Mehmet Abidin KARTAL
Güzel ahlak çirkinlikleri süpürür
İnsan bu dünyada yolcudur. Yolcular yolculukta başıboş bırakılmadı. Sahibimiz, Rabbimiz yolculukta bize güzeli, doğru yolu gösteren Peygamberler, kitaplar gönderdi. Peygamberler imanın, güzel ahlakın temsilcileridir.
Her şey güzeldir
"Allah güzeldir, güzelliği sever." (Müslim, Sahih, İman 1/93) “…Yaptığınız işi güzel yapın; Allah işini güzel yapanları sever.” (Bakara suresi, 195. ayet) “Sözlerin en güzeli Allah’ın Kitabıdır. Yolların en doğrusu Muhammed’in (sav) yoludur.” (Buhari, Edeb, 70) "Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır." (Mektubat, Hakikat Çekirdekleri: 50.) İman, güzelliğin zirvesidir. Güzellik, doğruluğa ve iyiliğe giden yoldur. Hûd suresinde geçen, “Emr olunduğun gibi dosdoğru ol” mealindeki 112. Ayet beni ihtiyarlattı diyen Kâinatın Efendisi (sav) “Allah'a inandım de sonra dosdoğru ol” buyuruyor.
"…Kâinattaki her şey, her hadise, ya bizzat güzeldir, ona hüsn-ü bizzat denilir veya neticeleri cihetiyle güzeldir ki, ona hüsn-ü bilgayr denilir. Bir kısım hadiseler var ki, zahiri çirkin, müşevveştir. Fakat o zahirî perde altında gayet parlak güzellikler ve intizamlar var." (Sözler, On Sekizinci Söz.)
Gül bizzat güzeldir, gübre ise neticesi itibariyle güzel.
Atmacaların serçe kuşlarına saldırması, görünüşte güzel değildir. Serçelerin kabiliyetlerinin gelişmesi için ise bu gereklidir ve güzeldir.
Kartallar, leylekler yavrularını şefkatle besler ve korurlar. Zamanı gelince de, onları uçurumdan aşağı iterler. Bu bize çirkin gelebilir. Günü geldiğinde kanatlarının farkına varmaları için ise bu zaruridir ve neticesi itibariyle güzeldir.
Bahar mevsiminde, fırtınalı yağmur hoşumuza gitmeyebilir. Bahar çiçeklerinin açması için ise, bu yağmurlar çok değerlidir ve güzeldir.
Melek bizzat güzeldir. Şeytanın yaratılması ise, neticesi itibariyle güzeldir.
Her şey ya bizzat güzeldir veya neticeleri itibariyle güzel.
En basit hayat tabakası olan bitkilerde görünür ki, yer altına girmiş çekirdek gün gelir bir ağaç olur. Meyvelerin, çekirdeklerin, tohumların ölümü, görünürde bozulmak ve dağılmaktır. Görünüşte çürümek çirkin gibidir. Tohumun ölümü, sümbülün hayatını netice verir ki, bu güzeldir. Ruhun çürümeyen ebedi vücudunu giymesi için cesedin toprak altında çürümesi gerekiyor.
Bir çiçeğin açışında, bir kelebeğin uçuşunda Allah’ın isim ve sıfatlarının yansımaları görülür. Aslında çürüyen tohum da, çürüyen elma da, düşen yaprak da, çürüyen beden de tabiatta işleyen ritmin bir parçasıdır. Ancak kâinattaki ahenkli sistemin bütününe, büyük nakışa bakıldığında bu görülebilir. Dikkatle araştırıp düşünüldüğünde anlaşılır ki: Bu alem çürüyeni ile de, doğanı ile de, öleni ile de ya bizzat güzeldir veya neticeleri itibariyle güzel.[1]
Biz şu mükemmel kâinat ve dünya içinde yaşıyoruz. Dünyamız o kadar güzel ki, seması güneşler, aylar, yıldızlarla süslenmiş. Zemin yüzü ise nehirler, dağlar, ovalar, denizler ile harika bir tablo gibi resmedilmiş. Bütün bu tabloların içi ise bitkiler, böcekler, çiçekler, kuşlar, hayvanlar ve insanlar ile şenlendirilmiş. Yeryüzü sofra-i nimet olarak yaratılmış, sofra canlılar için her an sayısız nimetlerle tazelenmektedir. Dünyada her şey güzeldir. Dünyayı çirkinleştiren insanın kötü davranışlarıdır. Beşerin bulaşık elidir. Dünya gerçekten güzel bir yer. Onu çirkinleştiren; ahlakı bozulmuş, menfaati uğruna, doymak bilmeyen hırsı, kibri, kıskançlık, kin ve nefret duygularıyla yaşayanlardır. İnsanları katledenlerdir. Bozuk para insanın cebini deler, ahlakı bozuk insan insanın kalbini deler. Bu yüzden iki sinide harcayın gitsin, dünya güzelleşsin.
Hoşumuza giden veya gitmeyen bir durum karşısındaki niyet ve tavrımız, Allah’ın rızasını netice verirse güzeldir, yoksa güzel değildir.
“Çirkin hayat yoktur, o hayatı çirkinleştiren insanlar, toplumlar vardır. Kimi hırsından, kimi kompleksinden, kimi cahilliğinden yapar bunu. Ve kendilerine sorsanız hep haklıdırlar. Bu hiç değişmeyecek.” Diyen Charles Bukowski, bizi dünyada yaşanan olaylara bakarak değişmeyen bir gerçeği görmeye ve düşünmeye davet ediyor.
