Kızıl Îcâz Dersleri-17

Mantığın Meşhur ve Sahih Hükmü: Ehliyet, Sünnet ve Kitap

Bir önceki derste mantık ilmi hakkında birbirine zıt görünen hükümleri okumuştuk. Kızıl Îcâz, ihtilafın önemli bir kısmının kayıtların kaldırılmasından doğduğunu göstermişti: Hazırlıksız kimse için tehlikeli olan bir çalışma, ehil kimse için faydalı ve hatta gerekli olabilir.

Şimdi Süllem, “meşhur ve sahih görüş” diye orta yolu bildiriyor. Mantık ilmi ne kayıtsız biçimde herkese yasaklanır ne de hiçbir şart aranmadan herkese tavsiye edilir. Ölçü; kabiliyet, hazırlık, Sünnet ve Kitapla irtibat ve doğruya ulaşma maksadıdır.

1. Süllem’in asıl metni

Bilindiği ve doğru olduğu üzere,
aklı başında olan bir kişi için bu caizdir.

Sünnet ve Kitap'ı uygulayan,
böylece bunların rehberliğinde doğru yola yönlendirilebilen kişi.

Yaklaşık mânası:

“Meşhur ve sahih görüş şudur: Sağlam ve olgun bir kabiliyete sahip, Sünnet ve Kitap üzerinde çalışmış kimsenin, mantık vasıtasıyla doğruya ulaşmak için onunla meşgul olması câizdir.”

Beyit cevazı dört kayıtla sınırlar:

  1. Zihin ve kabiliyet bakımından yeterli olmak.
  2. İlim için hazırlık ve istidat taşımak.
  3. Sünnet ve Kitapla ünsiyet kurmuş olmak.
  4. Maksadı cedel ve üstünlük değil, doğruya ulaşmak kılmak.

2. Bediüzzaman’ın Kızıl Îcâz şerhi

a. Ümmetin kabulü bir emaredir

Bediüzzaman, görüşün “meşhur ve sahih” diye nitelenmesini, ümmetin onu kabul ile karşılamasına bağlar. Bir görüşün ilim ehli arasında yerleşip kabul görmesi, onun arızî unsurlardan sıyrılmış bir hakikate dayandığının emaresi olabilir.

Bu, çoğunluğun her hükmünün mutlaka doğru olduğu mânasına gelmez. Burada söz konusu olan, ilmî gelenek içinde şartlarıyla benimsenmiş ve tecrübe edilmiş bir ölçüdür.

b. Tek bir ilim, şartlara göre beş hüküm alabilir

Şerhin en dikkat çekici taraflarından biri, mantıkla meşgul olmanın herkese aynı hükmü taşımadığını göstermesidir. Bediüzzaman, şartlara göre farklı hükümleri şöyle sıralar:

  • Başka ilimleri tamamlayıp kuvvetlendirdiği için mendup olabilir.
  • Zihni karıştırma ihtimali bulunduğunda mekruh olabilir.
  • Bir şeyi bilmek, onu hiç bilmemekten hayırlı olduğu için mubah olabilir.
  • Doğru inançları savunacak ehil kimseleri hazırladığı için farz-ı kifâye olabilir.
  • Hazırlıksız ve istidatsız kimseyi saptırma tehlikesi taşıdığında haram olabilir.

Demek ki hüküm, yalnız ilmin adına bakılarak verilmez. Öğrenenin kabiliyeti, maksadı, kullandığı kaynak ve doğacak netice birlikte değerlendirilir.

c. “Kâmilü’l-kariha”: Olgun kabiliyet ve hazırlık

“Kariha”, zihnin ince mânaları kavrama, doğru münasebetler kurma ve netice çıkarma kabiliyetidir. “Kâmilü’l-kariha” ise bu kabiliyetin yeterli olgunluğa erişmesini anlatır.

