Erdem AKÇA

Erdem AKÇA

Yazarın Tüm Yazıları >

Katılım bankacılığına dair bir müzâkere

A+A-

Bir arkadaşım, elindeki birikimi değerlendirme konusunda çeşitli sorular sordu. Hem ekonomist hem de ilahiyatçı kimliğime dayanarak yatımın meşru çerçevede nasıl olabileceğini öğrenmek istedi. Sorular ve sorulara verdiğim cevaplar şu şekilde:[1]

Bir şey danışmak/sormak istiyorum: Şu an katılım bankalarında yıllık yüzde 14, ING’de yüzde 24 getiri söz konusu. Yıllık enflasyon bu ikisinin arasında sanırım. Bu durumda/zamanda İNG, Yapı Kredi gibi kurumlarda yatırım yapmak câiz midir? Kuran’ın yasakladığı faiz tam olarak nedir?

Enflasyon, paranın alım gücünde azalmadır. Enflasyon, Hz. Peygamber (ASM) döneminde de vardı. Paranın alım gücünün azalması normal şartlarda yılda yüzde 2-3 civarında gerçekleşir. Ayrıca gerçek para, altın ve gümüşten üretilir. Bunlara sikke ismi verildiğini tarih biliminden öğreniyoruz. Bizim şu an kullandığımız kağıt para, ”bank note”tur (banka senedi) ve semboliktir.[2] Tarih boyunca hep altın ve gümüş gibi kıymetli metaller para yapımında kullanılmıştır. Paranın bir genel geçer değeri, bir de altın ve gümüşün kıt kaynak olmasından kaynaklanan maddi gerçek değeri olduğu için altın ve gümüş paralar daima değerli olarak kalmıştır. Şu anda 1 altın lira bizim değersiz metallerimizin ve kâğıtlarımızın cinsinden yaklaşık 1675-1725 TL ediyor.

Yatırım bankaları, normalde ticaret ile kâr elde edip pay dağıtırlar. Fakat piyasa çok zor duruma düşünce kâr elde edemezlerse zarar beyan ederek zarara da katılımcıları ortak yaparlar. Eğer bunu yapmazlarsa sistemleri sadece ”kâr payı ortaklığı”na girer. Bu ise faizin diğer adıdır. Kâr-zarar ortaklığı İslam’ın uygun gördüğü sistemdir. İNG bank gibi bankalar, doğrudan faiz kazancı olarak yüzde 24 veriyorlar, dediğiniz gibi... İNG bank, hiç bir zaman müşterisine zarar ettirmez. Katılım Bankaları ise, yüzde 14 kâr payı veriyor. Zarar ortaklığı da söz konusu...

Enflasyon ülkemizde normal değil. Spekülasyonlar söz konusu... İdeal ve fıtri enflasyon yılda yüzde 2-3'tür. Buna makro-iktisadda ”doğal enflasyon” adı veriliyor. Fakat olağanüstü durumlarda enflasyon rakamı yüzde 100 bile olabilir. Hz. Peygamber (ASM) döneminde yaşanan kıtlıkta enflasyon çok yükselmesine rağmen Hz. Peygamber (ASM) piyasaya müdahale etmemiş; bu hadisenin üreticiye bir rızık kapısı olduğunu beyan etmiştir. Enflasyonla Mücadele isimli makalemde detaylarını bulabilirsiniz. Hz. Peygamber’in müdahale etmemesi gösterir ki, kıtlık ve bolluk şeklinde enflasyonun yüksek seviyede dalgalanması da ekonomi ve ekoloji açısından olağan-üstülüğü içinde olağan bir haldir. Bu açıdan devletin müdahalesi fıtrî akışı bozacağı, kıtlık eliyle Allah’ın üreticiyi zenginleştirmesini engellediği ve bu bir hak ihlali olduğu için Hz. Peygamber (ASM) tarafından ”zulüm” olarak nitelendirilmiş ve müdahale yapılmamıştır.

Ekonomik şartlar çerçevesinde bakıldığında bütün zamanlar için ve günümüz için en sağlıklı teşebbüs, gerçek para olan altına, arsa ve sair gayr-ı menkullere yatırım yapmaktır. Bu durumda enflasyonun zararından kişi kurtulduğu gibi arz ve talebe göre dalgalanmalar olsa da bir kaç yıl içinde kazanç getirir diye görünüyor. Gerçek yatırım, uzun vadelidir. Kısa vadeli yatırımlar ve al-sat tarzı ticaret, ekonomik açıdan ip üstünde yürümek gibi risklidir.

