Muhammed Numan ÖZEL

Muhammed Numan ÖZEL

Yangın Karşısında Bir Ömür: Bediüzzaman Said Nursî

20. yüzyıl Türkiye’sinin en karanlık demlerinde, bir adam karşısına müthiş bir yangın aldı ve “İçinde evladım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor!”[1] diye haykırdı dünyaya.

O adam, Bediüzzaman Said Nursî idi. Ne bir siyasetçi, ne bir ideolog, ne de sıradan bir vaizdi; o, Osmanlı’nın son nefesinde doğan, Cumhuriyet’in laik fırtınasında sınanan ve Kur’an’ın nuruyla insanlığın imanını kurtarmaya koşan bir müfessir, bir mütefekkir, bir dâvâ adamıydı.

Hayatı, dâvâsı ve düşüncesi, sadece tarihî bir vakıa değil; aynı zamanda sosyokültürel bir devrim, akademik bir paradigma ve duygusal bir destandır. Adam kıyımı ve kıtlığı yaşandığı bir dönemde Cihat meydanına çıktı.

Doğumu 1877-8, Bitlis’in Hizan ilçesine bağlı Nurs köyü. Yedi kardeşin dördüncüsü, çiftçi bir ailenin evladı. Çocukluğu hareketli zamanlara geldi. Bir çöküş dönemine denk geldi. Medreselerde üç aylık tahsilde yüzlerce kitabı ezberledi, 15 yaşında “Bediüzzaman” (Zamanın Harikası) unvanını aldı. Doğu Beyazıt’tan Van’a, Horhor Medresesi’nden İstanbul’a uzanan ilim yolculuğunda hem Nakşî hem Kadîrî tarikatlarının derinliğini tattı, hem de modern fen ilimlerine âşık oldu. “Medresetü’z-Zehra” hayaliyle fen ve dinin kardeşliğini savundu; Sultan II. Abdülhamid’den Reşad’a kadar padişahlarla görüştü, Şam’da Emevi Camii’nde Hutbe-i Şamiye’yi okudu. I. Dünya Savaşı’nda gönüllü alay komutanı olarak Albay rütbesiyle yerini aldı. Ruslara esir düştü, Kostroma kampından kaçtı; Harp Madalyası aldı. İstanbul’da Darü’l-Hikmeti’l-İslâmiye üyesi, Yeşilay’ın kurucularından biriydi. İngiliz işgaline karşı Hutuvât-ı Sitte’yi yazdı, idam fermanı çıktı. Ankara’ya davet edildi, Ankara'da Medresetü’z-Zehra düşüncesini kanun teklifi olarak 163 vekille imzalattı… Ama sonra “Eski Said” dönemi kapandı.

Cumhuriyet’in laiklik rüzgârı estiğinde “Yeni Said” doğdu. 1926 Burdur sürgünüyle başlayan, Barla, Isparta, Kastamonu, Emirdağ zincirinde süren 30 yıllık yalnızlık ve hapis yılları: Eskişehir (1935, 11 ay), Denizli (1943, 9 ay), Afyon (1948-49, 20 ay). Ama bu sadece hapishane süresi tabiki, sürgün müddeti âdetâ ömrünün tamamını kaplıyor.

Gizli cemiyet kurmak” ithamıyla yargılandı, beraat etti. Siyasetten elini çekti; “Şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım” dedi. Çünkü dâvâ artık imandı.

Risale-i Nur Külliyatı –6000 sayfayı aşkın 130 risale– işte bu dönemde Barla’da, soba başında, gaz lambasının ışığında yazıldı. Kur’an-ı Kerim'in bu asrın aklî ve mantıkî diliyle tefsiriydi; atomdan galaksilere, hücreden ruha kadar fen ilimlerini şahit tutarak “iman-ı tahkiki”yi akılla ispat edilmiş, kalple yaşanmış imanla inşa ediyordu.

Düşüncesinin akademik derinliği burada yatar. Pozitivizmin ve materyalizmin hâkim olduğu bir çağda din ile feni “ikiz kardeş” ilan etti. Akıllar fenle, kalpler dinle nurlandırmalı prensibi, tam bir epistemolojik devrimdi.

