Hüseyin ÇEŞİTCİOĞLU

Hüseyin ÇEŞİTCİOĞLU

Meşihat-Şeyhülislamlık-Diyanet

A+A-

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

وَأَمْرُهُمْ شُورٰى بَيْنَهُمْ * وَشَاوِرْهُمْ فِى اْلاَمْرِ

"Onların aralarındaki işleri istişare iledir." (Şûrâ Sûresi, 42:38)

"İşlerinde onlarla istişare et." (Âl-i İmrân Sûresi, 3:159)

Hz. Ali (r.a), şöyle der: 

Peygamberimize dedim ki, “Ya Resulallah! Bir iş olduğunda bize (sizin aracılığınızla) vahiy geliyor. Senden sonra hakkında Kur’ân(dan ayet) inmemiş ve senden de duymadığımız bir iş olduğunda ne yapalım?"

Resulullah şöyle buyurdu: (Böyle bir iş olduğunda) ümmetimden abid (ibadet ehli) olanları toplayınız ve o işi aranızda meşveret ediniz. Bir kişinin sözüyle hareket etmeyiniz." (Celaleddin Suyuti, Ed-Dürrül Mensur, c, 7, s, 357. Hatibi Bağdadi.)

***

"30 Ağustos 2021 Zafer Bayramı kutlamaları sırasında devlet erkanı kabul töreninde protokol gayri resmi olarak değişti. Diyanet İşleri Başkanı da 40. sıradan 12. sıraya çıkarak, daha önce 10. sırada bulunan ve 14. sıraya düşen Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının önüne geçti."

Geçtiğimiz günlerde medya bunun gibi, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ın haberleriyle çalkalandı. Ayrıca Sahil Güvenlik Komutanlığı mezuniyet töreninde yaptığı dua da, laiklik ve Kemalizm sosuyla kamuoyuna sunuldu.

Şimdi 1920'de, (İstanbul İngiliz işgali altındayken) Üstad Bediüzzaman'ın yazdığı Sünuhat eserinden bu meseleye ışık tutan görüşlerini hatırlayalım:

وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُوا

"Allah’ın ipine hep birlikte sım sıkı sarılın; ayrılığa düşüp dağılmayın." (Âl-i İmran Sûresi, 3:103)

الۤمۤ     ذٰلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ

"Elif lâm mim. Şu yüce kitap ki, onda asla şüphe yoktur. O, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı gelmekten sakınanlar için bir yol göstericidir." (Bakara Sûresi, 2:1-2)

KUR' AN'IN HAKİMİYET-İ MUTLAKASI (Sünuhat)

a1-006.jpgÜstad Bediüzzaman baştaki iki istişare ayetinin altına, "Tarih bize gösteriyor ki, İslam (müslümanlar) ne derece dine temessük etmiş ise, terakki etmiş, ne vakit dinde zaaf göstermiş ise, tedenni (çökmüş) etmiştir" şeklinde yazmıştır.

Alttaki Haşiye'de ise; bu fikri 1908'de Jöntürklerin kabul etmediğini, 1920'de ise kabul ettiklerini lakin meclisin feshedildiğini [16 Mart 1920'de İngilizler İstanbul'u işgal edince; 18 Mart 1920'de Osmanlı Mebusan Meclisi temelli kapatıldı] ve şimdi İslam Alemi'nin mütemerkiz noktasına/ merkezine (bugün Ankara denebilir) yeniden bu fikri arz ettiğini belirtir.

Sözlerini; Peygamberlerin çoğunlukla doğuda gelmesi ezeli kaderin bir remzidir ki (sembolü) şarkın (dünyanın doğusu) hissiyatına hakim dindir.

İslam dünyasındaki gelişmelerin; bu rezillik ve zilletten yine din hissi (İslam) ile kurtulacağımızı hükümlendirir.

Ayrıca bu hususta batıyla ayrı hususiyete sahip olup, "onlarla kıyas edilemeyiz" demektedir.

