1. HABERLER

  2. İSLAM

  3. Peygamberimizle ne kadar uyum içinde olduğumuzu sorgulamalıyız
Peygamberimizle ne kadar uyum içinde olduğumuzu sorgulamalıyız

Peygamberimizle ne kadar uyum içinde olduğumuzu sorgulamalıyız

2014 Kutlu Doğum Haftası, Arena Spor Salonu'nda düzenlenen etkinlikle başladı.

A+A-
Esra Altınmakas ve Tuğba Durmaz'ın haberi
 
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Arena Spor Salonu'nda düzenlenen Kutlu Doğum Haftası'nın açılış programındaki konuşmasına, "Hepinize sevgi ve muhabbetlerimi sunuyor, Allah'ın sevgi ve selamıyla selamlıyor, rahmet ve bereketinin hepimizin ve tüm insanlığın üzerinde olmasını niyaz ediyorum" sözleriyle başladı.
 
Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberi anmak üzere toplandıklarını belirten Gül, "Bizler bugün insanlık tarihini derinden etkilemiş, mesajları ve hayatıyla insanların aydınlanmasına ve olgunlaşmasına yön vermiş Allah'ın elçisi Peygamber Efendimizin dünyamıza teşriflerinin 1443'üncü yılını idrak ediyoruz" diye konuştu.
 
"Bugün tazimle yad ettiğimiz sevgili Peygamberimiz, Hz. Adem'den itibaren içinden çıktıkları toplumlara ve bütün insanlığa yeni ufuklar açan, onlara iyilik ve doğruluk yolunda rehberlik yapan kutlu elçiler zincirinin son halkasıdır" diyen Gül, peygamberlerin hepsinin, farklı tarih dilimlerinde ve farklı coğrafyalarda olsa da esasta aynı ilahi mesajı ve aynı evrensel hakikati tebliğ ettiklerini vurguladı.
 
Gül, bu inancın İslam dininin kuşatıcılığının ve evrenselliğinin en önemli dayanağı olduğuna işaret ederek, "Onun, Allah'ın lütfu ve inayetiyle insanlığa tebliğ ettiği ilk mesajından itibaren geçen 23 yıllık peygamberlik dönemi, tüm zamanlara ışık tutan ve rehberlik yapan hakikatlerle doludur. O, sadece içinden çıktığı toplumun insanlarına ilettiği ve bugün bizler için de geçerli bulunan mesajlarıyla değil, aynı zamanda örnek kişiliği ve hakikate şahitlik yapan hayatıyla da her zaman olduğu gibi bugün de gelecekte de dünyamızı aydınlatmaya devam edecektir" değerlendirmesinde bulundu.
 
"Peygamberimizin tavsiye ve uyarılarının tarih üstü, evrensel değerini ortaya koyuyor"
 
Peygamberin Veda Hutbesi'nde yaptığı tembih, tavsiye ve uyarıların hep akılda tutulması gerektiğini vurgulayan Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Bütün bir İslam dünyası ve Müslümanlar olarak onlarla ne kadar uyum içinde olduğumuzu sorgulamalıyız. 'Ey insanlar, sözümü iyi dinleyin' diye başlayan Veda Hutbesi'ni, bugünün kavramlarıyla ifade edersek, ırk ayrımcılığına, cinsiyet eşitsizliğine ve ekonomik sömürüye karşı güçlü uyarı ve tembihlerle doludur. Bu uyarıların bugün sadece İslam ülkeleri için değil, modern, gelişmiş toplumlar için de hala geçerliliğini sürdürmesi, Peygamberimizin tavsiye ve uyarılarının tarih üstü evrensel değerini bir kez daha ortaya koymaktadır. Hepimizin bildiği bu gerçekleri yeniden hatırlatmamız, İslam dünyası olarak son birkaç yüzyıldır içinde bulunduğumuz durumu ve bugün şahit olduğumuz pek de parlak olmayan sosyoekonomik ve siyasi tablonun sebeplerini doğru anlamamızı sağlamak içindir.
 
Temelleri Peygamberimiz tarafından biraz önce kısaca değindiğimiz şartlarda atılan küçük İslam toplumu, kendilerinin vefatından sonraki 20-30 yıl içinde o günün sayılı siyasi ve ekonomik güçlerinden biri haline gelmiştir. Bu süreçte yaşadığı birçok üzücü iç mücadeleler ve iç bölünmeye rağmen takip eden yüzyıllar boyunca dünyanın dört bir tarafına yayılmış, geniş bir coğrafyada, insanlığın o güne kadar yaşamadığı bilimsel, düşünsel, sosyal ve ekonomik gelişmeyi hayata geçirmeyi başarmıştır."
 
