Ahmet AKCAN
Kelimede Zenginlik Manada Derinlik
Nev’i insana has bir özellik olan tekellüm, insanları hayvanlardan farklı kılan “isimlendirme”, yani varlığı zihinlerde resmetme kelimeler ile gerçekleşmektedir. Nurlu eserlerde; “Mevcudat, müdrik ve âlimin malıdır. İlim ile alır, isim ile ahzeder, suretlerinin temessülüyle temellük eder.”[1] ifadesi bu manaya işaret etmektedir.
Mevcudata isimler vermek, onları insanların kullanımına açmak demektir. Kelimeler yoluyla isimlendirme, varlığı umuma ait kılarak fikri çeşitliliğin kemaline ve devamına hizmet etmekte, medeniyetlerin inşasına sebebiyet vermekte, milli ve manevi değerlerin esaslarını şekillendirmekte, teavün ve tecavüp bununla gerçekleşmekte, aynı kelimeleri istimal eden ferdler arasında akli ve kalbi beraberlik tesis edilmektedir.
Mana miracının bineği olan kelimeler, hakikat âleminin incisi, “söz sarayının” ziyneti ve süsü olarak görülmektedir. “Kavil” kelimesinden farklı olarak “klm” kökünden gelen “Kelam”; bütünlük taşıyan, nefsi acıtan, kalbi yaralayan söz manalarına gelmektedir. Bu noktadan olsa gerek Kur'an'a ‘Kavlullah’ değil ‘Kelamullah’ denilmektedir.
Demek hakikate dair kelimeler cerrahi müdahaleler gibi nefsi acıtmakta, kalpleri yaralamakta, mes’uliyetinin ağırlığını hisseden insanları ihtiyarlatmaktadır. “Emrolunduğun Gibi Dosdoğru Ol”[2] ilahi hitabın karşı Seyyidimiz Hz. Muhammed’in (a.s.m), “Sure-i Hud beni ihtiyarlattı”[3] sözü bu iddiaya delil olarak sunulmaktadır.
Kur’an’a mensubiyeti olan kelimeler, “Ezeli Yâre” müştak kalpleri kendine çekmekte, kelam-ı ilahinin cazibesine kapılan kalplerin Rahman’a vuslatı suhulet peyda etmektedir.
İnsan zihni kelimeler ile düşünmekte, kelime zenginliği vesilesiyle düşünce dünyamız derinleşmektedir. Yani kelimelerdeki zenginlik, düşüncede derinliği intaç etmektedir. İnsan-ı kâmil olma yolunda tefekkürün kıymetini idrak edenler, kelime tercihinin ve kelime zenginliğinin ehemmiyetini farketmektedir.
Müşterek bir lisan etrafında “fikri ve hissi” bir beraberlik tesis edemeyen milletler, hakiki bir vahdeti vücuda getirmekte müşkilat çekmektedir. Ortak bir lisan derdi bulunmayan cemiyetlerin, kendilerine ait bir medeniyet kurma iddiaları hayalden ötesine geçememektedir.
Bu yüzden, lisanın mahiyetine ve mensubiyetine sadakat elzemdir. “Dinin” değerini bilenler “dilin” değerini de idrak etmekte, geniş manaları uyduruk kelimelerin dar kalıpları ile ifade etmekten çekinmektedir.
Evet Evet! Mananın elbisesi hükmünde olan kelimeler, mananın ulviyetine ve kudsiyetine münasip giydirilmesi gerekmektedir. Uyduruk ve sığ kelimeleri ulvi ve kudsi manalara münasip elbiseler olarak giydirmek büyük bir hata olduğu düşünülmektedir.
Çünkü kelimeler zihnin temessülünden, lisanın aidiyetinden ve mana külliyetinden haber vermektedir. Lisan zenginliği düşünce derinliğine, düşünce derinliği amellere ve fiillere tesir etmektedir.
Bu milletin dini kabullerini tağyir etmek, İslamiyet ile olan bağlarını zedelemek için önce harflerin değiştirildiği bilinmektedir. Harfler ile kelimeler bize ait değilse, mana manzumesi zedelenmekte, fikri ve hissi aidiyetimizin izleri silinmektedir. Fikri ve hissi bağları kopan yahut zayıflayan ümmetin nazarlarını gayri İslami mahfillere yönlendirmek kolaylıkla gerçekleşmektedir.
Yüzlerce senelik İslami geçmişi bulunan bu aziz milletin, medar-ı iftiharı olan Kur’ani mefhumlar asırlar boyu bilgi naklini temin ile beraber; asılları Arapça ve Farsça olsa da, geçen zaman içinde kendi öz malımız olarak sahiplendiğimiz kelimeler yerine, uyduruk kelimeleri yazılarda ve konuşmalarda mebzul bir şekilde kullanmak, kendi medeniyetimizin önemini anlayamama hatasından neş’et ettiği düşünülmektedir.
Elhasıl; lisanın zenginliği mana manzumesinin sınırlarını genişletmekte, düşünce deryasının derinliğini intaç etmektedir. Kelimeler ve mefhumlar, mensubu oldukları bilgi mirasından, marifet deryasının muhtevasından haber vermektedir. Kelimelerde darlık, lisanda sığlık cemiyetleri iflasa sürüklemektedir. Uyduruk kelimeler ve sığ ifadeler ile tefekkür silsilesinde derinleşmek mümkün görünmemektedir. İstimal edilen kelimeler, mana derinliğine hizmet ettiği kadar kıymetlenmektedir.
Bu müslüman milletin lisanına indirilen darbe, dini esaslar ile şekillenmiş “milli birliğine” vurulmuş “derin bir darbe” olarak tarif edilmektedir. Lisan hassasiyetini kaybeden milletlerin asli hüviyetlerine kavuşma temennileri hayal olarak değerlendirilmektedir. Lisanda zenginlik tahakkuk etmeden, yani kelime hazinesi inkişaf etmeden, düşünce silsilesinde derinleşmek, hakikat seyahatinde istikamet üzere yürümek müşkilleşmektedir.
Her kelime bir nüvedir. Her nüve şecerine, her şecer semeresine hamiledir. Cüz'i hakikatini şecereye tebdil gayreti bulunmayan bir nüve, meyve vermeyen şecere kurumaya, manen mes’ul olup ateşte yanmaya sezâdır...
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.