Faiz, 5 TL borç verip karşılığında daha fazla rakam almaktır. Hatta Hz. Peygamber (ASM) farklı miktarda ve kalitede buğday ve hurma gibi şeylerin takasını da faiz saymıştır.[3] Bundan kurtulmak için takası caiz görmeyip rayiç bedel ve nakdî değere dönüştürülüp sonra satın alınmasını bir yol olarak göstermiştir. 5 kilo acve ile 5 kilo mebrum (Medine hurması) takasını reddedip 5 kilo acve mesela 400 TL'ye çevrilip sonra kilosu 50 tl olan 8 kilo mebrum satın alınmasını doğru görmüştür. Bu nakdî dönüşümün gösterdiği üzere acve hurması sahibinin takasta mağdur olduğu çok belirgindir.

Bazı kişiler enflasyonu bahane ederek faizi savunuyorlar. Enflasyonun çoğunlukla artı çıksa da kimi zaman eksi çıktığı görülüyor. Eksi çıktığı aylarda bankanın müşteriye faiz vermemesi bilakis kendisi paranın değeri arttığı için zarar ettiğinden dolayı müşterinin anaparasını düşürmesi gerekir. Oysa hiçbir banka müşterisi için bunu yapmıyor ve yapmaya kalkarsa müşterisi de kabul etmez. Din ve şeriat, göreceli bir durum üzerine, kesin hüküm vermez. ”Borçlanma ve Faiz” isimli makalemde bu konuları incelemiş ve ele almıştım.

3 sorum daha olacak:

1.) Sadece kâr varsa, zarar riski yoksa bu faizdir diyorsun ya… Örneğin ben 5 kişiden sermaye topladım. Farklı yatırımlarım olacak. Risk analizi yaptım ve bu analiz neticesinde zarar etme riskimi düşük gördüm. Sermaye aldığım 5 arkadaşa da kâr garantisi veriyorum. 5 kişinin sermayesinden bir tanesi zarara uğrasa da diğerlerindeki getiriyle onu telâfi etmeyi planlıyorum. Bu durumda hem kâr garantisi vermek hem de fâize bulaşmamak mümkün görünüyor, yanlış mı?

2.) Katılım bankaları kâr payı adı altında garanti kazanç veriyor diye biliyorum. Yani kâr-zarar ortaklığı değil. Hesaplama araçları bile var. 10.000 yatırırsan yılsonundaki paran 11.000 diyor mesela…

3.) BES konusunda ne diyorsunuz? Bende 2 tane var. Biri Kuveyt Türk’ten kendi yaptırdığım bir de çalıştığım şirketin bana sormadan yaptığı Aviva-sa’nın planı. Kuveyt Türk devlet katkısı dışında yüzde 10, diğeri yüzde 18 veriyor. Bunlarda da kâr-zarar ortaklığı yok. Kâr kesin.

Kâr-Zarar ortaklığı, ticaret mantığıdır. Bunun haricindeki bir ilana ve beyana dayanan ortaklık faiz sistemidir. Kaybetme ihtimali olmalı ki, kişinin tereddüdü olsun; kaybedebilmeli ki Allah kişinin nefsini ve bencilliğini bu şekilde terbiye etsin. ”Alma endeksli” algı, Cehennem mantığıdır. Yakarak, yıkarak ve yayılarak büyür. ”Hel min mezid” (Daha yok mu?)[4] diye mutlak bir hırsla sorar. ”Verme endeksli” algı Cennet mantığıdır. Bu açıdan Cennet, hayatımızdaki kadınlardan en verici olanı ile sembolize edilir: ”Annemiz.”[5]

Cevap 1) Bir sistem kişiye yüzde 99 kâr ihtimali gösterebilir. Hesabını da ona göre yapabilir. Fakat bu mevcut konjonktürel şartlara göredir. Eğer olağanüstü bir hal olsa, bütün herkes zarar etse, müşterisine başta vaad ettiği ”kesin kâr”dan dolayı kâr verirse kişinin bu kazancı faiz olur. Eğer vermese vaadine muhalefet ettiği için ona yalan yazılır. Kâr payı dağıtma ihtimali yüzde 100 dahi gözükse, sözleşme imzalanırken kâr-zarar ortaklığı şeklinde yapılmalı ki, faize girmesin ve yarın zarar oluştuğu zaman da kişiler şaşırmasın ve kaçmasın. Meşhur bir finans kurumu bu zarar ihtimali yayılınca dağıldı. Demek insanlar sırf kâr amacıyla işe girişmişler.

Cevap 2) Katılım bankaları farklı sektörlere yatırım yaparak, ticaret yapıyorlar; sonra hepsindeki kâr-zararı hesaplayarak kişiye bir dönüş yapıyorlar. Bir katılım bankasında çalışan yetkili bir arkadaş sistemin bu şekilde işlediğini anlatmıştı... Bu manada Katılım Bankaları bir ”holding” gibi ticari faaliyet göstermektedir diyebiliriz. Bilindiği üzere kriz zamanlarında dahi bazı sektörler kâr getirebilir. Katılım bankaları bütün ihtimalleri göz önüne alarak bir sektördeki zararı diğer sektörden kârla telafi ettikleri için zarar ihtimalini çok düşürüyorlar. Fakat külliyen zarar olamaz mı? Olur. O durumda ne yapacaklar?

