Mallarınız ve çocuklarınız ancak bir imtihandır

Mallarınız ve çocuklarınız ancak bir imtihandır

Ayet meali

A+A-

Bismillahirrahmanirrahim

Cenab-ı Hak (c.c), Teğabun Sûresi 14-16. ayetlerinde meâlen şöyle buyuruyor:

14-Ey îmân edenler! Şübhesiz ki eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olan vardır. O hâlde onlardan sakının! Eğer affeder, kusurlarına bakmaz ve bağışlarsanız, artık şübhesiz ki Allah, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir. (*)

15-Mallarınız ve çocuklarınız ancak bir imtihandır. Allah ise, büyük mükâfât ancak O’nun katındadır.

16-O hâlde gücünüz yettiği kadar Allah’dan sakının, (nasîhatlerini) dinleyin, (emirlerine) itâat edin ve kendiniz için bir hayır olarak (Allah yolunda) sarf edin! Artık kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar gerçekten kurtuluşa erenlerdir!

(*) İbn-i Abbâs (ra)’a bu âyet hakkında suâl edildiğinde, şöyle demiştir: “Bunlar Mekke ahâlîsinden bazı kimselerdi ki, Müslüman olup Resûl-i Ekrem (asm)’ın yanına gelmek istemişlerdi. Fakat zevceleri ve evlâdları kendilerini terk etmelerini arzu etmeyip hicretlerine mâni‘ olmuşlardı. Bu kimseler bilâhire hicret edip Resûlullah (asm)’ın yanına vardıklarında, daha evvel hicret edenlerin kendilerine nazaran dînî ma‘lûmatlarının çok inkişâf ettiğini görmüşler, hicretlerine mâni‘ olan zevce ve evlâdlarını cezâlandırmak istemişlerdi. Bunun üzerine bu âyet nâzil olmuştur.” (İbn-i Kesîr, c. 3, 510) 

“Eğer hasmını (düşmanını) mağlûb etmek istersen, fenâlığına karşı iyilikle mukābele et! Çünki eğer fenâlıkla mukābele edersen, husûmet (düşmanlık) tezâyüd eder (artar). Zâhiren mağlûb bile olsa, kalben kin bağlar, adâveti (düşmanlığı) idâme eder (devâm ettirir). Eğer iyilikle mukābele etsen, nedâmet eder (pişmân olur), sana dost olur. (...) Mü’minin şe’ni (hâli), kerîm (cömert) olmaktır. Senin ikrâmınla sana musahhar olur (emrine girer). Zâhiren leîm (kınanacak bir hâlde) bile olsa, îman cihetinde kerîmdir. 

Evet, fenâ bir adama: ‘İyisin, iyisin!’ desen, iyileşmesi ve iyi adama: ‘Fenâsın, fenâsın!’ desen, fenâlaşması çok vukū‘ bulur. 

Öyle ise: وَ اِذَا مَرُّوا بِاللَّغْوِمَرُّوا كَرِيمًا [Boş şeyler (söz ve hareketler) ile karşılaştıkları zaman, (yüz çevirerek) vakarla geçip giderler!] وَاِنْ تَعْفُوا وَ تَصْفَحُوا وَتَغْفِرُوا فَاِنَّ اللهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ [Eğer affeder, kusurlarına bakmaz ve bağışlarsanız, artık şübhesiz ki Allah, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir] gibi desâtir-i kudsiye-i Kur’âniyeye (Kur’ân’ın kudsî düsturlarına) kulak ver, saâdet ve selâmet ondadır.” (Mektûbât, 22. Mektûb, 93)