Mehmet Asıf IŞIK

Mehmet Asıf IŞIK

Bilgelikten Hikmete (İnsan’a Dair Bir Kaç Kelâm-1)

“De ki: ‘Herkes kendi mizaç ve karakterine göre iş yapar.’ Rabbiniz kimin doğru bir yol tuttuğunu çok iyi bilmektedir.” (İsra/84)

Bir zamanlar Amerika’nın Oklahoma eyaletinde yaşayan ve kıt’anın asıl yerlileri olan kızılderili Cherokee kabilesinin yaşlı bir bilgesi kabilenin gençleriyle hayat, kâinat, tabiat, insan, aşk ve evlilik üzerine konuşurken şunları söylüyordu:

“Aslında herkesin içinde iki kurt var ve bu kurtarın arasında da ömür boyunca devam eden korkunç bir mücadele sürer gider…

siyah-beyaz-kurt-1.jpg“Kurtlardan biri; nefreti, öfkeyi, gazabı, kıskançlığı, açgözlülüğü, kibiri, yalanları, üstünlük taslamayı ve bencilliği temsil ediyor.

“Diğeri ise; sevgiyi, güveni, huzuru, umudu, paylaşmayı, cömertliği, alçak gönüllülüğü, nezâketi, dostluğu, merhameti ve inancı” diyerek sözlerini tamamladı.

Kabilenin gençlerinden birisi merakla,

“Peki, kurtlardan hangisi kazanacak?” diye sorunca,

Yaşlı bilge tek cümlelik kısa fakat şu harika cevabı verdi:

“Tabii ki içinizde beslediğiniz; İçinizde hangi kurdu besliyorsanız o kazanacak!”

kizilderili.jpgKızılderili bilgenin gençlere verdiği harikulâde cevap güzel ve ibretli bir dersti. Fakat hakikatin başka yönleri ve boyutları da vardır. Hikmeti bulmaya devam edelim…

İBN-İ ARABİ'NİN HİKMETİNE...

Allâme Bediüzzaman Said-i Nursi bir eserinde şöyle der: "Necmeddin-i Kübra ve Muhyiddin-i Arabî gibi çok ehl-i velâyet, Kur'ân'ı Hakim'in açık ve zâhir mânâlarından başka bâtınî ve işârî mânâları ile pek çok âyetleri tefsir etmişler; hattâ tefsirlerinde, uzun âyetlerin pek çoğunda kıssaları anlatılan Musa (as) ve Firavun'dan murâd ve maksad, KALP ve NEFİS'tir." (Kast.L.)

Cenâb-ı Allah, yüce kitabında bize hikâye değil, o temsillerle insanı, yâni kendi yaratmış olduğu bizi, insan tabiatını ve mizacını anlatıyor. Yâni her birimizde bulunan kalbi, nefsi ve hayatımızdaki yansımalarını…

Her birimizin kalbi birer Musa'dır; içimize Hak'tan seslenir ve bize dâima hakkı söyler. Nefsimiz ise Firavun'dur; o da şeytan'ı dinler, şerri ister ve devamlı ona çalışır. Çünkü “nefis her vakit şeytanı dinler.”

Yazının başındaki hikâyenin hissesi içimizdeki kurtlardan kazananın "beslediğimiz" olacağı idi. Bu bölümdeki mevzunun yakıcı sorusu ise şu: kazanan Kalp mi, nefis mi, yani Musa mı Firavun mu olacak?

İnsanlar pek çok âyette “sakın ola ki şeytana uymayın, o sizin apaçık düşmanınızdır” diye ikaz edilir.

Fakat çok tuhaf bir varlık olan biz insanlar “Şerri de hayrı istediği gibi ister. İnsan pek acelecidir!” (İsra, 11) özelliğindeyiz. Mâdem öyleyiz, o halde iç sesimizi iyice ve çok dikkatle dinlemeliyiz, içimizdeki ses kimden geliyor diye; Musa'dan mı, Firavun'dan mı?

Ve unutulmamalı ki; insan içindekilerin hangisinin sesini dinliyorsa aslında odur veya onunladır.

VE MARİFETNAME’DEN

Matematikten cebire, anatomiden astronomiye, edebiyattan dini ilimlere kadar maddi-mânevi pek çok ilim-bilim dalındaki yetkinliğini Mârifetnâme isimli şaheseriyle ispat eden Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri insanı kâinatın özü ve özeti diye tarif ettikten sonra insanın kâinatla sekiz yönden ilgisini ve ilişkilisini uzun uzun anlatır; İnsanın maddi ve mânevi bünyesinin mülk ve melekut alemlerini temsil ettiğini, maddi yapısının alemdeki bütün elementlerden müteşekkil olduğunu, bedeninin şekillerinin yeryüzüyle benzerliklerine varasıya kadar insan-kâinat ilişkileri çok çeşitli yönleriyle geniş biçimde açıklanır…

insan-sifatlari-ve-hayvanlar-1.jpgBu cihetlerden biri ve belki de en garip olanı ise, küçük bir kâinat hükmünde olan insanda “bütün hayvanların (canlıların) özelliklerinin cem’ edildiği (toplandığı), o vasıfların nüvelerinin insanda bulunduğudur.” Meselâ insandaki cesâret aslanı, asâlet at’ı, kurnazlık tilkiyi, çalışkanlık arıyı-karıncayı, şehvet düşkünlüğü eşeği, aç gözlülük maymunu, uysallık koyunu, sadakat köpeği, vahşilik kurdu, yırtıcılık sırtlanı-çakalı, sinsilik yılanı, hainlik akrebi, kindarlık fili, inat katırı-keçiyi, ürkeklik tavşanı-ceylânı vs. temsil eder. Her bir hayvanın bilinen vasıflarının birer örneğinin insan fıtratında bulunduğu uzun uzun anlatılır.