"Saltanat ve hilafet gayrı münfek, müttehidi bizzattır. Cihet muhteliftir. Binaenaleyh; bizim padişahımız hem sultandır, hem halifedir ve alemi İslam'ın bayrağıdır" demektedir.

Üstad Said Nursi'nin bu sözleri işgal edilen İslam başkenti İstanbul'dan bugünlere, bir ufuk ve bir dava haykırışıdır.

Kısaca, sultan ve halife işgal edilen başkentte esir de alınsa bizim ezeli gerçeğimiz budur demektedir.

Yani, çeşitli bakış açıları olmakla beraber ideal ve asıl olanın, siyasi güç (saltanat) ile dini gücün (halifelik) ayrılmaz bir bütün oluşturduğu gerçeğidir demektedir.

En tepedeki yönetimin başı, hem siyasi hem dini temsil eder ve İslam Alemi'nin bayrağıdır demiştir.

Tıpkı asrı saadette, Peygamber (asv) ve raşit halife zamanında olduğu gibi.

Bu hakikatı Yavuz'dan beri (1517-1920=)403 yıl süregelen sultan/ halife pratiğinin fiilen bitiş vakası üzerinden okumalıyız.

Bu sultan/ halife, 30 milyon Osmanlının hükümdarı olduğu gibi 300 milyon müslümanın da, arasındaki nurlu rabıtanın, tezahür, dayanak ve imdatçısı olmak gerekir demiştir.

Siyasi iktidarı sadaret/ başvezirlik (başkanlık), hilafeti ise meşihat/ şeyhülislamlık (diyanet) temsil eder demektedir.

a3-004.jpg"...Meşihat/ fetva kurulu/ Diyanet cenahı bir şahsın içtihadına terkedilmiş."

(1918/1922 yıllarına, Şeyhülislam Mustafa Sabri ve Dürrizade Abdulah Efendi dönemine işaret eder.)

"Fert tesirat-ı hariciyeye karşı daha az mukavimdir. Tesirat-ı hariciyeye kapılmakla çok ahkam-ı diniye feda edildi."

"Zaman gösterdi ki, hilafeti temsil eden şu meşihat-ı İslamiye yalnız İstanbul ve Osmanlılara mahsus değildir. Umum İslam'a şamil bir müesses-i celiledir. Bir sönük vaziyetle, değil koca alem-i İslam'ın, belki yalnız İstanbul'un (Ankara'nın) irşadına kafi gelmiyor.

Öyle ise bu mevki öyle bir vaziyete getirilmelidir ki, Alem-i İslam ona itimat edebilsin. Hem menba (kaynak) hem ma'kes (yansıtıcı) vaziyetini alsın. Alem-i İslam'a karşı vazife-i diniyesini hakkıyla ifa edebilsin." Sünuhat

Üstad Nursi eski zamanda, "hakim (hükmeden) tek bir şahıstı, müftüsü de tek bir şahıs olabilirdi. Şimdi ise cemaat zamanıdır. (şahs-ı manevi/ tüzel kişilik zamanı). Hakim (iktidar), şahs-ı maneviden çıkan; ihtisası az, sağırca, metin bir tüzel kişiliktir ki, şuralar (istişare kurulları) o ruhu temsil eder. Şöyle bir hakimin (hükmedenin) müftüsü (fetvacısı) da onun cinsinden olup, bir 'şuray-ı âli-i ilmiye'den çıkan bir şahs-ı manevi olmalıdır. Ta ki sözünü ona (başkana) işittirebilsin, dini alakadar eden noktalardan sırat-ı müstakime sevk edebilsin. Yoksa fert, dahi de olsa, cemaatin (şahsı manevinin) ferd-i manevisine (birleşik kişiliğine) karşı sivrisinek kadar kalır. Şu meşihat (içtihat-fetva) mevki, böyle sönük kalmakla İslamın hayat ukdesini (çekirdeğini) tehlikeye maruz bırakıyor" demiştir. (Sünuhat)

Üstad Bediüzzaman devamında ise;