Bediüzzaman buna, henüz kuvve hâlinde de olsa gerekli istidadı taşıyan kişiyi de ekler. Çünkü insanlarda kabiliyetler, meşrepler ve çalışma sahaları farklı yaratılmıştır. Fıtrattaki bu çeşitlilik, vazifelerin paylaşılmasına ve farz-ı kifâyelerin yerine getirilmesine hizmet eder.

Herkesin aynı ilimde derinleşmesi gerekmez. Fakat ümmet içinde o sahayı hakkıyla yürütecek insanların yetişmesi gerekir.

d. Sünnet ve Kitap iki emniyet ölçüsüdür

Beyit, mantıkla çalışacak kişinin yalnız zihnen güçlü olmasını yeterli görmez; onun Sünnet ve Kitap üzerinde tecrübeli olmasını da şart koşar.

Bediüzzaman, Sünnet-i Muhammediyeyi dört yönüyle ele alır: hadis-i kudsî, kavlî sünnet, fiilî sünnet ve takrirî sünnet. Bu “küçük sünnet”, kâinatta hükmeden büyük sünnetullahın kanunlarına açılan bir açıklayıcı ve rehberdir.

Kitap ise Kur’ân-ı Kerîm’dir. Kur’ân, fıtratta tecelli eden ve değişmeyen İlâhî kanunların mânasını bildiren büyük bir rehberdir. Böylece insan, yalnız zihninin kurduğu şekiller içinde kalmaz; vahyin ölçüsü ve sünnetin tatbikatıyla düşünür.

e. Maksat: Doğruya ulaşmak ve başkasını yanıltmamak

“Doğruya ulaşmak için” kaydı, ilim yolcusunun niyetini belirler. Mantık; gösteriş, münakaşada galip gelme veya başkalarını susturma vasıtası değildir. Kişi önce kendisinin sürçmemesi, sonra da kendisini dinleyenleri yanlış yola sevk etmemesi için ölçülü düşünmelidir.

Şerh, akaid meselelerinde bâtılı nefyetmeye yönelik delillendirmenin çoğu zaman geniş yer tuttuğuna da işaret eder. Yanlışı tanımak ve çürütmek için doğru usul gerekir; aksi hâlde kişi reddetmek istediği fikrin tesirinde kalabilir veya doğruyu da yanlışla birlikte zedeleyebilir.

3. Molla Abdülmecid’in izahı

Molla Abdülmecid, “meşhur ve sahih görüş”ün şartlı cevaz olduğunu açıklar. Mantık; başka ilimleri tamamlaması yönüyle mendup, zihni karıştırması yönüyle mekruh, doğru bilgiyi artırması yönüyle mubah, inanç hakikatlerini savunacak kimseleri hazırlaması yönüyle farz-ı kifâye ve hazırlıksız kimse hakkında haram hükmünü alabilir.

Bu açıklama, bir ilmin zatına tek ve değişmez bir hüküm yapıştırmak yerine onun kişiye ve neticeye göre hüküm kazandığını gösterir.

“Kâmil kabiliyet” kaydını, gerekli istidada sahip olmakla birlikte okur. İnsanların meşreplerinin ve gayretlerinin farklı oluşunu fıtrî iş bölümünün bir parçası sayar. Böylece bir ilim sahasının herkes tarafından değil, o işe uygun kimseler tarafından yürütülmesi mümkün olur.

Sünnet-i seniyyeyi hadis-i kudsî, kavlî, fiilî ve takrirî yönleriyle açıklar. Bu sünnet, kâinattaki büyük İlâhî nizamı anlamaya yardım eder. Kur’ân da o nizamı insanın önüne koyan ve hidayet yolunu gösteren en büyük ölçüdür.

Son olarak mantığın gayesini, kişinin kendisini hatadan ve başkasını dalâlete sevk etmekten koruması şeklinde izah eder. İlmin kıymeti, insanı hakka ulaştırdığı ve başkasına zarar vermekten alıkoyduğu ölçüdedir.

