Libya'da yaşanan insanlık dramı

Libya'da yaşanan insanlık dramı

Pusulasını kaybeden Kaddafi, Batı'yı yasadışı göç ve terör korkusunu gündemde tutarak yanına çekmeye çalışıyor.

Şimdiye dek çıkarları nedeniyle Kaddafi'ye göz yuman Batı'nın insan haklarına dair sorumluluklarını bu korku yüzünden feda etmesine göz yummamamız gerek.

Batıyı bir telaş aldı. Telaşın kaynağı Libya'da Kaddafi'nin sivil halka yönelik giriştiği katliam olsa da esas etmeni Libya'dan Avrupa'ya yönelik insan hareketliliğinin artışı teşkil ediyor. Esasında Libya kaynaklı göçlerde esas yükü şimdilik komşu ülkeler çekiyor olsa da şu bir gerçek ki kısa vadede daha çok insan varılacak rota olarak Avrupa ülkelerini görmeye başlayacak. Zira birkaç hafta önce Tunus'tan Avrupa'ya yönelik göçmen akışı, Batı'nın bu kaygısının dair haklılık hissiyatını da güçlendiriyor. Ayrıca önce yabancı işçilerin akınıyla başlayan göç dalgasına can korkusu nedeniyle ülkesinden kaçan Libyalılar da eşlik etti.

DEVRİMİN İNSANİ BOYUTU

Sayı her geçen gün artıyor. Dünya bu duruma hazırlıksız yakalandığı için Libya'da tam anlamıyla bir insanlık dramı yaşanıyor. Kaddafi'ye karşı direnmeyi sürdüren Libya halkı soykırımın eşiğinde; ülkedeki göçmenler ise kasıtsız kurbanlar olarak iki arada kalmış durumdalar. Şimdiye dek 100 bini aşkın kişi Libya sınırlarını geçmeyi başardı. Ancak yalnızca evlerine dönmek isteyen bir o kadar daha insan bir yaşam savaşına girişmiş halde. Ancak Libya çok sayıda insan için çıkmaz bir sokaktan farksız. İstismara açık bir halde can çekişir bir haldeler. Ancak bu tabloda şunu görmek gerek: Bu insanlar maruz kaldıkları katlanılmaz koşullarla ve yaşadıkları dramlarla değil daha çok olası göç rotaları hasebiyle görünür bir haldeler. Avrupa zor durumda kalan bu insanların yarattığı güvenlik riskine dikkat kesilirken olayın insani boyutu göz ardı ediliyor.

Ancak ben Libya'daki mülteciler ve göçmenlik dosyasının başka bir hikâyesine daha dikkat çekmek istiyorum: Her ülkenin değerleri ve çıkarları vardır. Bu değer ve çıkarlar bazen kesişirken bazen de çatışabilir. Batılıların ise sürekli değerlerden bahsederken pratikte tamamen çıkarları doğrultusunda hareket ettiğine tanık oluruz. İşte Libya, bu ikiyüzlülüğün en bariz örneği. Bu nedenle, Kaddafi'nin Avrupa ülkelerini ziyaretlerde sık sık ahlak dersi vermesinden hiçbir lider rahatsız olmadı. Kaddafi'nin ömrüne ömür katan Batı'nın flörtünün altında ise Kaddafi'nin İslam dünyasında dini köktenciliğe karşı duran ılımlı bir lider olması yatmıyor. Kuşkusuz Batı'nın bu endişesi Kaddafi'nin varlık ve kabul görme nedenlerinden biri. Ancak aralarındaki esas sarsılmaz bağ, Kaddafi'nin ifadesiyle beyaz Batıyı Afrikalı siyah istilacılarından elinden kurtaran bir bekçi olmasına dayalı.

Esasında Libya'nın kapı fedaisi rolü de yeni değil. Uzun yıllar öncesinde Libya kentleri, Batı'ya yönelik köle ticaretinde transit birer güzergâhlardı. İşte geçmişteki bu uygulamaları yöneten küçük tüccar sınıfı yerini bugün Kaddafi'ye bıraktı. Libya AB ile yaptığı geri-kabul anlaşmaları gereği, Avrupa'ya kendi toprakları üzerinden geçen göçmen ve mültecilerin iadesini kabul ediyor. Bu gönüllü polislik karşılığında ise Libya her yıl milyonlarca euro alıyor. Bazen de mülteciler başka anlaşmaların bir promosyonu olabiliyor. Sözgelimi, 2008'de imzalanan bir anlaşmayı Berlusconi "Daha az mültecimiz, daha çok petrolümüz olacak" diye müjdelemişti.

KADDAFİ GÖÇ İLE KORKUTUYOR

Kaddafi'nin Avrupa ülkelerine yönelik göçü durdurmak için yaptığı anlaşmalardan ise daha çok biraz daha para koparmak için çıkardığı yaygaralar sayesinde haberdar olmuştuk. Örneğin bir anlaşma öncesi Kaddafi pazarlığı kızıştırmak için şunları söylemişti: "Aç ve cahil Afrikalıların istilası karşısında beyaz ve Hıristiyan Avrupalıların nasıl tepki vereceğini bilmiyoruz. Avrupa ileri bir kıta olarak devam mı edecek yoksa barbarların işgalindeki gibi parçalanacak mı?".

Bugünlerde Libyalılar Kaddafi sonrasına hazırlanırken, Kaddafi yurttaşları haklı bir öfkeyle onun biletini kesmeye kalktığında Batı'nın demokrasi vurgusu yapmaması için elindeki bu kartı hemen açtı. Libya'dan AB'ye "ülkedeki yönetim karşıtı gösterileri teşvik etmesi halinde, yasadışı göç konusunda işbirliğini durduracağı" tehdidi geldi. Kaddafi bununla da yetinmedi, eğer rejiminin istikbali olmazsa Batı'nın korsanlıkla ve İslami terör gruplarının işgaliyle baş başa kalacağı kehanetinde bulundu.

Kısacası, pusulasını kaybeden Kaddafi, Batı'yı yasadışı göç ve terör korkusunu gündemde tutarak yanına çekmeye çalışıyor. Şimdiye dek çıkarları nedeniyle Kaddafi'ye göz yuman Batı'yı temel bir ayrıma getiren bu korku nedeniyle insan haklarına dair sorumlulukların bir kez daha feda edilmesine göz yummamamız gerek.

* Sosyal Çalışmacı, Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği
Yeni Şafak