Hüseyin YILMAZ

Hüseyin YILMAZ

Neredesin Davos kahramanı, nerede?!.

İsrail’in son Gazze işgali Türkiye’yi ayağa kaldırmıştı; Türk’üyle Kürd’üyle, Laz’ıyla Çerkez’iyle vatan sathı ayaklanmış gibiydi. Büyük şehirlerde gündüzleri mitingler mitingleri kovalıyor, akşamları ise salon toplantılarında hatiblerin yırtılan hançereleri İsrail zulmünü tel’in ediyordu. Yekvücud olmuştuk, içimiz kan ağlıyordu... Zirâ müşterek paydamız olan İslâmiyet’in tãlihsiz müntesiblerinden mazlum  Filistin Halkı, Fir’avunlaşmış Amerika’nın da desteği ile siyonist İsrail’in ateş kusan silâhları altında Cehennemî bir zulüm görüyor, hayat memat mücadelesi veriyordu...

Savaş, bütün dehşetiyle duygularımızı galeyana getirirken, ateş kusan silâhların küçücük ve masûm bedenlerini parçaladığı Filistinli çocukların ekranlardan odalarımıza düşen paramparça vücudlarına eşlik eden hazin ve elim çığlıkları tüylerimizi diken diken ediyor, bulabildiğimiz bütün silâhları kuşanıp İsrail’e yürümemek için kendimizi zor tutuyorduk. Medenî(!) dünyanın bin türlü mürailikle seyredip, izahı yolunda kırk türlü yalan uydurduğu bu zulmü, Türkiye Halkı, tek bir ruh olmuşcasına reddediyordu...

İsrail zulmünü Davos’da iki kelime ile yaşlı siyonist Peres’in şahsında, medenî(!) dünyanın yüzüne tüküren Erdoğan’ı, serhad boylarından, eski gazaların birinden dönen kahramanlar gibi karşılayıp bağrımıza basmış; onun şecaatıyla İsrail’e duyduğumuz kin ve nefret ateşini bir nebze soğutmaya çalışmıştık... Zirã, başbakanımız mazlum bir halkın yanında yer almış, kimyevî silâhlar alıtında nâzik bedenleri alev alev yanan, ciğerleri kavrulduğundan nefes alamayan Filistinli çocukların elim hırıltılarının ruhunda meydana getirdiği bir galeyanla medinî(!) dünyanın hayasız yüzüne tükürmüştü: “One minute!” kelime değil, okkalı bir tükürüktü...

İki gündür, Davos Kahramanı’nı arıyorum... İdaresi altındaki topraklarda kafası dipçiklerle parçalanan ondört yaşındaki çocukları görmezlikten gelen Erdoğan’ı... Özel uçağıyla Seyfi Turan’ı Ankara’ya kollarında taşımayan, ceberrut devletine dönüp “One minute!” diyemeyen, süngüsü düşmüş, cesaretini kaybetmiş, şefkat ve merhametten eser taşımayan Erdoğan’ı arıyorum... Neredesin Davos Kahramanı, nerede?!..

Ya Filistin mezalimi karşısında ayağa kalkan, İslâm ãleminin gönlünde taht kuran Türk halkı nerede?.. Seyfi Turan’ın Filistinli çocuklardan farkı ne? O da çocuk, onun da ebeveyni Müslüman... Üstelik bin yıldan beri sizlerle birlikte her savaşa girip şehit vermiş, kalanlarla birlikte gaza keyfini yaşamış kardeş bir kavmin çocuğu... Kürt çocuğu...

Bu isim sizi rahatsız ediyor, öyle mi? Suskunluğunuzun sebebi de bu, değil mi? Aldanıyorsunuz, ey Türk halkı, aldanıyorsunuz!.. Sizler, Kürtlerle kardeşsiniz, bin yılda etle kemik gibi kaynaşmışsınız... Devlet, size bir asırdır yalan söylüyor; sizler birbirinizin düşmanı değilsiniz. Seyfi Turan, sizin çocuğunuz; sizin gibi, o da kelime-i şahadet getiriyor, onun da akrabaları sizin gibi namaz kılıyor, sizin gibi Allah’a niyazda bulunuyorlar...

Ama susuyorsunuz!.. Meydanlara çıkmak, bir kaç miting de Seyfi Turan ve Kürt çocukları için yapıp, Ankara’ya, “Dur!” demek aklınızın köşesinden geçmiyor.  “Ne mutlu Müslümanım, diyene!” diye avaz avaza bağırmayı da düşünemiyorsunuz... Zirã bir asırdır tuti kuşları gibi size telkin edilen tek saãdet sihri “Ne mutlu Türküm diyene!”den ibaret... Ama sizi büyüleyen bu kelâm bin yıllık kardeşlerinizi sizden koparıyor, onları “öteki”leştiriyor; o kadar ki Seyfi Turan’ın parçalanan küçücük kafatasının bir çocuk kafatası olduğunu bile düşünmek istemiyorsunuz. Seyfi bir çocuk, henüz ondört yaşında... Bugün ölse, sorgusuz sualsiz Cennet’e gidecek, Cennet kuşu olacak... Bu kadarını bile görmek istemiyorsunuz...

Demek, İsrail, Filistinli çocukları katledince suç, ama büyüklüğüyle müftehir olduğunuz devletiniz Kürt çocuklarını öldürünce suç değil, öyle mi? Ne diyeyim, bu kadar gaflet dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir müslümana yakışmaz, size de yakışmıyor... Demek ki, bu iş gerçekten bitmiş... Demek ki, Kürtleri cidden istemiyor ve onları cidden sevmiyorsunuz... Kürtler’e sahib çıkacak bir başbakan da yok... Bir Erdoğan vardı, ama anlaşılıyor ki, o da, sãdece Filistinli çocuklar için varmış, Kürt çocukları onu hiç ilgilendirmiyor... Halbuki, Ankara’nın asırlık direncini yerle bir edecek, kardeşliğimizi yeniden tesis edecek bir “One minute!”e  ne çok da ihtiyacımız vardı... Olmadı Beyefendi, olmadı... Sana taktığım bütün madalyalarımı söküyorum, artık benim kahramanım değilsin... Allah büyüktür, ne diyeyim?.. Mazlumun ahı yerde kalmaz, ruz-i mahşerde elbet de idaren altında küçücük kafatası parçalanan Seyfi Turan’ın hesabı sorulacak... Orada Seyfi’nin Kürt olması, senin Türk olman artık bir şey ifade etmeyecek...

Yahut kendine gel... Bu kanı durdur... Bu iki kardeş kavmi birbirine kırdıran asırlık aktörlerin desiselerine teslim olma... Sana, “Doğru!” diye telkin edilen bu asırlık Ankara yalanlarına kanma... Gerekiyorsa hayatını ver, ama bu iki kavmin çocuklarının birbirilerine kırdırılmasına engel ol...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
5 Yorum