Said Nursi M.Kemal’le görüşmesini anlatırken bile çok hiddetleniyordu

Said Nursi M.Kemal’le görüşmesini anlatırken bile çok hiddetleniyordu

Ali Yıldırım Hoca, vefat ettiğinde 108 yaşındaydı ve o anları yeniden yaşar gibi anlatıyordu

A+A-

Risale Haber-Haber Merkezi

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleriyle görüşen Ali Yıldırım Hocayı vefat yıldönümünde rahmetle anıyoruz. 

1909 doğumlu olan Ali Yıldırım, Bediüzzaman Said Nursi’nin İngiliz işgalcilerine karşı verdiği mücadelenin şahitlerinden. 21 Mayıs 2017'de vefat eden Yıldırım, bir süre önce Ağabeyler Anlatıyor kitaplarının yazarı Ömer Özcan’a konuşmuş Bediüzzaman’la görüşmesini de anlatmıştı.

ÜÇ PADİŞAH, 12 CUMHURBAŞKANI GÖRDÜ

Sevenleri, aksakalından dolayı Ali Yıldırım’a "Pamuk Hoca" diyorlardı. Üç padişah, 12 Cumhurbaşkanı gören Ali hoca anlatıyor:

İNGİLİZLERİN İSTANBUL’U İŞGALİNİ GÖRDÜM

İngilizlerin İstanbul’u işgali sırasında Bediüzzaman Said Nursi de buradaydı. Ben de İstanbul’dayım. İşgal anında şimdi Boğaziçi Üniversitesi’nin olduğu Bebek’te oturuyorduk. O zaman ağabeyim Mustafa 14, ben 9 yaşlarındayım. İngiliz işgal kuvvetleri gemilerle geldiler. Sarayburnu’nda Dolmabahçe Sarayının önüne demirlediler, çıktılar gemilerden. Ama hiç kimseye baskı yok, silah patlatma yok. Karşı çıkan da yok. Halktan da şikâyet yok. İşgalci askerler karakollara, devlet dairelerine gittiler... Hepsi silahlı...  13 Kasım 1918. (Bediüzzaman Kosturma esaretinden firar edip, 1918 Haziran ayında İstanbul’a gelmişti.)

BEDİÜZZAMAN SIRTIMI OKŞARDI 

Bediüzzaman Hazretleriyle karşılaşmamın en son tarihini söyleyeyim; 1953 senesinde Fatih İskenderpaşa Camii’nde oldu. Onun dergâhına sohbete gelirdi. Hilafet zamanının medrese mezunu olduğum için Bediüzzaman benimle çok alakadar oldu, hep sırtımı okşadı. “Senin şansın varmış, medreseden mezun oldun” derdi. İstanbul Müftüsü Ömer Nasuhi Efendi hocamızdı, müftümüzdü; O, Bediüzzaman Hazretlerini çok severdi. Bayezid Camii imamı Abdurrahman Gürses de Bediüzzaman’ı çok severdi.

(Bir açıklama ve tashih: Bediüzzaman’ın İskenderpaşa Camiine gittiğini ilk defa duyduğum için tahkik namına o günlerin canlı şahidi Mehmed Fırıncı Ağabeye başvurdum. Fırıncı ağabey aynen şunları söyledi:

“İskenderpaşa Camii Hz. Üstad’ın İstanbul’a geldiği 1952-53 tarihlerinde harebezar haldeydi. O semtte bizim iki katlı bir medresemiz de vardı. Orada daha ziyade Üzeyir Şenler kalırdı. Biz Kirazlımescid 46 numaralı dersanede kalıyorduk. Dolayısıyla ara sıra İskenderpaşa Camiinde de namaz kılardık, ama çok perişandı. Mehmed Zahid Koktu Efendi o sırada Zeyrek Cami’inde müezzin, Aziz Efendi de imam; aynı zamanda da şeyhti. Kendisi o zaman Teknik Üniversite talebelerine -Korkut Özal, Turgut Özal, Necmeddin Erbakan gibi talebelere- Risale-i Nur’dan ders verirdi. O mahallenin ihtiyarlarına da tarikat dersi verirdi. Ben de onların derslerinde bulundum. 

“Dolayısıyla Mehmed Zahid Kotku o sırada İskenderpaşa Camiinde değildi ki Bediüzzaman orayı ziyaret etsin. Mehmed Zahid Kotku Zeyrek Camiindeydi. Hz. Üstad Zeyrek Camiine de gitmedi. Üstad 1953’de Sofular Camiine gitti. İskenderpaşa Camiine ve bizim Nurtaşı dersanesine yakındır bu cami. Orası aynı zamanda bizim kaçak risale depomuzdu. Çok meşhur hafızlardan Ali Rıza Altın orada imamdı. Hz. Üstad ona dedi ki: “Burası Molla Hüsrev Hazretlerinin camisidir, seni buradan başka yere tayin ederlerse gitme” dedi. O da ondan sonra gitmedi. Ali Yıldırım Ağabey, Hz. Üstad’ı İskenderpaşa Camiinde değil de bu Sofular Camiinde görmüş olabilir. Bunu karıştırmış olabilir.” (Fırıncı ağabeye, verdiği bu çok kıymetli bilgiler için teşekkür ediyorum. Ömer Özcan)

BEDİÜZZAMAN MUSTAFA KEMAL’E ÇOK HİDDETLENDİ

Mustafa Kemal, Bediüzzaman’ın İstanbul’da işgalci İngilizlere karşı yaptığı hizmetlerini duyuyor ve onu hemen Ankara’ya davet ediyor. Bediüzzaman Said Nursi bize bu görüşmeyi anlatırken nasıl celalleniyordu ama... Şöyle anlatmıştı: “Mustafa Kemal’in odasındayız. Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir de vardı. O anda ezan okundu. ‘Namazlarımızı kılalım’ dedim. O da orada bir şeyler yazıyordu. ‘Siz gidin, namaz zamanı değil şimdi’ dedi. Beynimden vurulmuşa döndüm. ‘… … … sen beni bunun için mi çağırdın?’ diye bağırdım.” Gidiş o gidiş... Oradan Van’a gidiyor Bediüzzaman. Bunu anlatırken nasıl hiddetleniyordu bilseniz, hala kulağımda gibi. Çok hiddetli anlattı…

KONUŞMASI MÜSLÜMANLARIN HALİNE AĞLAR GİBİ HÜZÜNLÜYDÜ

Bediüzzaman Hazretlerinin teni buğday rengindedir. Sakalsızdır, kalın bıyıkları vardı. Gözlerinin içi renklidir, maviye benzerdi. Uzaktan bakınca göz çevresinden dolayı kara gözlü gibi görünürdü. Başında bulunan sarığın ucunu arkaya atardı. Cüppe vardı üstünde, içinde yelek vardır, cepken yani. Köstekli saati vardı yeleğinde. Bediüzzaman’a çok sıkıntı çektirdiler ama o hiç yılmadı. Manevi cihada çok önem veriyordu. Çok celalliydi. Ciddi ama asık suratlı değil. Konuşması Müslümanların haline ağlar gibi hüzünlüydü.

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum