Prof. Dr. Şadi EREN

Prof. Dr. Şadi EREN

Bilgi ve Talim-i Esma

Bizi diğer varlıklardan ayıran yönümüz, bilgi kapasitemizdir. İnsan, “Bilme kapasiteli bir varlık”tır. Bu vasıf ona, “hilâfet anahtarlarını” verdirmiştir. Kur’an’da “Hz. Âdem’e Esma’nın talimi” şeklinde anlatılan bu husus, insanın sonsuza yönelik bilgi kapasitesini ifade eder. İnsan bu kapasitesiyle hem şehâdetin, hem de kısmen gaybın bilgisine ulaşabilir.

İnsan bu dünyaya cahil olarak gelir. Fakat ruhunda sonsuza açılan bir ilim kabiliyeti vardır. Dış dünyaya açılan birer pencere hükmünde olan göz, kulak gibi duyularıyla etrafı tanımaya; kalp ve aklıyla da bunları değerlendirmeye başlar. Böylece “bilme” dediğimiz olay meydana gelir.

Bilginin çeşitli tarifleri yapılmıştır. “Vakıa mutabık kesin itikat”; “Akılda bir şeyin suretinin oluşması”; “Bir şeyi olduğu gibi idrak etmek”; “Malumdan gizliliğin son bulması” şeklindeki tarifler bunlardan bir kaçıdır.[1]

İnsanı başka varlıktan ayıran bu esaslı vasıfla ilgili yapılan fikrî çalışmalara “Bilgi teorisi” denir.[2] Bilgimizin hangi kaynaklarla ortaya çıktığını ve elde edilen bilginin değerini araştırmak ise “Bilgi problemini” meydana getirir. Bilgi kaynağı olarak karşımıza akıl, duyular, deney ve sezgi (ilham) çıkmaktadır.[3] Şu ayet, bu kaynaklardan akıl ve duyulara işaret eder:[4]

“Allah sizi annelerinizin karnından, bir şey bilmez olduğunuz halde çıkardı ve şükredesiniz diye size kulaklar, gözler, kalpler verdi.”[5]

“Bir şey bilmez halde” dünyaya gözlerini açan insan, işittikleriyle, gördükleriyle, hissettikleriyle ve düşündükleriyle devamlı yeni yeni şeyler öğrenir. Öğrenilen bu bilgi çeşitlerini, beş grupta ele alabiliriz:

1- Gündelik bilgi

2- İlmî bilgi

3- Felsefî bilgi

4- Enfüsî bilgi

5- Gaybî bilgi.[6]

“Gaybî bilgi”, akıl ve tecrübe alanlarını aşan, çoğu kere tekrarı mümkün olmayan, özel bir tecrübe, bir iç görme ile elde edilen bilgiyi ifade eder. O hali yaşayan kişiye has olması sebebiyle, bu bilgi türü genel bir bilgiyi yansıtmaz. Fakat reddi de mümkün değildir.[7]

Bir peygamberin kalbine gelen vahiy ve bir velinin kalbine gelen ilham, bu tür bir bilgidir. Araştırmamızın değişik bölümlerinde bu bilgi türüyle ilgili çeşitli konular ele alınacak, muhtelif örnekler verilecektir.

Talim-i esma

“Bilme kapasiteli bir varlık” olarak her gün yeni yeni şeyler öğreniriz. Ömrümüz 70-80 sene değil de 70.000- 80.000 sene olsaydı, her birimiz şimdiki bildiğinin binler katını bilebilecekti. Hatta içimizden bazı harika fertler, yüzlerce ilimde profesör olabilecekti. “Allah Âdem’e bütün isimleri öğretti”[8] ayeti, bir yönüyle insana verilen bilgi kapasitesini ifade eder.[9]

Bediüzzaman âyetin açıklamasında şöyle der:

“Âyet, insanın câmiiyet-i istidadı cihetiyle mazhar olduğu bütün kemalât-ı ilmiye ve terakkiyat-ı fenniye ve havarik-ı sun'iyeyi "talim-i esma" ünvanıyla ifade eder…”[10]

Yani, insan son derece kapasiteli olarak yaratılmıştır. Onun mazhar olduğu bütün

-ilmi kemalat

-fenni ilerlemeler

-ve sanat harikaları talim-i esmaya dahildir.

