Nizamettin MELİKOĞLU

Nizamettin MELİKOĞLU

Enfal Operasyonları

Enfal kelimesi, malum olduğu üzere Kur’an-ı Kerim’deki surelerden sıralamaya göre 8.sinin adıdır.

Kelime anlamı itibariyle savaş ganimeti manasına gelir. Sıyak/konteks açısından ise Bedir savaşından sonra, müslümanlara müşriklerden kalan ganimetlerin hükümleri hakkında inen ayetlerdir.

Tabi sure, sadece bu hükümler üzerinde durmuyor. Özellikle savaşın ahlak ve disiplini, atılan her adımda, Allah ve Resülunun rızasını gözetmenin ne kadar önemli olduğu sık sık vurgulanır. Örneğin 8. ayette لِيُحِقَّ ٱلۡحَقَّ وَيُبۡطِلَ ٱلۡبَٰطِلَ وَلَوۡ كَرِهَ ٱلۡمُجۡرِمُونَ ‘Allah bununla; mücrimler hoşlanmasalar da, Hakkı gerçekleştirip (üste çıkarmak) ve bâtılı geçersiz kılıp ortadan kaldırmak (diliyordu).’ buyurulmaktadır.

Dolayısıyla savaşın bir disiplini ve bir ahlakı olduğunu, bu ahlak ve disiplinin ihkak-ı hak meselesinde odaklandığını, Allah adına ancak bu çerçevede bir savaş yürütülebileceği vurgulanmış olmaktadır. O halde Allah adına yola çıktığını söylediği halde, savaşta veya pratik sahada farklı davranmak, ihkak-ı hak yörüngesinden çıkmak, hakka hukuka riayet etmemek, ilahi disiplinlerden çok bireysel hissiyatları öne çıkarmak, bu savaşın Allah adına yürütülmediğinin bir kanıtı olur veya Enfal suresinde çizilen çerçevenin dışına çıkıldığını açıkça gösterir.

Onun için olacak ki bu mesele aynı surede farklı bir boyuttan tekrar teyid edilmektedir; وَلَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ قَالُوا سَمِعْنَا وَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ ᅠİşitmedikleri halde, "işittik" diyenler gibi de olmayın.’ (Enfal, 8/21) Yani adeta ‘Emrini duyduk yerine getireceğiz.’ deyip de farklı bir şekilde hareket edenler, açık bir şekilde uyarılmaktadır. Ya da sözüyle müslüman olup ameliyle müslüman olmayanlardan olmayın, denilmektedir. Dolayısıyla sure, başta Allah’a ve Resülune imanın önemi, sonra buna göre hareket etmenin, Allah ve Resülunun çizmiş olduğu çerçeveye uymanın ne kadar önemli olduğu, aksi halde Allah ve Resülune karşı çıkılmış olacağı açık bir şekilde ifade edilmektedir.

Bu girizgahı son günlerde Amerika’nın ve Uluslararası koalisyonun Suriye’de SDG ve geçici Suriye hükumeti hakkında izlemiş oldukları stratejik değişiklikler sonrası, SDG ile Suriye hükumeti arasında başgösteren çatışma için yaptık. Başta daha çok SDG tarafını destekleyen Trump, şu an SDG’ye olan desteğini çekip daha çok Ahmed eş-Şara hükumetini, muhtemelen İran’a karşı kullanmak için desteklemektedir. Amerika’nın Ortadoğu’da izlediği siyaset, kendi maslahatları açısından realisttir, ancak müttefikleriyle herhangi bir duygusal ilişkisi yoktur. Dolayısıyla SDG’den çektiği desteğini yarın Suriye’den de geri çekmeyeceğine dair hiçbir garanti yoktur.

Suriye geçici hükumetinin Amerika’dan aldığı bu desteği ganimet bilerek, SDG şahsında Kürtlerin maddi ve manevi kazanımlarına saldırması, ucuz ve pragmatist bir siyasetin Ortadoğu siyasetinde ne kadar revaçta olduğu, bir kez daha açıkça görülmüş oldu. Daha da tuhaf olanı, her iki taraf arasında müzakere masası yürürlükte iken SDG üzerinden Kürtlere savaş açılması, sonra Suriye Vakıflar bakanlığı aracılığı ile bu savaşa Enfal savaşı/operasyonu adının verilmesi, müslümanlar açısından üzücü olduğu kadar, düşündürücüdür de.

Enfal operasyonları, ilk olarak 1986 ile 1989 yılları arasında Kürtlere karşı Baasçı Saddam Hüseyin tarafından yürütülmüştür. O zamanki tabirle Irak’ta, bugün ise Irak Kürdistanında Enfal operasyonları yüzünden, kimisine göre 182, kimisine göre de 184 bin kişi katledilmiştir. Dolayısıyla Suriye’de Diyanet İşleri ve Vakıflar bakanlığı tarafından çıkarılan bu fetva ile Saddam’ın metodu birebir kopyalanmıştır.

Peki bu duruma nasıl gelindi? Kısaca özetlemekte fayda vardır. Suriye’de kemalist sistemin/CHP sisteminin farklı bir versiyonu olan Baas rejiminin çöküşünden sonra, Kürtler kendi topraklarında ABD ve uluslararası koalisyonun desteğiyle kendi anadilleriyle eğitime geçip kendi topraklarını kendileri savunmaya başlamışlardı. Ancak Suriye’de oluşturulan geçici hükümetin başında olan Ahmed eş-Şara, ABD’den meşruiyetini aldıktan, tabiri caizse Trump’ın harika övgülerine mazhar olduktan sonra dengeler değişmeye başladı.

