Hüseyin ÇEŞİTCİOĞLU

Hüseyin ÇEŞİTCİOĞLU

Nur santral memuru Sıddık Sabri Arseven

A+A-

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ

Barla Lahikası'nda yazılı mektuplar üzerinden Bedre/Beydere imamı rahmetli Sabri Arseven abiyi anlatmaya çalışacağız.

Sabri Abinin Barla Lahikası ve Sözler'de yazılı diğer ad ve namları şunlardır:

-Santral Sabri, Hulusiyi Sani, Müdakkik Hoca Sabri, Büyük bir alim, Hafız Sabri Efendi, Nur İskele Memuru Sabri, Nur İskelesi Nazırı, Sıddık Sabri, Hafız Sabri, Muhammed Sabri, Nur iskelesinin benzersiz nazırı, Sabrii Basîret basîr/ basiret gözlü Sabri, Risale-i Nur’un Kaptanı Sabri.

Sabri Arseven 1893 Atabey doğumlu ve Tahiri Mutlu Ağabeyle teyze çocukları.

atabeyertokusmedresesi.jpg

1224 tarihinde inşa edilen Anadolu Selçuklu, Atabey Ertokuş Medresesi.
(Atabey Kahramanları bu medresenin son muhteşem manevi öğrencileri!)

Risale-i Nur'u Atabeyli nurcu akrabaları vesilesiyle 1930/31 yılında tanıyor.

Denizli hapsanesinde 9 ay yattığı gibi, Eskişehir'de de hapis yatan Atabey'in nur talebeleri arasında; büyük Zühtü, küçük hafız Zühtü, Mesud, Abdullah Çavuş, Tahiri Mutlu ile beraber sıddık Sabri Arseven de bulundu.

Üstad Emirdağ'da iken yazdığı bir mektupta:

“Evvela: Bedre/Beydere'deki 100 senelik vazifeyi 10 sene zarfında gören Sabri kardeşimizin, samimi dostları Hakkı/Tığlı, Hulusi, Mehmed, Barla'da Şamlı Süleyman, Bahri gibi kıymettar kardeşlerimize benim tarafımdan çook selam ediyorum” demektedir.

***

bedre.jpg

Bedre/ Beydere Köyü (Bedre'nin ismi 12 Eylül İhtilalinden sonra, Beydere yapıldı!)

Üstad Said Nursi Barla Lahikası Mukaddeme bölümünde; Hulusi Bey ve Santral Sabri'nin mektuplarına 5 sebeple yer verdiğini izah ediyor. Hülasa edersek;

Birincisi:

Hulusi'nin Sözlerin son kısımları ve Mektubat'ın çoğunluğunun yazılmasına sebep olması, Sabri'nin ise Mektubat'ın üçte biri olan 19. Mektubun yazılmasına sebep olmaları.

İkincisi:

Bu iki zat, bu yazdıklarının neşredileceğini bilmiyorlardı. Bilmedikleri için gayet samimi, tasannusuz, hâlisane, zevk derecelerine göre o hakaike karşı şevklerini ifade etmek için hususi bir surette yazmışlar. Bu sebeple övgü ve takdirin ötesinde mübalağasız gördüklerini yazdılar.

Üçüncüsü:

Üstad; “bu iki zat hakiki talebelerim ve ciddi arkadaşlarımdan ve Kur'an Hizmetindeki arkadaşlarım içinde, talebelik, kardeşlik ve arkadaşlığın üç hâssasında bu iki zat birinciliği kazanmışlar” demiştir.

Hulusi ve Sabri ağabeylerin birinci geldiği 3 hassa/özellik şunlardır:

1.Hassa;

Üstad; “Bana mensup her şeye malları gibi sahip çıkıyorlar. Yazılan Sözler'i kendileri yazmış gibi zevk alıp Allah'a şükrediyorlar. Farklı vücutta tek ruh gibi; benim hakiki varislerimdir” buyuruyor.

İkinci Hâssaları ise;

Hayatlarının en büyük ve en mühim maksadını, nurlu Sözler vasıtasıyla Kur'an'a hizmet etmek biliyorlar.

Hulusi ve Sabri ağabeylerin 3.hususiyetleri için Üstadımız;

“Kendi nefsimde tecrübe ettiğim, Kur'an eczanesinden aldığım ilaçları, onlar da kendi yaraları için merhem gibi tecrübe ederek; benimle aynı hisleri paylaşıyorlar. Mü' minlerin imanını muhafaza gayretini en yüksek derecede taşıyıp, müminlerin kalbindeki şüphe ve vehimden doğan yaraları tedavi etme iştiyakını yüksek bir şefkatle hissetmeleridir” demektedir.