Taklidi imanı körü körüne inanmayı tahkiki imana dönüştürdü; her risalede “Neden?” sorusuna Kur’anî cevaplar verdi. Eserlerinde atomun parçalanmasını Allah’ın kudretine delil kıldı; “Yirmi Üçüncü Söz”de insan fitratını, imanı, “Yirmi Altıncı Söz”de kaderi akılla aydınlattı. Müsbet hareket prensibiyle menfi siyaseti reddetti; hizmeti, uhuvveti ve tefekkürü esas aldı.

Sosyolojik olarak Şerif Mardin’in de işaret ettiği gibi, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e uzanan kültürel kopuşta İslam’ı modernitenin dışında değil, içinde konumlandırdı. Çünkü İslâmiyet'in hükümleri Laik devletin gönüllerde oluşturduğu boşluğu, imanla doldurdu; ne tarikat ne cemaat, ne de siyasî partiydi. Nur hareketi, okuma halkalarıyla, talebe mektepleriyle, matbuatıyla bir sivil eğitim devrimi oldu.

Sosyokültürel etkisi hâlâ canlıdır. 1920’lerin İslâm düşmanlığı atmosferinde, Risale-i Nur elden ele, gizlice çoğaltıldı; 1950’lerde matbaa serbestiyetiyle milyonlara ulaştı. Bugün Türkiye’de ve dünyada yüz binlerce insan, Risale’yi okuyarak hem imanını hem aklını hem de vicdanını kurtarıyor. Kadın-erkek, genç-yaşlı, eğitimli-eğitimsiz herkes için erişilebilir bir tefsir; ne medrese ne de modern üniversiteye muhtaç.

Küresel ölçekte, İslâm’ın akılcı yüzünü temsil ediyor; batıdaki oryantalist “gericilik, irticâ” ithamlarına en güçlü cevaptır.

Ama bütün bu ilmî ve akademik derinliğin altında müthiş bir duygusal yangın yatar. Barla’da yalnızlığında, “Kusurlu geçmiş zamanlarıma pişman olup evvelki güldüklerime şimdi ağlıyorum”[2] diye yazdı. Hapishanelerde talebeleriyle birlikte namaz kılarken gözyaşları sel oldu. “Cemiyetin iman selâmeti yolunda âhiretimi de feda ettim” [3] dedi; “Gözümde ne Cennet sevdası ne Cehennem korkusu var.” [4]

"Cem'iyetin, yirmibeş milyon Türk cem'iyetinin imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun.

Kur'anımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa Cennet'i de istemem; orası da bana zindan olur.

Milletimizin imanını selâmette görürsem, Cehennem'in alevleri içinde yanmağa razıyım.

Çünki vücudum yanarken, gönlüm gül gülistan olur."[5]

Vefatı 23 Mart 1960, Urfa’da… Tabutuna binlerce insan ağlayarak koştu. Mezarı defalarca taşındı, ama nuru yayıldı.

Bediüzzaman’ın davası bitmedi; çünkü dâvâ imandı, iman ise insanın en derin yarasıydı. O, fenin karanlığında boğulan 20. yüzyıl insanına Mihmandar oldu.

Bugün de aynı yangın devam ediyor: materyalizm, nihilizm, ahlâkî çöküş…

Risale-i Nur’u okumak, sadece basit bir kitap okumak işi değil; bir kalbi yeniden inşâ ve ihyâ etmektir.

Bediüzzaman’ın kanlı gözyaşlarıyla yazdığı o sayfalar, hâlâ “İman insanı insan eder, kâinatı cennet eder”[6] diye fısıldıyor.

Ve biz, o yangının küllerinden doğan nesiller olarak, şükran ve minnet ve tevazû ile nidâ ediyoruz ki: Allah’ım! Üstad’ımıza rahmet et… Ve bizlere de onun gibi iman ve Kur'an dâvâsında yanmayı, gayret etmeyi nasip et. Âmin.

Selâm ve duâ ile.

[1] Tarihçe-i Hayat (13)
[2] Barla Lahikası (97)
[3] Tarihçe-i Hayat (629)
[4] Tarihçe-i Hayat (630)
[5] Tarihçe-i Hayat (630)
[6] Sözler (325)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.