Türkiye’de zaten başlamış olan çözüm sürecinin de etkisiyle, SDG güçlerinin Suriye hükumetiyle yapılacak olan istişare ve yürütülecek olan müzakerelerle beraber, peyderpey entegre edilmesi öngörülüyordu. Bunu SDG tamamen reddetmemişti. Daha önce Ahmed eş-Şara ve Mazlum Abdi arasında onaylanan 10 Mart mutabakatı, Kürtlerin hak ve hukuklarını teoride garanti altına aldığı için, Kürtlere bu müzakerelerin kavgasız yürütülebileceği noktasında büyük bir umut vermişti.

Ancak Trump’ın, hatta kimisine göre Fransa’da ABD garantörlüğünde Suriye ve İsrail arasında yürütülen müzakereler esnasında İsrail, Fransa ve ABD’nin onayını aldıktan sonra, Suriye hükumetinin Kürtlere bakış açısında yüzde yüz bir değişiklik oldu. Daha önce Kürtlerin hak ve hukukuna son derece olumlu bakan Ahmed eş-Şara, artık müzakere değil ‘es-Sem’ ve’t-Tae’yi (yüzde yüz itaati) istiyordu. Kendi topraklarında bayrağını diken İsrail’e tek laf etmeyen eş-Şara, Kürtlere herşeyi reva görmeye başladı. Bunu Kürtler kabul etmeyince, ilk önce Halep’in Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinde, daha sonra SDG güçlerine karşı Suriye hükumetinin umumi bir şekilde savaş ilanı izledi. Tabi bu, SDG’nin bu konuda pir u pak olduğu manasına gelmez. Onların da sürecin bu aşamaya gelmesinde sorumlulukları vardır.

Kürtler, bir yandan Kürtlerin sivil haklarını vermede bile minimalist davranan derin devlet ile öte yandan talancılıkla selefiliğin sentezcileri arasında ve bir yandan da Kürtlerin haklarını elde etmede realist davranmak yerine, ütopik ve fantastik davranmayı ilke edinen Kürt siyasetçilerin kıskacı altında kalmışlardır.

Çözüm yerine bazı öneriler;

  1. Hz. İbrahim’in, Hz. Nuh’un, Hz. Yunus’un (a.s.) ve Salahaddin-i Eyyubi’nin maddi ve manevi evlatları sayılan Kürtler’in, İslam dünyasında evvela doğru dürüst tanımlanıp İslam hukukuna göre haklarının tespit edilmesi gerekmektedir. Çünkü hak ve hukuklar belirlenirken bu tanımlamaya göre hareket edilmektedir. İslam dünyasında Kürtlerin hak ve hukukunun kemalist ve Baasçı reflekslerden kurtarılması son derece önem arzetmektedir. Dolayısıyla necib Türk ve Arap milleti gibi, necib Kürt milletinin kaderi Lozan ve Syces-picota, ulus devletçiliğin menfi reflekslerine, kuvveti hakta değil hakkı kuvvette gören anlayışlara kurban edilmemelidir.
  2. Kürtler hakkında maddi ve manevi talanı ifade eden Enfal fetvasının, hem cemaatler nezdinde hem de devletler nezdinde meşruiyyetinin ivedilikle iptal edimesi gerekmektedir. Aksi halde bu durum Kürtlerde tamir edilemeyecek kırılmaları beraberinde getirebileceği gibi, zaten sekülerlikle mücadele eden bazı Kürt gençlerinin, İslam dinine karşı daha da şüphe ve kuşkuyla yaklaşmalarını beraberinde getirecektir.
  3. Kürtleri ve haklarını siyasi değerlendirmelere meze yapıp, birilerinden rütbe almak uğruna onları kriminalize etme sürecine son verilmelidir. Bunu en çok yapanlar, milleti yanlış yorum ve propagandalarıyla dalalet vadilerinde sürükleyen, eski dönemde savaş kışkırtıcılığı veya çığırtkanlığı yapmada, Şuera/Şairlerin misyonunu yüklenen köşe yazarları veya siyasi yorumculardır. Elbetteki Kürt siyasetçilerin sorumlulukları/sorumsuzlukları eleştirilebilir ama bu sadece tek taraflı olmamalıdır. Meseleyi mülk tarafıyla sınırlı bırakmayıp melekut tarafı da gösterilmelidir.
  4. Özellikle İslami cemaatlerin, İttihad-ı İslam konseptini, Kürtlerin hukuki ve siyasi arenada tasfiyesiyle eşleştiren kemalist ve Baasçı reflekslerden vazgeçilmelidir.
  5. Kürtlerin anadilinde eğitiminin şu veya bu şekilde engellenmesi, asimilasyonun devam ettirilmesi anlamına gelmektedir. Anadilde eğitimin seçmeli derse indirgenme sorumsuzluğu, fırsat eşitsizliğinin daniskası olduğu gibi, bir milletin hak ve hukukuyla dalga geçmektir.
  6. Suriye Evkaf bakanlığının yayınlamış olduğu Enfal fetvasının iptal edilmesi gerekir. Aksi taktirde Suriye’de yaşayan Kürtlerin mal ve namuslarını mübah hale getiren bu fetva, müslümanlar arasında kalıcı kırılmaların yerleşmesine sebebiyet verecektir. Ayrıca burada uluslararası politikaların kurbanı olup mahsur kalan sivillere elektrik, su, gıda ve her türlü tıbbi yardımın ulaştırılması gerekir.

Kürtlerin dine olan samimiyeti ve tarihte sebkat etmiş olan muazzam hizmetleri ve ileride tekrardan Allah’ın izniyle ittihad-ı İslam’ın Türk ve Arap kardeşleriyle beraber çimentosunu oluşturacak bu millete karşı böyle bir davranış, onların tekrardan kırık kalplerini sevgi ve muhabbetle dolduracaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum