Mehmet Asıf IŞIK
Oruç: Aynalarla Dolu Odaya Girmek
Zordur odaya girmek; çünkü odanın her yanı aynalarla kaplıdır. Hakiki mânâda oruç tutmak aynalı odaya girmektir ve insanın kendisiyle yüzleşmesidir. Aynalarla dolu odaya girmek cesaret gerektirir. İnsanın kendisini bakana tanıtır; her bir ayna insanın içinin veya içindeki bir zaafını, kusurunu, çirkinliğini ve içinde sakladıklarını ayrı ayrı gösterir.
Cesareti olan, kendini ateşlere atmaya, gerekirse yanmaya, içini kirletenleri yakarak arınmaya, ağırlıklarından kurtulup hafiflemeye, curufundan temizlenmeye, eriyecek kadar kızarıp örs üzerinde çekiçle dövülerek düzelmeye cesareti, sabrı, aşkı, iradesi ve tahammülü olanlar, insanın dışıyla beraber içini gösteren hakikat aynalarıyla dolu odaya girebilir.
Aynalı odaya giren var mı acep? Girenler ne haldedir acep?
Toplumun genel vaziyetine bakınca, şükürler olsun ki, odaya girenler olduğunu görüyoruz. Her gece sahur vakti o günün gündüzünde oruç tutmaya niyetleniyoruz. Bu pek güzel. Ancak, bu oruçlu halde odaya girip aynalara bakan var mı, içini görmek isteyen, içindeki kirini giderip temizlemeye niyetlenen, sabır ateşinde yanmaya tahammül eden var mı diye sorulsa cevabımız keşke “Evet, fazlasıyla var” olsaydı! Çoğu kimse odaya aynalara bakmadan giriyor ve sadece üstüne başına bakıp çıkıyor!..
Murad-ı İlâhî’nin kâmil mânâda ve hitab-ı İlâhi olan Kur’an-ı Hakim’in bütün insanlığa nüzûlüyle şereflenen bir rahmet, bereket İlâhi cömertlik mevsimine, bir Ramazan-ı Şerif ay’ına daha erdik. Peygamber Efendimizin beyanıyla “rahmet” diye tarif edilen ilk on günü geçiverdi. Bir sonraki merhalesi “mağfiret” iklimidir ki, eşiğindeyiz. Senenin en kısa gündüzleri olan şu kış günlerinde, oruçlu muyuz, diyesiyiz aslında. Bünyeleri açlığa alıştırmaya ne hâcet! Gündüzü kısa ve soğuk şu günlerde ne yazın bunaltıcı harareti, ne geçmek bilmeyen uzun saatler, ne adamakıllı açlık, ne de susuzluk var. Bizim gibiler belki çay hasreti çeker. O da iftar sonrasına kalıversin, ne gam!..
Mideler, mutad hale gelmiş üç öğün yemekle şişirilme alışkanlığına bir süre ara verip bakıma alındı. Mideler aslında adet olandan daha azına “kâfi” demeye alışmalı. Şişkin gövdeler göbeklerden, ruhlar da ağırlıklarından kurtulup hafifleyerek rahatlamalı.

AÇLIĞIN LEZZETİNE DOYMAK
İşin hakikatine bakılırsa, açlığın lezzetini doya doya hissetmek lâzım; Semâvî dinlerdeki oruç tutmak ibadetinin hikmeti, maddî bünyemizin dışında, esasen insanın hakiki varlığı olan rûhunu ve nefsini terbiye etmesidir. Kitâbî dinlerden olan, uzakdoğu mistik inançlarından çeşitli felsefî öğretilere taşınarak bugünlere kadar gelmiş ve halen uygulanan ‘ölmeyecek kadar az yemek’ sûretiyle nirvana denilen erdeme ulaşmak fikri vahiy kaynaklı olan bu harika ibadet vesilesiyledir. Çünkü insanın maddî bünyesi/gövdesi hafifledikçe rûhu da mânâ cihetiyle zenginleşip ağırlaşır. İnsanda o vakte kadar nüve halinde bulunan ince algı ve duyguları açılarak mânâya ve hakikate dolar ve doyar. İnsanın özü ve cevheri kesafet ve keyfiyet kazanarak kemâle erer.
