Erdem AKÇA

Erdem AKÇA

Kadına şiddet hakkında Kur’an ve Hadis ne diyor?

A+A-

Bu konuya dair bir hanım tarafından sorulan bir soruya verdiğim cevabın genişletilmiş hali aşağıdadır:

Selamun Aleyküm hocam,

Bankadan bir arkadaşım aradı. Şöyle bir soru sordu:

Nisa sûresinden 4 kadın ile evlenme ve söz dinlenmediğinde dövme gibi anlam çıkarıyorum. Gerçek manada hangi meal bunu bana izah edebilir, demiş. Bana sordu. Kız bankacı. Anlayacağı dilde nasıl izah etmek gerek?

Cevap: 4 kadın ile veya birden fazla kadınla evlilik bir emir değildir. Çeşitli şartlarda uygulanabilecek bir izindir. Mesela savaşlarda veya salgın hastalıklarda erkeklerin çoğu ölürse uygulanabilir. Dul kadınları koruma ve çocuklarına sahip çıkma amaçlı...

Veya devlet başkanı v.b. üst kademe kişilerin siyasi amaçla evlilikleri gibi... Peygamberimizin (asm) evlilikleri bu iki duruma uygundu. Mesela Ümmü Seleme (RA) ile evliliği, ilk duruma; Mustalık oğulları kabilesi reisinin kızı Cüveyriye bint-i Haris ile evliliği ikinci duruma uygundu. Bu iki şart yokken Hz. Peygamber (ASM) yaşlıca bir kadın olan Hz. Hatice (RA) ile 25 yıl tek eşli yaşadı.

Ayrıca ekonomik ve fiziksel gücü bir kaç kadına yetecek seviyedeki kişileri metres, dost tutma ve benzeri zinalardan koruyarak resmi ve hukuki bir kayıt altına almak için... Mesela bir futbolcunun 3-4 sevgilisi olup topluma kötü örnek olmaması için din, evlilik ile cinsel arzuyu kontrol altına alır. Çocuğu, cinselliğin varlık gayesi gösterir.

Bu durumlara kadının kısır olması, erkeklerin cinsel yönünün kadınlardan daha güçlü olması, cinselliğin çocuk ihtiyacından ötede zevk odaklı hale gelmesi, kültür ve gelenekler, toplumsal yapı gibi çeşitli sebepler de eklenince çok eşlilik bütün tarih boyunca insanlık dünyasında karşılaşılan sosyolojik, biyolojik ve doğal bir vakıa olarak karşımıza çıkıyor. Konuya göz yummakla, mesele çözülmüyor. Kur’an ve Hadisin terapi ve rehabilitesi ile mesele belirli ölçüler ve dengeler dahilinde olağan akışına kavuşturuluyor.

Kadın Fıtratı ve Aile İçi Düzen

Kadınlar yaratılışları gereği ya uysal veya âsi fıtratlı olurlar. Kadınların bazısı ise dengesiz ve ölçüsüz konuşma ve davranış sahibi olurlar. İstisna tipler ancak hafif-meşrep olurlar. Bu ve benzeri durumlarda ailede huzursuzluk çıkar. Bu noktada Kur’an Nisa suresi 34. Âyette şu şekilde 3 kademeli bir terapi uygular:

Söz ile ikaz ilk tedavi sahasıdır. Bu yöntem uzun bir süre devam eder. Eğer bu yöntem sonuç vermezse;

Yatağını ayırma ikinci tedavi aşamasıdır. Bu yöntem de uzun bir süre uygulanır. Süreler kadın ve erkeğin yapısına göre değişkenlik gösterir. Eğer bu yöntemden de sonuç alınmazsa diğer safhaya geçilir.

Sonraki adım, Kur’an’ın kullandığı “Darabe” fiilinin zâhir ve bâtın manasına göre 2 türlü anlaşılıyor[1]:

  1. Dövme
  2. Tamamen ilgisiz bırakma...

Hz. Peygamber’in (ASM) bildirdiği üzere “Herbir âyetin mânâ mertebelerinde bir zâhiri, bir bâtını, bir haddi, bir muttalaı vardır. Bu dört tabakadan her birisinin fürûatı, işârâtı, dal ve budakları vardır.[2] Bütün bu manalar haktır. Bu cihetten Hz. Peygamber (ASM) ilgili âyeti cismine vurma şeklinde değil, “ilgiyi tamamen kesmekle ruhuna darbe vurma” olarak te’vil etmiştir. Bu 2 mana içinde seven bir kadın fıtratı açısından tahammül edilmez olanı, ilgisiz bırakmadır. Hz. Peygamber (ASM) bu manayı tercih etmiştir. Dövme, problemin kaynağı olan hırçınlığı daha da artırır. Ayrıca dövme psikolojik olarak bir çeşit tepki ve ilgidir. Bu iki yönden dolayı çoğu kadın dövme ile tedavi olmazlar.

Tamamen ilgisiz bırakma ise, kadının kendi iç dünyasına dönmesi, kendisiyle yüzleşmesi ve hatalarını görmesi için en etkili yöntemdir. Duygusallık, kişiyi kör eder. Gerçeği göstermez. Kavgalar, duygusallaşmadır. Fakat sessiz ve sakin ortam, aklı çalıştırır ve düşünmeye zemin hazırlar. İlgisizliğin verdiği acı ise, kendini suçlamaya yol açar. Kendini suçlama ise, kusurlarını görebilme imkânı verir. Kusurunu gören bir kişi samimi şekilde özür diler ve kendine çekidüzen verir. Bu süreçle eşler barışırlar.

Kur'an’ı en iyi anlayan Peygamber Efendimiz'dir (ASM). Bütün hadis ve siyer kaynaklarınca sabittir ki, O hiçbir eşini dövmemiştir.[3] Fakat tedavi amaçlı olarak 1 ay dahi eşleriyle ilgiyi kestiği olmuştur.[4] Ve bunda da olumlu sonuç almıştır.

Fakat o dönem Müslüman erkeklerinin bir kısmı âyeti dövme olarak algıladılar. Kırık kol ile gelen kadınlar olunca Peygamber Efendimiz “Sizin hayırlınız kadınlarına/eşlerine en hayırlı olanlarınızdır”[5] diyerek dövmeyi yasaklamıştır.[6] Sonrası dönemde erkekler, kadınların çok küstahlaştıkları veya yapamayacakları taleplerde bulundukları yönünde sık sık şikâyete başladılar. Hz. Ömer (RA) bu genel problemi Allah Resulüne aktarır. Hz. Peygamber ilgili âyetin ifadesindeki izne dayanarak hafifçe dövmeye izin vermiştir.[7]

Tarihin her döneminde her toplumda bu tarz problemler olduğunun bir delili Hz. Eyyub (AS) kıssasıdır:

Sa’d suresi 41-44. Âyetlerde Hz. Eyyub’un (AS) hastalığı döneminde, eşinin ciddi bir yanlışı sebebiyle öfkelenerek “100 değnek vurma” şeklinde yemin ettiğine işaret edilir. Şifa bulduktan sonra Hz. Eyyub’a (AS) “100 sopa parçasından bir demet yaparak yeminini yerine getirmesi emri verilir.” Hz. Eyyûb’a (AS) yeminini yerine getirmesinin hatırlatılması fakat 100 farklı değnek yerine 100 küçük sopanın bir demet yapılarak vurulması şeklinde çözüm sunulması, yeminin sebebinin öfkeye dayandığını; fakat Nübüvvet gereği o yeminin yerine getirilmesi gerektiği, eşinin de hatasının cezasını çekmesinin lüzumunu o ayette görebiliyoruz. Hata, kişisel olmadığı için Allah affetmiyor, hatırlatıyor. Benzer bir hatayı Hz. Peygamber’in (ASM) eşlerinden Hz. Sevde (RA) yapar.

Hz. Sevde, ölen eşinin kardeşi Süheyl b. Amr'ı Bedir savaşı esirleri arasında ve elleri bağlı olarak görünce şöyle dediği nakledilir:

"Ey Ebâ Yezid! Kendinizi nasıl teslim ettiniz? Şerefinizle ölemediniz mi?" Hz. Peygamber bunu duyunca ona:

"Sevde! Sen Allah'a ve Rasûlüne karşı mı geliyorsun?" deyince Sevde:

"Ey Allah'ın Rasûlü! