim karagünümde yanımdaydı?" diye sormayacak? Her ne yaparlarsa yapsınlar yine 'seçkin azınlığa' mı yazacak bütün imkanlar? Öyle-böyle AK Parti'ye oy vermiş bir seçmen olarak benim bunları sorasım geliyor muhterem kârilerim. Mustafa Sandal'ın başına birşey getirmeyen hükümet benim başıma da birşey getirmez öyle değil mi? Neme lazım. Bu ülkede dine hakaret eden, Erdoğan'a diktatör diyen, Deniz Göktaş'ı bile kimse sormuyor da, hiç böyle bir suçu olmadığı halde Furkan Bölükbaş’ı mesela aylarca hapis yatabiliyor. Muhafazakârlar güya iktidar oluyorlar fakat, ne yazık, muktedir bir türlü olamıyorlar. Vesselam.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.