Cumhurbaşkanı Gül, bu tarihsel süreç içinde İslam toplumunun çok çeşitli kültürlere, dini inançlara, hayat tarzlarına ve medeniyetlere ev sahipliği yapan geniş bir coğrafyada olağanüstü bir hızla yayılmasının, bir taraftan başlangıçtaki berrak, dini safiyetin ve toplumsal bütünlüğün bozulmasına yol açtığını, diğer taraftan da karşılaştığı bu farklılıklarla gerçekleştirilen etkileşimler sayesinde verimli sentezlere ulaşmayı sağladığını belirtti.
 
"Tarihimizi yok saymak, insanlık tarihine yapılan olağanüstü katkıları bilmemek, hatta bazen bir yük olarak görmek nasıl ki son yüzyıllarda yaşanan olumsuzlukların getirdiği bir kompleksin eseriyse, sadece zaferler, başarılar ve şeref tablolarıyla dolu bir tarih olarak resmetmek de yararsız bir övünmenin ve tarihsel olgunluklardan uzak bir kutsayıcılığın ürünüdür" değerlendirmesinde bulunan Gül, tarihin doğru okunmasının hem bugünü doğru değerledirmenin hem de geleceğin temellerini sağlam şekilde atmanın vazgeçilmez şartı olduğunu aktardı.
 
"Doğru cevapların verilmediğini gösteriyor"
 
"19. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı aydınları arasında yaygın olarak tartışılan 'Neden geri kaldık' sorusu, maalesef bugün birçok İslam ülkesinde hala geçerliliğini korumaktadır" ifadesini kullanan Gül, şunları söyledi:
 
"Bu tartışmanın yapıldığı günlerin üstünden bir yüzyıldan fazla zaman geçmesine ve bu süre zarfında İslam coğrafyasında büyük siyasal ve ekonomik değişiklikler yaşanmasına rağmen bu sorunun geçerliliğini sürdürmesi, doğru cevaplar verilemediğini veya doğru cevapların doğru politikalara dönüştürülemediğini göstermektedir. Batı'nın yaşadığı iki büyük dünya savaşının ve çöken imparatorlukların yarattığı şiddetli travmaya rağmen, o günlerde Batı ile İslam dünyası arasında sosyal, ekonomik ve siyasal alanda mevcut olan mesafe, hala kapatılabilmiş değildir. Batı toplumlarının yaşadıkları onca travmalardan nihayet ders alarak kurumsal yapılanmada, birey hak ve özgürlüklerinde, refah artışında, gelir dağılımında, teknolojik gelişmede ve birey-devlet ilişkilerinde gerçekleştirdikleri ilerlemeler, iki dünya arasındaki mesafeyi, sadece zenginliğe ve ekonomik gelişmeye ilişkin bir nicelik farkından ibaret bırakmayıp, maalesef insani ve toplumsal gelişme alanında bir kalite ve seviye farkına da dönüştürmüştür. Bu farklılığın somut sonuçları olan İslam dünyasındaki otoriter rejimleri, bireysel hak ve özgürlüklerden yoksunluğu, kurumsal geriliği, eğitim yetersizliğini, gelir dağılımındaki eşitsizliği, yoksulluğu, kamu yönetiminde şeffaflık ve hesap verebilirlik kavramlarına uzaklığı görmezden gelmemiz mümkün değildir."
 
İçinde bulunulan çağda sürdürülmesi mümkün olmayan bu yanlışların birikimi sonucu, İslam dünyasında son yıllarda kaçınılmaz başkaldırmalar olduğunu ve insanların haklı taleplerle meydanlara çıktıklarını ifade eden Gül, "Çağı kavrayabilen liderlikler dönüşümün ülkelerinde daha az maliyetle gerçekleşmesinin yolunu açarken, statükolarını korumakta ısrarlı olanlar ülkelerini harap etmişler, vatandaşlarını kan ve gözyaşına boğmuşlar veya sürdürülemeyecek politikalarla ülkelerini onlarca yıl geriye götürmüşlerdir" dedi.
 
Cumhurbaşkanı Gül, "Şüphesiz ki bir yandan Müslümanlar olarak bu acıları derinden hissedip üzerimize düşen dayanışmayı gösterirken, diğer yandan da bu hüzünlü tablodan akılla çıkmanın yollarını bu ülkelere göstermek zorundayız" ifadesini kullandı.
 
