Said Nursi'yi sürgünde gören ilkokul öğrencisi

Said Nursi'yi sürgünde gören ilkokul öğrencisi

Burdur’a sürgün olarak gönderildiği 1926 yılında Said Nursi’yi gören Abdurrahman Cerrahoğlu’nu vefatının 5. yılında rahmetle anıyoruz

Risale Haber-Haber Merkezi

İlkokul 3. sınıfta iken Bediüzzaman Said Nursi’yi gören ve ondan sonra Risale-i Nur hizmetinden ayrılmayan Abdurrahman Cerrahoğlu’nu vefatının 5. yılında rahmetle anıyoruz.

“Ağabeyler Anlatıyor” kitaplarının yazarı Ömer Özcan, Abdurrahman Cerrahoğlu’nun anılarını Risale Haber okuyucuları için paylaştı:

Abdurrahman Cerrahoğlu 1917 Burdur doğumludur. 1944’de İzmir’e yerleşmiştir. Risale-i Nur’ları İzmir’e ilk getiren saff-ı evvel ağabeylerimizdendir. İzmir’in Basmane semtinin Anafartalar Caddesinde açtığı kitap-kırtasiye dükkânında, isteyenlere, Risale-i Nur eserlerini gizli olarak temin ederdi…

cerrah1.jpgAbdurrahman ağabey, Bediüzzaman Hazretlerini, Burdur’a sürgün olarak gönderildiği 1926 yılında, ilkmektep talebesiyken ilk defa görür ve bir daha da hiç unutamaz. Daha sonraları ilki 1953’de Isparta’da olmak üzere defalarca ziyaretleri olmuştur. Emirdağ Lâhikasında, kendisine ilk defa Risale-i Nur veren Mehmet Yayla ile beraber adı geçmektedir. 24 Ocak 2004’de hakkın rahmetine kavuşan Cerrahoğlu ağabeyin mezarı Buca Kaynaklar Kabristanındadır.

Abdurrahman Cerrahoğlu’na, vefatından yedi ay önce 28 Haziran 2003 tarihinde son bir ziyaretimiz gerçekleşti. Ankara’dan misafir olarak gelen Said Özdemir ve İzmir’de mukim Muzaffer Erdem ağabeyleri, arzuları üzerine alarak Abdurrahman ağabeyin Hatay semtindeki evine götürdüm. Üç yaşlı çınar; Said Özdemir, Muzaffer Erdem, Abdurrahman Cerrahoğlu, üçünün de Üstad Bediüzzaman Hazretleri ile yakın münasebetleri olmuş… O gün bir tarih yaşadık… Anlatılan hatıraları, yapılan konuşmaları kaydettim…

Said Özdemir ve Abdurrahman Cerahhoğlu’nun o günkü sohbetinden kısa bir bölümü buraya alıyoruz. Adı geçen üç ağabeyin de hatıraları “Ağabeyler Anlatıyor 1-2-3” kitaplarımda neşredilmiştir.

Ömer Özcan

abdurrahman_said_ozdemir_bi.jpg

(28.06.2003 Abdurrahman Cerrahoğlu ağabeyin İzmir Hatay semtindeki evinde. Abdurrahman Cerrahoğlu - Said Özdemir - Muzaffer Erdem)
 
Hatay semtindeki evinde bizi kabul ettiğinde Said Özdemir ağabey ile Abdurrahman Cerrahoğlu ağabey arasında şu konuşma geçti:

Said Özdemir: “Ben Said Özdemir, Risale-i Nurların matbaalarda ilk neşrini Cenab-ı Hak bize nasip etti. Sizi rahatsız diye duyduk bir ziyaret edelim diye geldik” dedi.

Abdurrahman Cerrahoğlu: “Dokuz sene oldu, sabaha kadar hiç uyku yok, bundan şikâyetçi değilim. Bazı ağrılarım oluyor, felç geçirdim, buna da şükür Allah’a. Bunların hikmetleri var... 20 gündür hiç uyku girmedi gözüme. Hiç şikâyetçi değilim.

Said Özdemir: “Keffarüz-zünûp olur inşallah, geçmiş olsun.

Abdurrahman Cerrahoğlu: “Hazret-i Üstadın çok duasını aldım çok şükür. Üstadla ilk tanışmamız 1953’de oldu. 1960’a kadar beraberdik, gittik geldik yanına. Üstad’ı daha sonra 10 defadan fazla ziyaret ettim.