Dördüncü Sebep için Üstad;

“Hulusi Bey; benim yegâne manevî evladım ve medar-ı tesellim ve hakiki vârisim ve bir deha-yı nurani sahibi olacağı muhtemel olan biraderzadem Abdurrahman’ın vefatından sonra, aynen onun yerine geçip onun gibi hizmet etmesidir. Hulusi'yi görmeden önce, Sözler'deki temsiller mutlak ekseriyetle, onu manevi muhatap almışcasına, onu mesleğine göre olmuştur. Demek ki; Cenab-ı Hak bu şahsı bana; Kur’an ve iman hizmetinde bir talebe bir yardımcı tayin etmiş” demiştir.

“Sabri'de ise bende var olan has bir nişana sahip. (Üstad ve Sabri Arseven'in ayaklarından birinde; 2. ve 3. parmakları yapışıkmış.) Tüm talebelerim içinde; kendi akrabalarına duyduğu sevgi ve yakınlıktan fazlasını bana karşı hissetmiş” demiştir.

İşte Barla sıddıklarının sahabe misal olduklarının ispat ve izahı budur.

“Sabri en az ümit ettiğim ve geç uyanan biri olduğu halde en ileri gitti ve ikinci bir Hulusi ve müntehaptır/ seçilmiştir. Cenab-ı Hak tarafından bana talebe, hizmeti Kur’an'da arkadaş olarak tayin edilmiştir” demektedir.

Son ve 5. sebep için Üstad;

“Kendi şahsıma ait takdir ve methi kabul etmem çünkü manen büyük zarar gördüm. Fakat; Kur'an'ı Hakim'in dellalı/ilancısı ve hizmetkarı olmam cihetiyle, yapılan takdir ve övgü nurlu Sözler'e, hatta doğrudan iman hakikatlarına ve Kur'an sırlarına ait olduğu için, iftiharla değil Allah'a şükrederek kabul ediyorum. İşte bu iki şahıs bu hakikati herkesten fazla anladıkları için, vicdanlarının sevkiyle bilmeyerek yazdıkları medih ve takdirleri Risale-i Nur içine dercedilmiştir. Cenab-ı Hak bunların emsalini çoğaltsın, onları muvaffak kılsın tariki haktan ayırmasın amin” demiştir.

***

Merhum Sabri Arseven Abi; canını, ailesini, şeref ve haysiyetini iman, Kur’an davasına feda eden bir kahramandır.

Bazıların zannettiği gibi; yalnızca ömrünü/hayatını değil, canını bile Üstadı için, işte kendi ifadesiyle; "gerektiğinde bir kibrit gibi çakması için" eline uzatan bir kahramandır.

Üstad bir mektubunda; "Biliniz ki bir seneden ziyadedir, ben duada, Risaletü’n-Nur’un şakirdlerinin risalelerle alâkadar olan ezvac ve evlat ve valideynlerini dahi dâhil ediyorum. Bunun bir sebebi; başta Sabri olarak orada burada bazı zatlar, çoluk çocuklarıyla daireye girmeleridir" diyor.

Santral Sabri, Barla Lahikası'nda Üstadı için yazdığı duaya Üstadın; kendi adını da eklediği bir zattır.

İşte o duada;

"Allahım! Risaletün Nur denen şu emsalisiz incinin müellifini muhafaza eyle. Onun ve (Sabri’nin) de kalplerini sevinç neşe ve hakikatlerle doldur" yazılmıştır.

Bir başka mektupta ise Üstad şöyle yazmıştır:

"Nur’un erkânından ve hocalar kısmının yüzünü ak eden Nurun santralı Hafız Sabri’nin mektubunda, merhum Hafız Ali Ergün, muallim Hasan Feyzi Üreğil ve onların halefi ve vazifelerini gören muallim Ahmed Fuad’ın, ihtiyar ve vazifesi bitmek üzere olan bu bîçare Üstadlarına bedel, ömrünü feda etmek, onun yerinde çabuk berzaha gitmek gibi, Sabri kardeşimiz de dördüncü olmak üzere ve ömrünü kabilse bana vermek, nefis ve kalbini ikna edip bana yazıyor. Ben, bu pek eski ve sarsılmaz ve Nurlar için hayatı çok faydalı kardeşime binler barekâllah deyip, bana verdiği ömrünü kabul edip, ona aynen muallim Ahmed Fuad gibi, o bâkî kalan iki ömrümü, o iki kardeşime ve o iki yeni Said’e emanet verip benim bedelime hizmet-i imaniyede ve Nuriyede hizmet etsinler.”