Belki de bu sebepten dolayı insan tercih ettiği davranış ve yapıp işledikleriyle tabiatının ve karakterinin ipuçlarını veriyor. Ve haklı olarak, kişinin kendisinde öne çıkan ve/ya baskın olan özellik ve/ya sıfatları hangisi ise, kişi daha çok o vasfıyla tanınıp biliniyor. Meselâ pek çok kişi için arı gibi çalışkan, aslan gibi cesur, tilki gibi kurnaz, yılan gibi sinsi denildiğini hep duyarız.

Kişinin tercihleri neticesinde yaptıklarıyla ilgili olarak şu İlâhi ikaz ne kadar sarsıcı değil mi? “Yoksa sen, onların büyük çoğunluğunun gerçekten senin dâvetine kulak verdiklerini yahut doğru dürüst düşündüklerini mi sanıyorsun? Aksine onlar, başka değil, bir hayvan sürüsü gibidirler, hatta daha da sapkındırlar (aşağıdırlar).” (Furkan/44)

…….

HAKİKATE GELELİM

“Şüphesiz biz insanı en güzel biçimde yaratmışızdır. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik.” (Tin, 4-5)

“İnsan ahsen-i takvimde (en güzel sûret ve kıvamda) yaratıldığı ve ona gâyet câmi' bir istidâd verildiği için; esfel-i sâfilînden tâ a'lâ-yı illiyyîne, ferşten tâ arşa, zerreden tâ şemse kadar dizilmiş olan makamâta, merâtibe, derecâta, derekâta girebilir ve düşebilir bir meydan-ı imtihana atılmış, nihayetsiz sukut ve suuda giden iki yol onun önünde açılmış bir mu'cize-i kudret ve netice-i hilkat ve acube-i san'at olarak şu dünyaya gönderilmiştir.” (BSN, Sözler, 23.Söz, II.Mebhas)

yol-ayirimi.jpg“İşte, aynen onun gibi, insanın mâhiyetine, kudretten ehemmiyetli cihazat ve kaderden kıymetli programlar tevdi edilmiş. Eğer insan, şu dar âlem-i arzîde, hayat-ı dünyeviye toprağı altında o cihâzât-ı mâneviyesini nefsin hevesâtına sarf etse; bozulan çekirdek gibi,çürüyüp tefessüh ederek, ...

“Eğer o istidat çekirdeğini İslâmiyet suyuyla, imanın ziyasıyla, ubûdiyet toprağı altında terbiye ederek, evâmir-i Kur’âniyeyi imtisal edip cihâzât-ı mâneviyesini hakikî gayelerine tevcih etse; … bu şecere-i kâinatın mübarek ve münevver bir meyvesi olacaktır.

Evet, hakikî terakki ise, insana verilen kalb, sır, ruh, akıl, hattâ hayal ve sair kuvvelerin hayat-ı ebediyeye yüzlerini çevirerek, herbiri kendine lâyık husûsî bir vazife-i ubûdiyetle meşgul olmaktadır.” (Age, 23.Söz, II.Mebhas)

Yapıp işlediklerimiz içimizdeki dürtülerin veya kuvvelerin eyleme geçmiş halidir. İstidat, kabiliyet ve içimizdeki potansiyel güçleri harekete geçiren en mühim âmil/etken ise, baştaki hikâyede Kızılderili bilgenin dediği gibi, içimizde besleyip büyüttüğümüz değerlerdir.

kalp.jpgVe içimizi, içimizin içindekilerini, saklayıp gizlediklerimizi en iyi bilen Allah’dır. “Sözünüzü ister gizleyin isterse açığa vurun; unutmayın ki O, kalplerin içindekini bilmektedir. Yaratan bilmez olur mu? O, bütün inceliklerin farkındadır ve her şeyden haberdardır.” (Mülk, 13-14)

Bu hakikat Peygamber Efendimizin (sav) birçok sahih kaynakta kayıtlı bir hadisinde şu mealde ifâde edilmiş: "Allah sizin mallarınıza ve şekillerinize bakmaz; fakat O sizin kalplerinize ve amellerinize bakar." (Müslim, Birr, 33; Ibn Mâce, Zühd, 9)

Her birimiz, her bir insan kendisine verilen özelliklerle, İlâhi hikmetle imtihan gereği olarak, bizi ahsen-i takvim’e çıkarıp esfel-i sâfilin’e indirecek olan ve dünya hayatı denilen şu asansöre bindirilmişiz. Kimisi yukarıya çıkıyor ve kimisi de aşağılara iniyor.

Gideceğimiz yeri tercih etmek, yükselmek veya düşmek için düğmeye basmak kendi elimizdedir...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
25 Yorum