Şeriat der ki: Zarar beyan edecek ve katılımcının sermayesini azaltacak... O durumda da eğer finans kurumu kâr veriyorsa, bu ”yalan beyan”a girer. Yalan ise hem haramdır, hem hukuken suçtur. Ayrıca verilen kâr oranı her ay aynı civarda ise bu şüphe uyandırır. Çünkü ticaret, mevsimler gibidir. Her mevsimin farklı güzelliği ve dalgalanması olur. Kârda dalgalanma olmaması yatırımın meşruluğu konusunda şüphe uyandıracak bir husustur.

Cevap 3): BES, kamuda zorunlu yapıldı. Hatta faizsiz fonlar üzerinden yapıldı. Fakat bir kamu çalışanı olarak sisteme dâhil edilsem de takva icabı olarak hemen çıktım. Çünkü Katılım Bankası da olsa, bütün bankalara faiz öyle veya böyle bulaşıyor. BES de buna dâhil... Önceki bölümde geçerli olan hususlar BES'de de aynen geçerlidir. Fonlar hep kazandırır mı? Elbette zarar ettiği durumlar oluyor. O halde zararı da yansıtılmalı. Fakat zararın yansıtılıp yansıtılmadığı kısmı meçhul… Bu konuda bir okuyucusunun sorusuna cevap olarak gazeteci yazar Noyan Doğan Bey şöyle der:

“BES katılımcıları, kendi birikimlerini kendi seçtikleri fonlarda değerlendirebilir, hatta senede 6 kere bu fonlarını değiştirebilir de… Ama devletin yatırdığı yüzde 25'lik katkının hangi yatırım araçlarında değerlendirileceğine sadece devlet karar verir. Buna göre de devlet katkısı fonlarının asgari yüzde 75'i Hazine tarafından ihraç edilen TL cinsinden borçlanma araçlarında, gelir ortaklığı senetlerinde ve kira sertifikalarında değerlendirilebiliyor.

Azami yüzde 25'i de TL cinsinden mevduatta, katılma hesabında, borsada işlem görmesi kaydıyla bankalar tarafından çıkarılan borçlanma araçlarında ve BİST 100 endeksindeki veya BİST katılım endeksindeki hisse senetlerinde değerlendirilebiliyor. Okuyucumun belirttiği gibi, emeklilik şirketine telefon açıp, ‘Kardeşim benim devlet katkısındaki birikimim eriyor. Şu fonu değiştirin' deseniz de şirketin yapabileceği bir şey yok, sizin de yapacağınız bir şey yok.”[6]

Bu durumlar göz önüne alındığında BES birikimine faiz bulaşmış oluyor. Çalışılan şirketin veya devletin yaptığı ve kişinin çıkmak isteyince çıkamadığı BES konusunda kişi mazurdur. Fakat inisiyatifin kişiye bırakıldığı yerde kişi halen kalmaya devam ederse dinî kurallara göre mesul olur.

Neden kâr-zarar ortaklığı sistemine bu kadar vurgu yapıyorum? Bunun sebebi şudur: Bir kişi elindeki sermaye ile bir işe girişeceği zaman 3 ihtimal var:

a) Sıfır zarar, hep kâr... Bu”fâiz sistemi”nin adıdır. Şeriata göre haramdır. (Riba)

b) Mutlak zarar, sıfır kâr... Bu sistemi ne beşerî akıl, ne şer'î düzen kabul eder. Şeriata göre de haramdır. (Tebzir ve Mutlak İsraf) (Bu konuda hadis var,”Ne zarara uğrayın, ne zarar verin.")[7]

c) Kâr ve zarar... Bu”ticaret”in adıdır. (Bey'- Alışveriş) Âyet der:”Ve ehallallâhu'l-bey'a ve harrame'r-ribâ[8] (Allah alış-verişi helal, fâizi haram kıldı.)

[1] Metni konuşma üslubundan yazı üslubuna dönüştürürken bazı kısımları tadil edip bazılarını ise açıkladım.

[2] İngilizce’de note, senet demektir.

[3] Dia,Faiz Maddesi.

[4] Kaf suresi, 30.

[5] Nesâî, Cihad, 6.

[6] https://tr.sputniknews.com/turkiye/201810191035738102-bes-devlet-katkisi-isletildigi-fon-zarar-ediyor/

[7] el-Muvaṭṭaʾ, “Aḳżıye”, 31; Müsned, I, 313; İbn Mâce, “Aḥkâm”, 17

[8] Bakara suresi, 275.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
4 Yorum