İnsan, bu bilgi kapasitesiyle eşyanın zât ve sıfatlarını tanır. Bunlara birer isim verir. Bunları konuşulan kelimelerle ifade eder.[11] Duyularıyla hisseder. Aklıyla değerlendirir. Hayal âleminde senaryolar kurar, ölçer, biçer. Eşyayı tanımak suretiyle ilimlere ulaşır. Pek çok fen ve sanatı ortaya çıkarır.[12]

Hz. Âdem’e yapılan “Esmanın talimi” bir çekirdeğin, koca ağacın özetini taşıması şeklinde anlaşılabilir. İnsanlığın atası olan Hz. Âdem’e mücmel olarak öğretilen isimler, Âdem’in evlâtlarında zaman içinde tafsîlî bir hale gelmiştir.

Gerçi, aynı âlemde beraber yaşadığımız hayvanlarda da bir derece bilgi kapasitesi vardır, fakat bu bilgi oldukça sınırlıdır. Mesela, arı binlerce yıldan beri bal yapar. Yaptığı bu mükemmel bal, “deneme - yanılma, akıl yürütme, araştırma”nın neticesi olmayıp, doğrudan doğruya Allah’tan gelen ilham iledir.[13] Bilgisayarın, kendisine yerleştirilen programa göre harika işlemler gerçekleştirmesi gibi, arı da tabiatına dercedilen İlâhî programa göre hareket eder. Çiçekten çiçeğe konar. Allah’ın emriyle balı insanlara takdim eder.

İnsan, eşyanın hakikatine ulaşmaya çalışırken düşe kalka yoluna devam etmektedir. Mesela, “Dünya, kâinatın merkezidir. Güneş, dünyanın etrafında dönmektedir” şeklindeki Batlamyus (ö. 168 m.) teorisi, uzun asırlar insanlarca doğru olarak kabul görmüştür. İnsanları bu yanılgıya iten, duyularına güvenmeleri olmuştur. Çünkü görünüşte dünya sabittir, her gün güneş dünya etrafında dönmektedir.

Duyular, bize dış dünyadan bilgi getirmekle beraber, yanlış kanaate ulaşmamıza da sebep olabilirler. Mesela, ılık bir suya dokunan farklı durumdaki kişiler farklı neticelere ulaşır. Sıcaktan bunalan birisi bunu soğuk bulurken, soğuktan üşüyen birisi sıcak bulur. Balıkları şuur sahibi farzetsek, bu suyu bütün insanlar soğuk bulurken, onlar sıcak kabul edecektir.

Elle tutup gözle gördüğü fizikî âlem hakkında gerçek bilgiye ulaşmada bu tür pek çok engelle karşılaşan insanın, metafizik sahada gerçeğe ulaşmasının ne kadar zor olduğu aşikârdır. Bu zorluktan dolayıdır ki, gerçeğe ulaşmak isteyen pek çok kimse, eşyanın hakikati hakkında ve gaybî meselelerde birbirinden farklı hükümler vermişlerdir. Çünkü gerçeğe giden yol engellerle doludur.

[1] Seyyîd Şerîf Ali Bin Muhammed Cürcanî, Tarifat, Beyrut, Daru’l- Kütübi’l- İlmiyye, Beyrut, 1983. s. 155

[2] Hilmi Ziya Ülken, Genel Felsefe Dersleri, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları 1972. s. 48

[3] Keklik, s. 42-43

[4] İbn Hasen Tabersî, Mecmau’l-Beyan, Tahran, 1373 h. III, 377

[5] Nahl, 78

[6] Ülken, Genel Felsefe Dersleri, s. 49-50

[7] Ülken, Genel Felsefe Dersleri, s. 50

[8] Bakara, 31

[9] Merağî, I, 82

[10] Said Nursi, Sözler, s. 262

[11] Kutub, fî Zılâlil- Kur’an, I, 5

[12] Beydâvî, I, 66

[13] Bkz. Nahl, 68

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.