Zeki KAMİLZÂDE
Gülben Ergen'in AK Parti'yi kendisinden soğutması için daha ne yapması lazım?
Muhterem kârîlerim, biz, müslümanların dertleriyle yeterince dertlenemiyoruz. Kendi günahlarımıza yeterince ağlayamıyoruz. Hüda da bizi, tokat kabilinden, 'üfürükten teyyare' meselelerle meşgul ediyor. "O Allah'ı unutanlar gibi olmayın ki Allah da onlara kendilerini unutturmuştur!" sırrına mazhar kılıyor. İşte, geçenlerde de, sanki başka işimiz yokmuş gibi 'Ergen meselesiyle' meşgul olduk. Efendim, nedir, ne olmuştur?
Malumunuz, Gülben Ergen, geçmişten günümüze denî vaziyetlerle Türkiye gündemini işgal etmiş bir hatun kişidir. Oyuncudur, şarkıcıdır, LGBT'cidir, kemalisttir, başka sakatlıkları da duyulmuştur. Ha bir de 'tivittır mücahidesi'dir. Estağfirullah! Yanlış dedim. O amaçla kullanana 'mücahide' denmez. Kelime 'cehd' kökünden ibaret değil. Hata oldu. Hem zaten, eski çamlar bardak, eski 'tivittır'lar da 'x' oldu. Yani, doğrusu, 'karşı mahallenin klavyeşörü'dür. Bulduğu her fırsatta bizim mahalleye şöyle çakmadan geçemez.
Ama, fakat, lakin, binaenaleyh...
Yine de, her nasıl oluyorsa, böylesi isimler bizim 'bizim saydığımız' hükümetteki itibarlarını yitirmiyorlar muhterem kârîlerim. Gözden düşmüyorlar. Evet. İnanmadınız mı? O vakit bir buklecik haber alıntılayayım:
"Bakanlıkça Velivizyon platformu için hazırlanan 'Ailem' dizisinin ikinci sezonunun tanıtım programı, Beşiktaş'taki Feriye Sinema Salonu'nda gerçekleştirildi. Programda konuşan Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Bakanlığın işinin, sadece zorunlu eğitim çağında kendilerine emanet edilen çocukları eğitmek olmadığını söyledi. (...) Etkinlikte daha sonra Ailem dizisi 2. sezonunun bir bölümünün gösterimi gerçekleştirildi. Programda, Bakan Tekin ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş dizi ekibiyle hatıra fotoğrafı çektirdi..."
Diyeceksiniz ki: "Ne gariplik var bunda? Bir projenin tanıtımı yapılmış. Maşaallah!" Gariplik şurada: Dizi ekibiyle çekilen fotoğrafların tamamında Gülben Ergen bakanlarımızın yanıbaşında duruyor. (Hatta biraz demeç de veriyor galiba.) Tabii AK Parti seçmeni de olanlara hayret ediyor. Hayretten damağını şakır şakır şaklatıyor.
Zira, biliyor ki, Gülben Ergen, Mustafa Kemal'e hakaretten tutuklanmış, daha reşit olmayan bir talebe için "Bu çocuğun tutuklanması yetmez. Sınırdışı edilsin. Sırıtan yüzü bir daha gülmesin. Nefesi boğazına tıkansın, çıkamasın inşallah, şerefsiz!" demiş birisi. LGBT'ye desteğini gayet açık göstermiş birisi. Yaşantısı bir müslüman annesine yakışmayacak acayipliklerle dolu birisi. Aşağı-yukarı, bu tür nefret dolu paylaşımları, duyarlılığının coştuğu her mevzuda sosyalmedyaya boşaltan bir kişizade. Yani bizim mahalleyi, hükümeti, insanlarını, düşünüşlerini, inanışları beğenmez-sevmez. Fakat elbette her ünlü gibi parayı sever. O yüzden de bakanlığın teklifine "Hayır!" diyememiş. Dizide oynamayı kabul etmiş. O etmiş de, eh, bizim bakanlık ona nasıl teklif etmiş?
Zurnanın 'zırt, zort, hatta cooortt!' dediği yer de burası muhterem kârîlerim. Böylesi hâdiseler AK Parti seçmeninde şöyle bir gönül kırıklığına sebep oluyorlar: Seçmen düşünüyor ki: "Bu hükümetin düşmanlığı da dostluğu da yalancıdır. Seçim zamanı gelince düşmanlıkları köpürtür, kutuplaştırır, sandıkta parsayı toplar. Ancak seçim geçtikten sonra öpücük, gülücük, çiçek dağıtmadığı kesim kalmaz. Dolayısıyla ciddi bir saflaşma beklemenin anlamı yoktur. Geçmişte böyle saflaşmalara girdiğimizde de mağdur biz olduk. Öteki taraf yine borusunu öttürdü. Sakalını yaptı. Devletin memelerini istediği gibi sağıp içti. İtibarından birşey yitirmedi. Biz kuru ekmeğimizle kalıyoruz. O halde artık bu hükümet için herhangi bir gerilimde saf tutmak manasıdır."
Bu tehlikeli bir karamsarlıktır muhterem kârîlerim. Hem hükümeti muvaffakiyetsizleştirir, ciddiyetsizleştirir; hem de halkı ümitsizleştirir, gayretsizleştirir. Nitekim, gözümün nuru Bediüzzaman'ım, "Geçen Ramazan-ı Şerifte, Ehl-i Sünnet'in selâmet ve necatı için edilen pek çok duaların şimdilik âşikâre kabulleri görünmemesine hususî iki sebep ihtar edildi..." diye başladığı mektubunda teşhisini şöyle ortaya koyar:
"Birincisi: Bu asrın acip bir hassasıdır. Bu asırdaki ehl-i İslâmın fevkalâde safderunluğu ve dehşetli cânileri de âlicenâbâne affetmesi; ve bir tek haseneyi, binler seyyiatı işleyen ve binler mânevî ve maddî hukuk-u ibâdı mahveden adamdan görse, ona bir nevi taraftar çıkmasıdır. Bu suretle, ekall-i kalîl olan ehl-i dalâlet ve tuğyan, safdil taraftarla ekseriyet teşkil ederek, ekseriyetin hatâsına terettüp eden musibet-i âmmenin devamına ve idamesine, belki teşdidine kader-i İlâhiyeye fetva verirler; 'Biz buna müstehakız' derler. Evet, elması bildiği (âhiret ve iman gibi) halde, yalnız zaruret-i kat'iye suretinde şişeyi (dünya ve mal gibi) ona tercih etmek ruhsat-ı şer'iye var. Yoksa, küçük bir ihtiyaçla veya hevesle veya tamâh ve hafif bir korkuyla tercih edilse, eblehâne bir cehalet ve hasârettir, tokata müstehak eder. Hem âlicenâbâne affetmek ise, yalnız kendine karşı cinayetini affedebilir. Kendi hakkından vazgeçse hakkı var; yoksa başkalarının hukukunu çiğneyen cânilere afüvkârâne bakmaya hakkı yoktur, zulme şerik olur. İkinci sebep: Yazmaya izin olmadığından yazılmadı."
Yani 'bu asrın acip bir hassası' AK Parti'ye de bulaşmıştır-bulunmaktadır. Bunlar da hasımlarını çok çabuk itibar-iltifat yağmuruna tutmaktadırlar. Kutuplaştırmayı 'ciddi bir dava' olarak değil 'bir sandık stratejisi' olarak kullanarak menfaatlerine bakmaktadırlar. Bir değil beş değil. Bu yaşanan belki yüzüncüdür. Seçimlerden önce seçmenin desibelini alabildiğine yükselten AK Parti, seçim geçtikten sonra, karşı mahalleye 'pek affedici' bir tavır takınmaktadır. O yüzden de 'tastamam bir zafer' kazanılmamakta, ancak gün kurtarılmakta, gelecek ise yine kendi gerilimleriyle karşımıza çıkmaktadır: "Bu suretle, ekall-i kalîl olan ehl-i dalâlet ve tuğyan, safdil taraftarla ekseriyet teşkil ederek, ekseriyetin hatâsına terettüp eden musibet-i âmmenin devamına ve idamesine, belki teşdidine kader-i İlâhiyeye fetva verirler; 'Biz buna müstehakız' derler."
İşte, bakanlığın, hatta 'bakanlıkların' demek lazım belki, kem tavrı budur. Bunu netice vermektedir. İcraatta yapılan böylesi hatalar hasmı 'daha güçlü' kılmaktadır. Sözgelimi: Gülben Ergen, bir daha katılacağı LGBT eyleminde, AK Parti'nin 'örnek anne' gösterdiği birisi olarak bayrak sallasa, bu onun gücü müdür, güçlüğü müdür, düşünülmelidir. Hem hayatı skandallarla dolu bir 'sahne karakterini' aile kavramının temsilcisi tutmak, o kavramı/içeriğini güçlendirir mi, zayıflatır mı, hesap edilmelidir. Yahut da hükümetimizde bu işler zaten pek de hesaplı olmamaktadır. Herkes dümenine bakmaktadır. Herkes gemisini yürüten kaptandır. Yani herkes lokmasının peşindedir. Üstelik, halk bu hâdiseye tepki gösterdiğinden beri, bakanlıklarımız da sus-pus vaziyettedir. Çıt yoktur. Kimin mesul olduğu belli değildir. Hatta dizinin ikinci sezonundan Ergen'in çıkarılıp çıkarılmayacağı dahi anlaşılmamıştır. Ne diyelim? Allah bizi yoluna hidayet eylesin muhterem kârîlerim. Âmin.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.