Gül, şunları kaydetti:
 
"Aslında tüm İslam dünyasındaki yönetici kadrolar, Peygamberimizin tatbikatındaki katılımcı, müzakereci ve çoğulcu değerleri, adaleti ve  hukuku temel alan yönetim ilkelerini hayata geçirme yolunda çaba göstermeleri halinde hem genel olarak İslam coğrafyasına hem de kendi ülkelerine en büyük iyiliği yapmış olacaklardır. Bugün inanıyorum ki kendi ülkelerinde daha fazla demokrasi, daha şeffaf bir kamu yönetimi, daha geniş bireysel hak ve özgürlükler ve daha fazla hukuk ve adalet için çaba gösteren Müslümanlar, hem İslam'ın ruhuna ve temel ilkelerine daha uygun bir tutum sergilemiş olacaklar hem de kendi ülkelerinin ve insanlarının mutluluğuna ve refahına katkıda bulunmuş olacaklardır.
 
Unutmayalım ki bugün gelişmiş Batı toplumlarına farklı terminolojilerle maledilen iyi yönetişimin vasıfları olan hak, hukuk, şeffaflık, hesap verebilirlik ve eşitlik gibi değerler bizim öz değerlerimizdir. Bu değerleri bireysel ve toplumsal hayatımızda gerçekleştirdiğimiz takdirde maddi ve manevi zenginliğe ulaşabiliriz. İslam'ın düşünmeye, araştırmaya, aklı ve  bilgiyi kullanmaya değer verdiği dönemlerdeki yükselişinin yeniden tekrarlanması için gerekli zihinsel şartları hazırlamak, bu konulara kafa yoran aydınlarımıza, devlet adamlarımıza, eğitimcilerimize düşen bir görevdir. Ama bu konuda en büyük sorumluluk da Diyanet ve ilahiyat camiasına düşmektedir."
 
"Müslümanlık tarihimizin ortak özelliği dinde samimiyet"
 
Cumhurbaşkanı Gül, Diyanet İşleri Başkanlığının bu yılki Kutlu Doğum Haftası'nın ana teması olarak "Samimiyet" konusunu seçmesini anlamlı bulduğunu ve takdir ettiğini belirtti.
 
"Bu vesileyle şu hususu yeniden ifade etmek isterim, içtenlikli bir şekilde kendimizden başlayarak çevremize bakmalıyız" diyen Gül, "İyi niyetli ve istikrarlı çabalarla gidişatımızı gözden geçirmeliyiz. Bu topraklarda her inanç grubunun, her aidiyet ve mensubiyet çizgisinin huzur ve bekasını garanti altına almalı ve bu konuda vicdani ve ahlaki açıdan sorumluluk duymalıyız" değerlendirmesinde bulundu.
 
Gül, bugün Hz. Peygamberi sevmenin, ona tabi olmanın her şeyden önce derin bir samimiyet gerektirdiğini söyledi. Bin yılı aşkın Müslümanlık tarihinin ortak özelliğinin dinde samimiyet olduğuna işaret eden Gül, sözlerini şöyle tamamladı:
 
"İnsan, ilişkilerini Allah ile nasıl kuruyorsa çevresindekilerle de öyle kurmak zorundadır. Kabul etmek gerekir ki günümüzde herkes gibi bizler de ağır samimiyet sınavlarından geçmekteyiz. Allah ve Peygamberle olan ilişkilerimizin özü samimiyet üzerine bina edilmiştir. Peki, diğer insanlarla, kendimizle, doğayla ve cümle mevcudatla kuracağımız ilişkinin dinî ve ahlaki temeli ne olacaktır? Bu vesileyle bu konunun üzerinde hep birlikte yeniden düşünmeli ve her birimiz kendimizi gözden geçirmeliyiz... Birbirimize karşı samimi olmamızın, özümüzle sözümüzün, içimizle dışımızın bir olmasının her şeyden önce sağlıklı bir toplum olmanın en temel şartı olduğunu vurgulamak isterim."
 
Diyanet İşleri Başkanı Görmez
 
Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez de samimiyetle ilgili ayetleri okuyarak başladığı konuşmasında, dinin milletin ortak değeri olduğunu ve bu milletin İslam peygamberi Hz. Muhammed'e ihtiram ve saygısının yüz yıllardır bu topraklarda yaşatıldığını belirtti.
 