Nitekim bu mektubun üzerinden çok geçmeden Eğirdir'in Pazar köyünden Bedreye dönerken, 1954 yılı 20 Şubat Cumartesi günü bindiği kamyonun devrilmesiyle bu muradı gerçekleşiyor.

Rahmetli Sungur Abi; "Üstad Barla'ya gidip gelirken Bedre'ye geldiğimizde mutlaka, Sabri efendiye Fatiha okur, hizmetini yad eder ve akrabalarını sorup selam söylerdi" der.

Bütün bu emsalsiz fedailiğin ötesinde; hem cami imamı, hem evli hem küçük çocuğu Nureddin (Yaşar) var.

Hem yazıyor hem okuyor, hem istinsah ediyor/çoğaltıyor, hem de ayağında çarık sırtında heybe, elinde değneği ile yüksek bir sırtı aşıp; gidiş geliş en az 10/12 km. yolu yayan yürüyüp, İslamköy'e varıp, şehid ve sancaktar Hafız Ali Abi'ye üstadın yazdırdıklarını verip, yazılanları tashih için sırtında Barla'ya getiriyordu.

Ayrıca Sav, Kuleönü, Atabey ve Eğirdir gölü civarındaki köylerde Sözler'i çoğaltma ve tashih işlerini de Hafız Ali'nin ifadesiyle; "Sözler ve nur fabrikasının elektrik lambalarını söndürmeme" vazifesini hakkıyla icra ediyordu.

Bedre/İslamköy karayolu, Eğirdir/Isparta yolu da olduğundan, Sabri Abi'nin 18,5 km’lik  bu yoldaki vasıtalara binmesi veya atla gidip gelmesi de mümkün değil.

Çünkü herkesin geçtiği bir yol olduğu için emniyetli değil ve Risale-i Nurlar'a el konup, nur hizmetinin bitmesi ve ailece zindanda sürünmeleri kuvvetle muhtemeldir.

O yüzden Bedre'nin batı üstündeki, yüksek yokuşlu sırtı aşarak, yıllarca İslamköy'e yürüyerek gidip geliyor.

Bu hizmetleri yaparken amiri, Eğirdir müftüsü Hüseyin Hüsnü Tığlı ile başöğretmen (Barla İlkokul müdürü), Barla Nahiye müdürü oğlu, amansız bir Üstad ve Sözler düşmanı olarak görevlerinin başında bulunuyordu.

Santral Sabri Abi; bu hizmetleri devamlı gece yarısı bile yapsa; çiftçi ve çobanlık yapan köylülerin 24 saat göz önünde ve gizlenme şansı yoktur.

Yapılacak tek şey onların tam sevgi ve takdirlerini kazanmaktır.

Yoksa yapılacak ihbarlar yüzünden kıpırdıyamaz hale gelmesi oldukça kolaydır.

İşte Isparta kahramanlarının erişilmez sırrı burada ortaya çıkıyor; çünkü bugüne kadar Isparta köylülerinden; ispatlanmış veya hizmete engel olacak bir ihbar vakasını okumadık ve duymadık.

İşte bu sır, Ispartalı köylülerin de bu iman/Kur'an davasında istihdam edildiklerinin tartışmasız delil ve ispatıdır.

Tüm bunlara rağmen; Denizli şehidi ve 2. Sabri olan Hafız Ali'nin Kur’an öğrettiği talebelerinin şahitliğiyle biliyoruz ki; Santral Sabri'nin bazen geciktiğini düşünen Hafız Ali, evin damına çıkıp Bedre yönüne doğru; "Mesulsun Sabri hoca mesuuul!" diye bağırabiliyordu.

barla-005.jpgAhirzaman iman-Kur'an davasının fışkırdığı mübarek Isparta Havzası.

Ayrıca Eğirdir'de bulunan yüzbaşı Hulusi Yahyagil'e de, telif edilen Sözler'i yazması için ulaştırmak, yazdıklarını da tashih için geri Barla'ya getirmek veya sağ salim getirtmek görevi de vardı.

Nitekim; "19.Mektub'un 4. cüzünü Hulusi Beyefendi’ye irsal kılınmak üzere istinsahla/ çoğaltarak" ifadesi ve; "Dün Eğirdir’e gittim. Hulusi Bey’in ihlaslı ve sadakatli mektubunu getirdim" sözleri bu gerçeği açıklar.