"Hatta diyebiliriz, şimdiki dini zayıflık ve İslami şeairdeki lakaytlık ve içtihattaki fevza (kargaşa, dağınıklık), meşihatın (yüksek fetva heyetinin) zaafından ve sönüklüğünden meydana çıkmıştır. Çünkü, herhangi bir adam (hariçte), ferde dayanan fetva heyetine karşı reyini (şahsi fikrini), muhafaza edebilir. [Mesela; bir müslüman Prof. Ali Erbaş veya Prof. Hayrettin Karaman'ın şahsi (şurasız) fikirlerine uymayarak, şahsi dini görüşünü koruyabilir.] 'Fakat böyle bir şuraya, (yüksek ilmi şura/ şura-i aaliye-i ilmiye) dayanan bir şeyhülislamın sözü, en büyük bir dahiyi de; ya içtihadından vazgeçirir ya da içtihadını o kimseye mahsus bırakır" der.

"Her istidatlı kendi için içtihat edebilir. Şeriat-ı Garra'da daima, icma ve rey-i cumhur (çoğunluğun görüşü), medar-ı fetva (fetva kaynak ve dayanağı) olduğu gibi, şimdi de (fevzai ara) görüş karmaşasında, böyle bir faysala (kesin inandırıcı hükme) kati lüzum vardır' demektedir.

"Sadaret (başbakanlık, başkanlık) iki cenahtır (iki kanatlı). Şu devlet-i İslamiyenin bu bu iki cenahı mütesavi (denk) olmazsa ileri gidilmez. Gidilse de, böyle bir medeniyet-i faside için mukaddesatından insilah eder (soyutlanır). [Ülkemizin şimdiki hal ve vaziyeti budur diyebiliriz.]

Sunühat'tan devam ediyoruz.

"İhtiyaç her işin üstadıdır. Şöyle bir şuraya (içiçe geçen daire tarzında istişare kurulları) ihtiyaç şedittir. (Bu şura), merkez-i hilafette (İslam'ın merkez ülkesinde) tesis olunmazsa, bizzarure başka yerde teşekkül edecektir.

a2-007.jpgBu şuranın bazı mukaddematı olan cemaat-ı İslamiye teşkilatı ve evkafın meşihata ilhakı (bu şuranın başlangıcı olan İslami cemaat ve vakıfların bu fetva kuruluna katılması) gibi, umurun/ işlerin daha evvel tahakkuku (katılımı) münasipse de, baştan başlansa, (önce şura şeması oluşsa), sonra mukeddemat ihzar edilse, (cemaatlar katılsa) yine de maksat hasıl olur. Vasıtasız, doğrudan doğruya (özerk, otonom) bu vazife-i uzmayı (muazzam vazifeyi) deruhte edecek halis bir İslam şurası lazımdır." 

Üstad Said Nursi, "Kur'an'ın Hakimiyet-i Mutlakası" başlığı altındaki bu görüşlerini özetle şu şekilde bağlar.

Bir şey amaçlanan doğrultuda kulanılmazsa, atıllaşır ve beklenen sonucu vermez. Mühim bir maksat için tesis edilen Dar'ül Hikmeti'l İslamiye, adi/ sıradan bir komisyondan çıkartılıp, meşihattaki (şeyhülislamlık/ Diyanet) dairelerin başkanlarıyla beraber, (bu) şuranın tabii üyesi sayılmak üzere; Alem-i İslam'dan şimdilik 15/ 20 kadar, İslam'ın, dinen, ahlaken itimadını kazanmış şeçilmiş/ seçkin alimlerini davet etmek, bu muazzam meselenin esasını oluşturur demiştir. (1920)

"Vehham olmamalıyız. Korkmakla din rüşvet verilmez. Dinin zaafiyeti bahanesine olan müzahraf medeniyete lanet!.. Havf ve zaaf,  tesirat-ı hariciyeyi teşci eder. Muhakkak maslahat, mevhum mazarrata feda edilmez. Ve minallahi't-tevfîk (Yardım ancak Allah' tandır.)

Meşihat için geniş ve tarihi bilgi: https://islamansiklopedisi.org.tr/bab-i-mesihat

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum