Şener Dilek hocanın dersleri

Dün gece rüyamda Şener Dilek hocayı gördüm. Önceki gece de görmüştüm. Birlikte kalabalık olmayan bir cemaate risale dersi yapıyorduk. Ben okuyordum o izah ediyordu. Ara sıra kendime buraya ne zaman geldim, ne işim var bunların arasında diye soruyordum. Ama tatlı, hoş, munis bir ortamdı. Rüyanın bitmesini istemiyordum. İlginçtir, rüyada gördüklerimin bir rüya olduğunu biliyordum.

Şener Dilek hoca gördüğüm kadarıyla risale dersini en güzel, en iyi, en tesirli yapan insan. O kadar insan tanıdım onun gibi bu işi mükemmel ve muhteşem yapan görmedim. Yaşayarak, hissederek ders yapan bir insan. Belki biraz mübalağa olacak, bence nurculuk tarihi boyunca nurcular içinde onun kadar risaleleri güzel anlayan ve anlatan başka bir insan yok. Üslup bambaşka bir şey. Metin aynı metin ama onu Şener abi'den dinleyince insan büyüleniyor sanki. Risaleleri anlatmak, izah etmek için gelmiş dünyaya sanki. Üstad Said Nursi hayatta olsaydı büyük ihtimalle derslerini hayretle dinlerdi. Ama yazıları için aynı şeyi söyleyemem. Anlatım ve sunumunun yanında yazıları çok gölgede kalıyor. Keşke onları hiç yazmasaydı diyorum.

Her şeye rağmen Şener Dilek hoca klasik çizginin içindeydi ve ona göre anlatıyordu. Risaleleri entelektüelce anlayan ve anlatan bir sima çıkmadı henüz. Bir zamanlar bunu naçizane yapmak istedim, olmadı. Entelektüelce anlamak ve anlatmak için ötekini tanımak ve ötekiyle kıyaslamak gerekiyordu. Bunun sonu ise ister istemez risaleleri sorgulamaktan geçiyordu. Sorgulama, kuşku, tereddüt işin içine girince tılsım bozuluyordu. Bir bakıma haddini aşıyordunuz.

Şener Dilek hoca ve benzeri ağabeylerin esas sorunu ötekini tanımamaları, tanıma ihtiyacı hissetmemeleri. Daha doğrusu ötekine kapalı olmaları. Onun için bugüne kadar nurcular içinden efradını cami ağyarını mani bir entelektüel çıkmadı. (Mücahit Bilici, Metin Karabaşoğlu belki.) Çünkü entelektüelin mümeyyiz vasfı olan kuşku ve sorgulama kabul edilemez bir şeydi.

*

Sezai Karakoç, İsmet Özel, Hilmi Yavuz, Yedi Güzel Adam, Beşir Ayvazoğlu, Sadık Ylasızuçanlar, Yaşar Nuri Öztürk, Ali Bulaç, Fuat Sezgin, Abdurrahman Dilipak, Abdurrahman Arslan, Mustafa İslamoğlu, Dücane Cündioğlu gibi isimlerini burada sayamadığım dindar ve muhafazakar kökenli onlarca edebiyat ve düşünce insanı hepsi İslamcı iktidardan önce yetişmiş isimler. Çeyrek asırlık İslamcı iktidar döneminde yetişen tek bir edebiyat ve düşünce insanı bilmiyorum. Bilenler söylesin lütfen! İslamcı iktidar neden düşünsel, kültürel ve edebî bir inkılap yapamadı, kayda değer bir düşünce, kültür ve edebiyat insanı yetiştiremedi? Üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken hayati bir mesele bu.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.