Yine bir mektubunda, "16. Mektubu Atabey'e giderken götürdüm. Ekser noktalar/okuduğum yerler/bir kısım ihvanı ağlattı. Amcazadem Zühtü/Atabeyli 16’yı okuyunca 'şimdiye kadar bilmediğim ve görmediğim nurani ve kesretli süruru maneviyi ihtiva eden bir pencere bugün kalbime açıldı” diye yazmaktadır. Üstad bu mektubun haşiyesinde; onun kendinden 8 sene evvel/1923’de ayrıldığını belirtertir.

Yine “Üstad-ı âlişanım efendim!” hitabıyla başlayan bir mektubunda;

"şu iki gecede iğtinam edebildiğim/fırsatı ganimet bildiğim/vakitlerde, 29. Mektubun 1. kısmını istinsah ederek/yazarak/kendi nüshamı (hafız) Ali Efendiye, aslını zatı Üstadelerine iade ve takdim ediyorum" diye yazmıştır.

Barla Lahikası'nda yazılı, Sıddık Sabri'nin bir hizmet kerametinin kısa bir hülasası şudur:

19. Sözü yazarken, Peygamberimizin (asm) parmaklarından akan suyu orduya içirmesi üzerine derin bir tefekküre dalmışken, o sırada yazdığı kalemi mürekkep şişesinde duruyormuş. Kalemi alıp; boyası bitsin diye bir iki kelam daha yazmak için başlıyor. Kendisi şöyle yazmış: "Başladım, yarım sayfa yazdım, kalemdeki boya kesilmedi, sonra buradaki hikmeti düşündüm kalem kurudu. Sonra çok defalar kalemi mürekkebe batırıp yazarak tecrübe ettim, yarım satır, bir satır ancak yazdı" demektedir.

İşte Barla ve Isparta sıddıkları aynen, Hz. Ebubekir’in (ra) izdüşümleri, temsilcileri olarak karşımıza böyle çıktılar.

Sıddık Sabri Abi'nin farkedilebilen bazı meziyetleri daha var:

1- Üstad Sözler'i yazdırdıktan sonra, toplumdaki anlaşılırlığını test etmek için; merhum Hulusi, Sabri ve Eğirdirli doktor Yusuf Kemal, avukat Hakkı Tığlı olmak üzere pekçok insana danışıp fikrini alıyor.

2-Barla Lahikası'nda Risale-i Nurların adı genellikle Sözler diye geçmektedir.

3- Elmas, pırlanta, zümrüt vb. birçok ifade Sabri Abi'nin Barla mektuplarında sıkça geçiyor ki, Üstad bu kelimeleri Sabri Abi'den alarak eserlerinde kullanmış olmalı.

Hafız Sabri Efendi, Bediüzzaman Kastamonu’ya sürgün edildikten sonra da santrallik görevini eski hızıyla sürdürmeye devam etmiştir. Şöyle ki;

Kastamonu’dan Isparta’ya gönderilen mektup ve risâleler önce Eğirdir yoluyla ona gelir, o da kar kış demeden, bunların bir nüshasını İslâmköy’ünde bulunan Hafız Ali’ye ulaştırırdı.

***

Barla'da asrın iman-Kur'an hizmetlerinin, çile ve kahramanlıklarla devam ettiği 1931 yılında, son derece acıklı ve ibretli bir vefat vakasıyla konumuzu kapatalım.

Üstadın “varisim, yegane manevi evladım” dediği ve 1. TBMM’de divan katibi olarak bıraktığı Abdurrahman 1931’de 26 yaşındayken vefat ediyor.

Üstad Bediüzzaman bu ölüm üzerine çok sarsılıyor ve vefatına kadar bu acısını hiç unutamıyor.

Bu sebeple, pek çok talebesine; "sen benim Abdurrahmanımsın, sen Abdurahmanım yerindesin, sen Abdurrahmanıma çok benziyorsun, küçük Abdurrahman, 2. Abdurrahman" şeklinde hitaplarda bulundu.

Merhum Abdurrahman vefatından iki ay evvel, Barla'daki Üstadı ve amcasına yakında öleceğini haber veren bir mektup yazıyor.

"Amca yazılan Sözleri bana gönder, 30’ar nüsha yazar ve yazdırırım" diyor.

Amcası Üstadı ise, bu mektubun haşiyesinde; “onun kendinden 8 sene evvel/ 1923’de ayrıldığını belirterek; "İşte böyle kahraman bir varisi kaybettim ruhuna el fatiha" diyor.

Biz de merhum Sabri abi, rahmetli Abdurrahman ve tüm Barla/Isparta kahramanları için el-fatiha diyoruz.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.