Said Özdemir: “Matbaada ilk tab işini bu âcize verdiler Üstadımız. Hatta 1200 lira verdiler “Sözler, Lem’alar, Mektubat… Bastırdık.”

Abdurrahman Cerrahoğlu: “Burada (İzmir) ilk baskımız el yazması risaleler oldu..

Said Özdemir: “Yaşınız kaç muhterem ağabey?

Abdurrahman Cerrahoğlu: “Yaşım 87… Üstadın yanında siz mi vardınız bilmiyorum? Hacdan geldiğim zaman mübarek Üstad bana dedi ki: “Ben senin o mübarek yere gittiğini bilseydim muhakkak karşılardım.” Bir ziyaretimde de: “Sizin Validenizi hep hatırlıyorum, vefat mı etti?” dedi. “Vefat etmedi efendim sizinle meşgul, duanıza muntazır” dedim. “Söyle ona has talebelerim arasına alıyorum onu, ama hemşiremi de alıyorum” dedi. Gelin kaynana çok iyi geçinirlerdi.

“1926’da Üstadın Burdur’a gelişi var. Ben o zaman ilkokul üçüncü sınıftayım. Öğretmenimiz Nef’i Bey vardı. Bizi bir geziye götürmüştü, uzaktan Üstad’ı gördü, gitti konuştu. Üstad arabadan bize el salladı… Bunu bir daha hiç unutmadım hafızamda yer etti.

“Ben 12 yaşından beri hasta denilecek kadar okumayı severdim. Elinizde bir kitap görsem isterdim. Burdur’da Risale-i Nur arıyorum fakat herkes sanki yere gömmüş, bulmam mümkün değil. Nasıl Risale-i Nurları bulurum diye Burdur’da bir arkadaşım vardı Hâfız Emin, onun dükkânına gittim. Sözler’i almış. ‘Bunu ister sat ister ver okuyayım’ dedim. ‘Hiç birini yapmam’ dedi. Ağlarcasına üzüldüm.

“10 sene de kendim kitapçılık yaptım. İzmir’de bir gün dükkâna geldim ‘DDY’ da çalışan Mehmet Yayla ağabeyin elinde bir kucak kitap var ‘okur musun?’ dedi. ‘Nedir?’ dedim ‘Risale-i Nur’ dedi. ‘Hastaya kağnı soruyorsun, dünyaları bana veriyorsun’ dedim, hemen aldım. O gece hiç uyumadım, sabaha kadar okudum, bana çok tesir etti. Validem de Osmanlıca bilirdi. Validem bir gün Üstadın mahkeme müdafaasını okuyordu, hem okuyor, hem ağlıyordu. ‘Ah! Ah! Erkek olmalıydım ben’ dedi. ‘Erkek olsan ne yapacaktın?’ dedim. ‘Hizmetine giderdim’ dedi.

cerrah3.jpgVEFATI KARLI BİR GÜNDE OLDU

Bu ziyaretimizden yedi ay sonra, Abdurrahman ağabeyimiz İzmir Yeşilyurt Devlet Hastanesinde yatmakta iken, 24 Ocak 2004 cumartesi günü vefat haberi geldi. Başta Mustafa Birlik, Muzaffer Erdem, Hüseyin Çağdır, Eyüp Ekmekçi ağabeyler olmak üzere cenazesini Buca Kaynaklar Kabristanına kaldırdık. İki gün evvel yağan ve İzmir’de nadir görülen kar henüz erimemişti, mezarlık çamur içinde, kürek çalışmadığından mezar bile kepçe-dozerle açılmış, yine aynı makineyle güçlükle kapatılabilmişti... Allah şefaatine nâil eylesin... Âmin. Âmin. Âmin.

RİSALE-İ NUR’DA MEHMED YAYLA VE ABDURRAHMAN

Abdurrahman ağabeyin bahsettiği Mehmed Yayla ve kendi ismi Emirdağ Lâhikasında şu şekilde geçmektedir:

“Sâlisen: Risale-i Nur'un manevî avukatı ve bir kahramanı Ahmed Feyzi, İzmir'deki Nur'un teksiri ve intibahkârane İzmir vaziyeti ile Ahmed Feyzi alâkadar olmuş, teksirdeki tashihatı deruhde etmiş. Mehmed Yayla ve Abdurrahman gibi ve yardım eden kardeşler gibi İzmir'de Nur'un teksirinde alâkalarını devam ettireceklerine dair mektubu hapishanede Nur'un küçük bir kahramanı olan Bayram getirdi.” (Em.L.63)