Sakal-ı Şerif nedir? Sakal-ı Şerif ne demektir?

Sakal-ı Şerif nedir? Sakal-ı Şerif ne demektir?

Kocaeli'nde Cami'den Sakal-ı Şerif'in çalınması ile birlikte Sakal-ı Şerif Nedir? Sakal-ı Şerif ne demektir soruları akla gelmeye başladı. Sakal-ı Şerif nedir? Sakal-ı Şerif'lerden kaç tane var? Hepsi Peygamber Efendimiz'e (s.a.s) mi ait? Hepsi haberde...

Risale Haber- Haber Merkezi

Kocaeli'nde Cami'den Sakal-ı Şerif'in çalınması ile birlikte Sakal-ı Şerif Nedir? Sakal-ı Şerif ne demektir soruları akla gelmeye başladı. Sakal-ı Şerif nedir? Sakal-ı Şerif'lerden kaç tane var? Hepsi Peygamber Efendimiz'e (s.a.s) mi ait? Hepsi haberde...

Ramazan Ayı'nın gelmesi ile birlikte Müslüman toplumumuzun en çok ziyaret ettiği şeylerden biri de Kutsal Emanetler. Kutsal Emanetlerin içinde bizi en çok heyecanlandıranlardan biri ise Sakal-ı Şerif'ler...

Sakal-ı Şerif nedir?

Peygamber Efendimizin (s.a.v) mübarek saçına veya sakalına Sakal-ı Şerif denilmektedir. Bazen Sakal-ı Şerif yerine lıhye-i şerif de denilmektedir.

Sakal-ı Şerif'ler nasıl elde edilmiştir?

Efendimizin (asm) tıraş olurken, kestiği mübarek sakal tellerini bazen sahabelere teberrüken verdiği rivayet olunmuştur. Bununla beraber Efendimiz'e (sav) ait her şeyi titizlikle muhafaza eden sahabeler, Efendimiz (asm) tıraş oldukça sadece sakallarından değil saçından kesilen mübarek tüyleri de muhafaza etmişlerdir.

Sakal-ı Şerif'ler gerçek mi? Günümüze kadar nasıl geldi?

Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) 40 yaşında Peygamberlik görevini aldığı günden, vefatına kadar pek çok kez sahabeler saçından veya sakalından parçalar toplayarak korumuşlardır. Efendimizin (s.a.v) mübarek saçını veya sakalına önem vererek müdafaa eden sahabeler'den sonra, Sakal-ı Şerif'lerin günümüze nasıl geldiği ile ilgili üç görüş vardır;

1.Ashab-ı Kiram'dan pek çok kişi elde ettikleri sakal-ı şerif'leri ömürleri boyunca müdafaa etmiş ve bu hassasiyeti nesillere aktarmıştır. Kutsal emanetlerin pek çoğu Osmanlı Devleti ve sonrasında günümüze gelene kadar da korunaklı bir şekilde tutulmuştur.

2.Sahabeler ve sonrasındaki nesiller, Sakal-ı Şerif'leri korunaklı bir şekilde tutmuş, bir bölümünü ise armağan etmişlerdir. Pek çok yere yayılan Sakal-ı Şerif'ler korunaklı bir şekilde günümüze ulaşmıştır.

3. Halifeler, Sakal-ı Şerif'ler kaybolur endişesi ile Peygamber Efendimiz'in vefatından beri Sakal-ı Şerif'leri korumaya özen göstermişlerdir. Kutsal Emanetler için özel koruma yerleri inşa ettiren Halifeler'den sonra da Hicaz bölgesinde Kutsal Emanetler ehemmiyetle saklanmıştır.

Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur'larda Sakal-ı Şerif'lerin önemini nasıl anlatmıştır?

Said Nursi'ye göre Sakal-ı Şerif ziyaretleri salavata vesiledir. Sakal-ı Şerif'in gerçekten teşhis edilmesi gerekli değildir. Önemli olan Sakal-ı Şerif'in insanlar üzerindeki etkisidir. Said Nursi bu durumu şöyle açıklıyor;

Bugün Refet Beyin bir mektubunu aldım. Lihye-i Şerife hakkındaki suali münasebetiyle diyorum ki:
Hadisçe sabittir ki, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın lihye-i saadetinden düşen saçların taneleri mahduttur. Otuz kırk tane veya elli altmış tane gibi az bir miktarda iken, binler yerde Lihye-i Saadetin saçları bulunması, beni bir zaman çok düşündürdü. O vakit hatırıma gelmiş ki, Lihye-i Saadet, yalnız Lihye-i Şerifin saçlarından ibaret değil. Belki re's-i mübarekinin tıraş oldukça hiçbir şeyini kaybetmeyen Sahabeler, o nurlu ve mübarek ve daimî yaşayacak saçları muhafaza etmişler. Onlar, binlerdir; şimdiki mevcuda müsâvi gelebilirler.

Yine o vakit hatırıma geldi ki: Acaba her camide bulunan, sened-i sahih ile bu saç Hazret-i Risaletin saçı olduğu sabit midir ki, ona karşı ziyaret makbul olabilsin?

Birden hatıra geldi ki, o saçların ziyareti vesiledir. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma karşı salâvat getirmeye sebep ve bir hürmet ve muhabbete medardır. Vesilelik ciheti o şeyin zâtına bakmaz, vesilelik cihetine bakar. Onun için, eğer bir saç hakikî olarak Lihye-i Saadetten olmazsa, madem zâhir hale göre öyle telâkki edilmiş ve o vesilelik vazifesini yapıyor ve hürmete ve teveccühe ve salâvata vesile oluyor; katî senetle o saçın zâtını teşhis ve tayin lâzım değildir. Yalnız, aksine katî delil olmasın, yeter. Çünkü telâkkiyât-ı âmme ve kabul-ü ümmet, bir nevi hüccet hükmüne geçer.

Bazı ehl-i takvâ, böyle işlerde, ya takvâ veya ihtiyat veya azîmet noktasında ilişseler de, hususî ilişirler. Bid'a da deseler, bid'a-i hasene nevinde dahildir. Çünkü vesile-i salâvattır.

Refet Bey mektubunda diyor: "Bu mesele ihvanlar beyninde medar-ı münakaşa olmuş." Kardeşlerime tavsiye ediyorum ki, inşikaka ve iftiraka sebebiyet veren münakaşa etmesinler. Yalnız müdavele-i efkâr suretinde, nizâsız mübahaseye alışsınlar.
Lem’alar, On Altıncı Lem’a, Hâtime, s. 272

 

Risalehaber.com

 

HABERE YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
4 Yorum