Bu yıl, hafta boyunca "Hz. Peygamer, Din ve Samimiyet" başlığının ele alınacağını belirten Görmez, "Neden samimiyet? Zira bugün ihlas ve samimiyetin ne olduğunu unuttuğumuz, yapaylığın ve gösterişin egemen olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Bugün belki de uygarlığımızın en büyük eksikliği, küresel ölçekte içtenlikle samimiyeti kaybetmesi, sahicilik ve tabiilik yerine suni yapmacık ve gösterişçiliği ikame etmesidir" diye konuştu.
 
"Dindarlığımızın içtenliği azaldı"
 
"Hayata egemen olan yapaylığı dine de bulaştırdık" ifadesini kullanan Görmez, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Dinimize dünyalıkları yamadık. Dindarlık algılarımızı ve ölçülerimizi yapay hale getirdik. Din dilinin gönülden uzak yapay hale gelmesine hepimiz göz yumduk. Hakikatin tercümanı safdilli olmamız beklenirken ne yazık ki hakikatin temsilcisi olmak üzerinden kendimize ayrıcalıklar devşirmeye başladık. Üzülerek belirtmek isterim ki bugün dindarlığımızın içtenliği azaldı. Dini hayatta bile yüzeysellik ve görsellik yüceldi. Söz düştü, imaj yükseldi, bizim programımız da bunun bir göstergesi olmuştur. İmajları sığınak haline getirdiğimiz bir dünyada en önemli konu sözü kurtarmaktır. Kurtarılacak sözün başında da Allah'ın kelamı, Hz. Peygamber'in sözü gelmektedir çünkü sözü kurtarmak aynı zamanda insanlığı kurtarmaktır."
 
Hz. Muhammed'in samimiyetle ilgili hadislerini aktaran Görmez, İslam dünyasının zor bir süreçten geçtiğine de işaret ederek, şunları söyledi:
 
"Dil, ırk, mezhep, grup ve siyasal tercihlerle kamplara bölünmek ve çatışmanın derinleştirilmek istendiği, vahdetten, birlikten ve beraberlikten bahsetmenin bile anlamını yitirdiği bir dönemdeyiz. Her tarafta kan ve gözyaşı, umutsuzluk hakim. Her türlü çıkar kaygıları bir tarafa bırakılarak, birlikte yaşamanın hukukunu ve kardeşlik ahlakını her vicdan samimiyetle istemeli ve bunu tesis etmek için çaba sarfetmelidir. İslam dünyasında yaşananlar çocuklarımıza ve gelecek nesillerimize umut vadetmiyor. Bu halimize bakanlar İslam'ın barış dini olduğu konusunda tereddütler yaşıyor. Kur'an bize 'ancak inananlar kardeştir' diyor, bizler ise başkalarının elindeki silahlarla kardeşlerimizi öldürüyoruz. Kur'an bize 'Allah'ın ipine sımsıkı sarılın, tefrikaya düşmeyin' diyor, bizlerse elimize aldığımız iplerle boğacak insan bulmak için suni tefrikalar vadediyoruz. Sevgili peygamberimiz kardeşlerin bireysel günahlarını örtmeden bahsediyor bizler ise hanelere tecavüz ediyor, tecessüs ediyor ve hiçbir ahlaki kural tanımıyoruz. Sevgili peygamberimiz bizden yardımlaşmayı, dayanışmayı, rızkımızdan infak etmemizi istiyor, bizlerse kardeşlerimiz açlıkla yoklukla pençeleşirken mal ve servet biriktirerek güç elde ediyoruz. Kur'an bizden akletmemizi, bilgili ve hikmeti elde etmemizi istiyor, bizler ise başkanının bilgisiyle yetinerek, akıllarımızı başkasına teslim ederek insanın bu yolla istismarına seyirci kalıyoruz. Kur'an 'emaneti ehillere verin' diyor, bizler ise ehliyete ve liyakate bakmaksızın mensubiyet duygularıyla adam kayırıyor, nüfuz kullanıyor pek çok kimsenin hakkına ve hukukuna tecavüz ediyoruz."
 
Görmez, dinin ölçüsünün samimiyet olduğuna dikkati çekerek, yeniden kenetlenip ensar ve muhacir kardeşliğinin, dostluğunun yaşanması çağrısında bulundu.
 
Mehmet Görmez, sunuculuğunu Serdar Tuncer'in yaptığı programın kapanışında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e, eşi Hayrünnisa Gül'e, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na, Başbakan Yardımcıları Emrullah İşler ve Beşir Atalay'a, Danıştay Başkanı Zerin Güngör'e, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'e gül verdi.
 
Abdullah Gül ve eşi Hayrünnisa Gül de programın bitiminde vatandaşlara gül dağıttı.
 
 
AA
 

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.