Hazreti Bediüzzaman’ın harika ifadesiyle, “Ramazan-ı Şerifte mü'minler, derecâtına göre ayrı ayrı nurlara, feyizlere, mânevî sürurlara mazhar oluyorlar. Kalb ve ruh, akıl, sır gibi letâifin (ince duyguların) o mübarek ayda oruç vasıtasıyla çok terakkiyat (gelişme-incelme-yükselme) ve tefeyyüzleri vardır. Midenin ağlamasına rağmen, onlar masumane gülüyorlar.” Kalp ve ruh sevinip bayram ettikten sonra mide varsın ağlayıp dursun.
Merhûm Necip Fazıl bu leziz mânâyı bir şiirindeki şu beyitle ne güzel ifade etmişti: ‘Tatlısı, tuzlusuyla murada erer damak / Halbuki asıl murad açlığa yol aramak.’ Evet, olgunlaşmak için açlığa yol aramalı.
Aslında mide açlığının sayılamayacak denli pek çok hikmeti var. Bütün nefis terbiye usûllerinde ve hatta modern kişisel gelişim yöntemlerinde, vücûdu zühd denilen olabildiğince az yemek ile alıştırarak onu gemlemek, bu sûretle âdetâ melekî bir vaziyet alınıp nefsin sınır tanımayan hevâ ve arzuları dizginlenmeye çalışılır. Mide aç bırakılarak acizliği ve güçsüzlüğü hissettirilir. İlgi ve istek duyulan mâsivâ denilen dünyevî ve geçici arzulardan uzak kalınarak kişinin iradesi kuvvetlenir. Sair zamanlarda taşı sıkıp suyunu çıkaracak kadar kendini güçlü hisseden kişi açlıkla ne denli zavallı olduğunu, oruç ibadetiyle en etkili biçimde ve derinden hisseder. Âdeta kişinin ahlâkı ve onu insan kılacak duyguları bir simyacının tezgâhında “tehzib-i ahlâk” ameliyesine mazhar olur.
İnsan, böylelikle açların ve açıktakilerin hâlini bir nebze anlayıp merhamete gelir. Yardımseverlik duyguları ve düşkünlere karşı şefkati kabarır; İnsan olmanın erdemlerinden diğergâmlık ile zayıf, âciz ve muhtaçların imdâdına yetişmeye, kimsesizlerin ellerinden tutarak onlara kimse olmaya gayret eder. İhtiyaç halinde olanlara el uzatarak Allah'ın rahmet, şefkat ve cömertliğinin muhtaç insanlara ulaşmasına ellerimiz vasıta olur. Bunun için Allah’a ne kadar şükretmeliyiz.
En kârlı kazanç ise, şimdiye kadar nasıl da sonsuz rahmet ve merhametle nimetlendirildiğimizi; her ihtiyacımızın şefkatle karşılandığını bütün zerrelerimizle idrak ederek nimetin hakiki sahibi olan Yüce Allah’a hamd ve şükrümüzü takdim etmek olmalıdır. Şahsi ve toplumsal faydaları olduğu kadar hikmetleri ne saymakla ne de yazmakla bitecek gibi değil. Açlığa ve aç kalmaya, şu arsız emmâre nefisleri oruç açlığıyla hizaya getirmeye devam etmeli.
Aynalarla dolu odada her aynaya ayrı ayrı bakıldığında insanî her bir zaafımız ve zayıflığımız görülecek. Tabii ki görebilen için. Çünkü meşhur bir meselde denildiği gibi: “Görenedir görenedir, köre nedir, köre nedir?” Gören kendindeki eğriliği görüp ıslah ederek düzelecek. Allah'a kulluk şuuruyla mârifet mertebesine yükselen kul, Rabbine kalben ve rûhen yaklaştığını hissedecek ve oruçla gelen rûhânî “lezzetli açlık” veya “açlıktaki lezzetine” doyamayacak.
Aynalı odaya girmek ve kendi mahiyetini hakikat aynalarında görmek oldukça zorlu bir yolculuktur ve cesaret ister. Cesur olan kazanır, bu yüzden de çok kimse giremiyor. Ancak, tarih boyunca bütün zaferler cesaretli, sabırlı ve tahammüllü insanların gayretlerinin sonucunda kazanılmıştır.
Bu mübarek aydaki oruçlarımız madden ve mânen, rûhen, kalben ve bedenen sağlık ve âfiyet olsun. Cesaretle ve zaferlerle taçlansın.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.