Zafer KARLI
Fitneler, Kalbin İmtihanı ve Tecdid-i İman
Resûlullah (asm), insanın iman hayatında fitnelerin meydana getirebileceği tehlikeyi şöyle haber verir:
“Fitneler kalplere hasırın çubuk çubuk örülmesi gibi arz olunur. Hangi kalp onları kabul ederse onda siyah bir nokta meydana gelir; hangi kalp onları reddederse onda beyaz bir nokta meydana gelir...”(1)
Hadis-i şerifin devamında, fitnelerin kabul veya reddedilmesine göre kalbin kararması yahut temizliğini muhafaza etmesi anlatılır. Buradaki temel nokta, fitnenin yalnızca dışarıda meydana gelen bir olay olmadığı; kalbin ona verdiği karşılığın insanın mânevî hâli üzerinde doğrudan tesir meydana getirebildiğidir.
Bu nebevî ölçü, tecdid-i iman ihtiyacını anlamak bakımından önemli bir mânevî çerçeve sunar. Zira insan hayatı boyunca şüphe, vesvese, gaflet, nefsânî arzular ve bâtıl düşünceler gibi farklı imtihanlarla karşılaşabilir. Fitnelerin şekli ve araçları değişse de kalbin imtihanı devam eder. Bediüzzaman’ın “tecdid-i iman” vurgusu bu noktada anlam kazanır. Ona göre: “Onun için, her vakit, her saat, hergün tecdid-i imana bir ihtiyaç vardır.”(2)
Bu ifade, imanın esaslarının değiştiği anlamına gelmez. Aksine değişen insan hâlleri ve çevresindeki mânevî şartlar karşısında sabit iman hakikatlerinin kalpte sürekli canlı ve kuvvetli tutulması gerektiğini ifade eder.
İman-ı Tahkikî ve Fitnelere Karşı Mukavemet
Bu noktada iman-ı tahkikî özel bir önem taşır. Tahkikî iman, yalnızca taklidî bir kabule dayanmaz; delil, tefekkür, marifet ve kalb-akıl bütünlüğü ile güçlenir. Böyle bir iman, şüphe ve bâtıl fikirler karşısında daha sağlam bir mânevî zemin oluşturur. Risale-i Nur’un temel hizmetlerinden biri de hakaik-i imaniyeyi tahkikî bir tarzda ders vermek ve şüphelerin meydana getirebileceği mânevî tahribata karşı imanı kuvvetlendirmektir. Bu sebeple tecdid-i iman, yalnızca belirli bir dönemin problemi değildir. İnsanın mânevî hâlleri değiştiği ve fitnelerin yeni şekiller kazanabildiği için imanî tahkim ihtiyacı da süreklilik arz eder.
Burada “tecdid” kavramının mahiyetini doğru belirlemek önemlidir. Tecdid, yeni bir iman ortaya koymak değil; mevcut iman hakikatlerini daha derin, daha şuurlu ve daha tahkikî bir şekilde yeniden kavramaktır. Başka bir ifadeyle tecdid, imanın aslını değiştirmez; imanın insan üzerindeki tesirini ve şuurunu yeniler.
Hadis-i Şerif ile Tecdid-i İman Arasındaki Münasebet
Hadis-i Şerif;
- Kalbin sürekli fitnelerle imtihan edildiğini bildirir.
- İnsanın fitne karşısındaki kabul veya reddinin kalbin mânevî hâlini etkilediğine dikkat çeker.
Bediüzzaman, bu sürekli mânevî imtihan karşısında iman hakikatlerinin devamlı surette tahkim edilmesi gerektiğini vurgular.
Çünkü;
- İman-ı tahkikî, bu tahkim sürecinin temel unsurlarından biridir.
- Tecdid-i iman, iman esaslarını değiştirmek değil, onları insanın kalbinde ve aklında sürekli canlı ve kuvvetli tutmaktır.
Sözün Özü:
Fitneler değişir; kalbin imtihanı devam eder. Kalbin imtihanı devam ettiği için iman hakikatlerinin tahkimi ve tecdid-i iman ihtiyacı da devam eder. Bu ihtiyacı karşılamanın en pratik yolu ise düzenli ve istikrarlı olarak Risale-i Nurları okumak, ihlas dairesinde hayatına taşımaktır.
Kaynaklar
1.Müslim, Îmân, “Fitnelerin Kalplere Arz Edilmesi” bahsi. Hadis, fitnelerin kalplere arz edilmesini ve kalplerin bunları kabul veya reddetmesine göre farklı mânevî hâllere gelmesini anlatır.
2.Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat, Yirmi Altıncı Mektup, Dördüncü Mebhas, Dördüncü Mesele.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.