Bugün dünya hayatını yaptıkları zulümlerle, katliamlarla çirkinleştiren başta katil Siyonist İsrail devleti ve onun sırtını sıvazlayan devletler vardır. Bunlar başta Gazze olmak üzere dünyanın birçok yerinde bilhassa Müslümanlara yaptıkları katliamlar, eziyetlerle dünyayı kan gölüne çevirerek çirkinliklerin en acı örneklerini sergilemektedirler.
Dünyayı güzelleştirecek güzel ahlaktır.
Küfür, sapkınlıklar, katliamlar çirkindir. Her türlü çirkinliğin yaşandığı dünyada çirkinlikleri, güzelliğe, iyiliğe çevirecek formül. “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim. ” buyuran, Kâinatın Efendisi Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in sünnetinin yaşanmasıdır. Güzel ahlak, doğru olmak, adaletli olmak, merhametli, şefkatli olmak, imkânları paylaşmak, haram, helal sınırları içinde hayatı yaşamak demektir. Güzel ahlak dünyada hakim olduğunda çirkinlikler, zulümler, katliamlar, adaletsizlikler yok olur. Güzel ahlak çirkinlikleri süpürür.
Müslümanlar güzel ahlakı yaşadıklarında, İslam ülkeleri birlik ve beraberlik içinde dünyaya güzel ahlakın mesajını verip bunun gereğini yaptıklarında çirkinlikler temizlenecektir. İşte güzelliğe, iyiliğe atılan ümit verici adım.
İslam ülkeleri arasında ekonomik, savunma, sosyal kültürel ilişkileri destekleyen, yönlendiren güçlü siyasi iradenin ilk ciddi adımı 7 Ağustos 2026 Cuma günü Mekke-i Mükerremede Kâbe’nin gölgesinde atıldı.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan İslam Cumhuriyeti Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif tarafından bir Cuma günü. Cuma namazından hemen önce. Harem-i Şerif’in yanı başındaki Ebu Kubeys Tepesi’nde üç İslam ülkesinin lideri “Mekke Savunma Anlaşması”nı imzaladı. Sonra da Cuma namazı için Kâbe’ye dönüp, saf tuttular. Bu olay bize dünyada güzel şeylerde oluyor dedirtiyor.
İmzalanan anlaşma, her türlü saldırganlığa karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlıyor ve üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir silahlı saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağını hükme bağlıyor.
Anlaşmada "ortak tarih, inanç, kardeşlik ve dayanışma bağlarına" da vurgu yapılıyordu.
Anadolu'dan Hicaz'a, İslamabad'dan Riyad'a uzanan kardeşlik hattı, ortak değerlerin ve zor zamanlarda birbirinin yanında duran milletlerin iradesini temsil etmektedir. Mekke Anlaşması Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasındaki işbirliği, tarihi bir sorumluluğun günümüzdeki stratejik karşılığıdır. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler yalnızca devletlerarası çıkarlara değil, ortak tarih, inanç, kardeşlik ve dayanışma bağlarına dayanmaktadır.
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması siyasi, askeri, ekonomik ve stratejik açıdan yeni bir dönem anlamı taşıyor. Ankara savunma sanayiinde örnek durumda. Mekke çok geniş mali güce, petrol gücüne sahip. İslamabad’ın nükleer gücü var. Bütün bunların birleşimi üç ülkenin çok geniş bir coğrafyada dengeleri belirlemesini sağlayacağı bir gerçek.
El-Cezire televizyonu kapsamlı analizini, anlaşmanın bölgesel etkilerini özetleyen şu çarpıcı ifadelerle noktalıyordu:
"Mekke Anlaşması, geleneksel bir savunma çerçevesinden çıkarak caydırıcılığı, enerji güvenliğini ve ekonomik kalkınmayı birbirine bağlayan stratejik bir platforma dönüşüyor. Bu, askeri çıkarların enerji arterleriyle kesiştiği bir bölgede ortak güç kavramının yeni bir formülasyonudur."
Anlaşmanın herhangi bir ülkeye veya bölgesel aktöre karşı oluşturulmadığı, hedefin bölge ve dünya barışına hizmet olduğu vurgulanırken, anlaşmanın diğer İslam ülkelerinin katılımına da açık olduğu ifade ve teşvik ediliyordu. İslam ülkeleri arasında ittifak sağlandığında Mekke Anlaşması gerçek ve samimî hedefine ulaşmış olacaktır. Bu sağlandığında İslam ülkeleri emperyalistlerin oyuncağı olmaktan da kurtulacaktır. Duamız bu anlaşmaya bütün İslam ülkelerinin peyderpey katılmasıdır.
Bediüzzaman, İttihad-ı İslam’ı “ibadet” ve “bu zamanın en büyük farz vazifesi” (Hutbe-i Şamiye) olarak görür.
İslam birliğinin (İttihad-ı İslam)ilk adımı olarak gördüğümüz Mekke Anlaşmasının her şeyden önce ümmetin menfaatlerini savunmak, mağduriyetlerini gidermek için bir başlangıç olması temennimizdir. Katil İsrail şimdiden korkmaya, tutuşmaya başladı. İttihad-ı İslam tahakkuk ettiği gün katil Siyonist İsrail kaçacak delik arayacak. Dünyada insanlığın fıtratının aradığı hakikate, iyiliğe, adalete, merhamete giden yol, İttihad-ı İslam’dan geçmektedir. Hikmet ve strateji bunu gerektiriyor.
[1] - https://www.zaferdergisi.com/makale/15788-her-sey-guzeldir-ya-bizzat-veya-sonuclari-itibariyla.html
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.