4. İhsan Kasım es-Sâlihî’nin notları

Esas aldığımız nüshada bu beyitlere dair İhsan Kasım es-Sâlihî adına ayrıca kaydedilmiş müstakil bir izah tespit edilmemiştir. Bu sebeple ona yeni bir yorum nispet etmiyor; metni Bediüzzaman’ın haşiyeleri ve Molla Abdülmecid’in açıklamaları üzerinden takip ediyoruz.

5. Yardımcı açıklamalar

Bu ders, ilim tahsilinde dört güvenlik sorusu öğretir:

  1. Ehliyet: Bu ilmi anlayacak zihnî ve ahlâkî hazırlığım var mı?
  2. Kaynak: Düşüncemi vahyin ve sahih sünnetin ölçüsüyle kontrol ediyor muyum?
  3. Maksat: Hakikati mi arıyorum, yoksa üstün gelmek mi istiyorum?
  4. Netice: Bu çalışma beni ve başkalarını doğruya mı götürüyor, yoksa zihni mi karıştırıyor?

Aynı kitap bir okuyucu için faydalı, başka biri için erken olabilir. Aynı münazara, hakikati arayan için öğretici; nefsini ispat etmek isteyen için zararlı olabilir. “Cevaz” hükmünün kayıtlarla verilmesi, ilmi küçültmez; bilakis ilmin hakkını ve talebenin emniyetini korur.

6. Risale-i Nur bağlantıları

Risale-i Nur, Kur’ân’ı kâinat kitabının ezelî tercümesi ve İlâhî kanunların keşşafı olarak tanıtır. Kızıl Îcâz’daki “Sünnet ve Kitapla meşgul olma” şartı da düşünceyi vahiyden koparmamayı öğretir. Akıl çalışır; fakat istikametini Kur’ân’ın hidayeti ve Sünnetin yaşanmış rehberliği içinde bulur.

Muhakemat’ın yaklaşımı da ilimlerde usule, kavramların doğru sınırlandırılmasına ve delilin yerinde kullanılmasına dayanır. Usul, hakikatin yerine geçmez; hakikate giden yolda zihni hatadan koruyan bir araç olur.

Öte yandan fıtrattaki kabiliyet ve vazife taksimi, Risale-i Nur’un uhuvvet ve tesanüt dersleriyle birleşir. Herkesin aynı işi yapması gerekmez. Farklı kabiliyetler, aynı maksada hizmet ettiğinde rekabet değil, tamamlayıcılık doğar.

7. Günlük tatbik

Bugün öğrenmek veya tartışmak istediğimiz bir meseleyi seçelim ve şu muhasebeyi yapalım:

  • Bu konu için yeterli ön bilgim var mı?
  • Dayandığım kaynaklar sağlam mı?
  • Maksadım hakikati bulmak mı, haklı görünmek mi?
  • Söylediğim söz, beni ve dinleyeni doğruya yaklaştırıyor mu?

Bilmediğimiz yerde “Bilmiyorum” demeyi; hazırlığımız eksikse önce temel kaynaklara dönmeyi; tartışma nefsânîleşirse susmayı bir ilim ahlâkı kabul edelim.

Bugünün kısa ölçüsü:

Doğru usul, ehil zihinde ve doğru maksatla hidayete hizmet eder; ehliyetsiz elde ise zihin karışıklığına dönüşebilir.

Bir sonraki derste Süllem’in “sonradan meydana gelen bilginin çeşitleri” faslına geçerek tasavvur ve tasdik tariflerini okumaya başlayacağız.

Kaynak çizgisi: Abdurrahman el-Ahdarî, es-Süllemü’l-Münevrak, mantıkla meşgul olmanın cevazına dair beyitler; Bediüzzaman Said Nursî, Kızıl Îcâz, ilgili haşiyeler; Molla Abdülmecid Nursî’nin izahı; Risale-i Nur, Kur’ân-kâinat, sünnetullah, usul ve uhuvvet bahisleri.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.