Türkiye'nin iklimle mücadelesi

Türkiye'nin iklimle mücadelesi

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) 'den Bahar Ubay Kopenhag'daki İklim Zirvesi ile ilgili sorularımızı yanıtladı...

“Zirvenin ilk günlerindeyiz, şu ana kadar olan gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?”

İlk gün 35.000 katılımcının kayıt yaptırdığı COP 15 şu ana kadarki en geniş katılımlı İklim Değişikliği Zirvesi oldu. Gelinen noktada ülkelerin 2012 sonrası kapsamlı bir anlaşmayı şekillendiren ciddi kararlar alamamış olmaları, Kopenhag zirvesine ağır bir görev yüklemiş durumda. Ancak, zirvenin ilk oturumunda, karar alma sürecinde mutabataka varılamayan maddelerde, BM’de sandelyeye sahip tüm hükümetlerin tamamının mutakabakata varması gerekmeksizin, oturumda bulunan Tarafların üçte ikisinin oy ağırlığına dayalı bir oylama sistemine gidilmesi pek çok ülke tarafından desteklendi. Bu yaklaşım, süreçten somut hedef ve anlaşma ile çıkılmasına dair hükümetlerinin kararlığının gösteren önemli bir gelişme olarak ele alınmalıdır.


- Sizce Türkiye Kopenhag’da nasıl bir tutum sergilemeli?

Türkiye’nin, Kopenhag’da yeni rejimde çözümün bir parçası olduğunu aktif şekilde dile getirmesini ve bu tutumunu sergilemesini beklemekteyiz. 2007 yılında Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından yayınlanan dördüncü değerlendirme raporunun uyarılarını dikkate alan ve sıcaklık artışının 2 derecede sabitlenmesini sağlayan yeni küresel bir anlaşmada Türkiye gibi sera gazı salım azaltım potansiyeli yüksek olan ülkelere de önemli roller düşüyor. Bu durumda Türkiye’nin, en azından Meksika, Güney Kore gibi kendine benzer ekonomik göstergelere sahip ülkelerin belirlediği hedeflere yakın bir salım kontrolü hedefiyle yeni sürece katkı vermesi beklenecektir. Buna bağlı olarak da, salımlarını en azından baz senaryo - ilave önlem alınmayan senaryo –‘ya göre 2020 yılı itibariyle %15-30 arasında sınırlaması beklentiler arasında yer alacaktır. Ülkemiz, şu anda baz senaryoya göre kendi çabaları ile %11’lik salım kontrolü hedefine sahip.


- Türkiye’de iklim değisikliği ile mücadele için yürütülen projelerde gönüllü karbon piyasaları da odak noktalardan biri. Gönüllü karbon piyasaları nedir ve Türkiye için neden önemli?

Gönüllü Karbon Piyasası; Kyoto Protokolü’nün yükümlülüklerinden bağımsız olarak, uluslararası herhangi bir yaptırım gücü olmaksızın, karbon sertifikalarının alım ve satımının gerçekleştirildiği karbon piyasası demektir.
Gönüllü karbon piyasaları, Türkiye için oldukça önem arz ediyor. Kyoto Protokolü’nün resmen tanıdığı salım azaltım mekanizmalarına imtiyazlı olmayan Türkiye’de bu tür gönüllü projelerin hayata geçirilmesi, bu deneyimlerin ülkemizde de elde edinilmesine katkı sağlıyor. En önemlisi de, daha çok uluslararası şirketlerin yatırım katkıları ile geliştirilen bu gönüllü projeler, ülke içinde yenilenebilir enerji ve temiz teknoloji yatırımlarına teşvik sağlıyor.

2012 sonrası için birçok belirsizlik olmasına karşın, 2008-2012 süresi içinde Türkiye’nin Gönüllü Karbon Piyasalarını istikrarlı ve doğru şekilde tecrübe etmesi uzun dönemde düşük karbon ekonomisine geçişini hızlandırabilir.

- Gönüllü karbon piyasaları konusunda Kopenhag’da ne tür adımlar atılmalı?

Gönülül karbon piyasalarına yönelik olarak 2012 sonrası rejimde beklenen özel bir gelişme yok. Ancak, Kyoto Protokolü’nün tanıdığı piyasa tabanlı mekanizmaların yeni rejimde de devamlılıklarının sağlanması, hükümetler tarafından oldukça destek buluyor. UNFCCC kapsamında yürütülen bu mekanizmalar; şeffaflık temeline dayandırılarak, akredite olmuş bağımsız tarafların onayını gerektiren bir uygulama süreci gerektiriyor . Bu yönüyle de, ülkelerin ilgili çabalarını karşılaştırılabilir bir eksene taşımalarına yardımcı oluyor. Bu çabalar, karbon piyasalarını kayıt altına alan standart kurallar ve şeffaf sistemler sayesinde, bu farklı düzeydeki çabaların UNFCCC tarafından adil şekilde değerlendirilmelerine aracı oluyor. Dolayısıyla, bu alanda çaba gösteren kurumları teşvik edici yönde olan ilgili uygulamaların bir parçası olmak, bu sürece katkı veren tüm ülkeler için önemli. Yeni rejimde, bu mekanizmaların daha etkin hale getirilmeleri ve buna bağlı olarak gelişmekte olan ülkelerde finansman ve teknoloji transferine aracı olan ilgili projelerin bu ülkeler arasında adil dağılımlarının sağlanması için her ülkenin üstüne düşen görevi yerine getirmesi Kopenhag’daki vazifeleri arasında yer almalı. Ülkemiz açısından değerlendirecek olursak, yeni rejime entegrasyonunu ve bu piyasa mekanizmalarında yer almasını; bir yandan iklim değişikliği ile mücadelede uluslararası toplumla birlikte hareket ettiğinin önemli göstergelerinden biri olması yönüyle, diğer yandan sürdürülebilir kalkınmaya dönük çabaları ve uluslararası ekonomik ilişkileri açısından önemli buluyor ve bu süreçteki yapıcı adımlarını sonuna kadar destekliyoruz.

- Türkiye’nin bundan sonraki süreçte iklim değişikliği mücadelesinde atması gereken adımlar ne olacak?

Ülkemizin, iklim değişikliği ile mücadelede seragazı salımlarını azaltma ve iklim değişikliğinin etkilerine uyuma (adaptasyona) yönelik ulusal politikalarını en kısa zamanda ölçülebilir, tasdiklenebilir ve raporlanabilir bir yaklaşımla uygulamaya geçirmesi gerekiyor. Dolayısıyla, yeni rejimin gerekliliklerin ve buna bağlı gelişmelerin takip edilmesi gerektiği gibi, sadece merkezi yönetimlerin değil, özel sektör, yerel yönetimler başta olmak üzere Türkiye genelinde bu gerekliliklerin uyumlaştırılması için önem taşıyor.
Ntvmsnbc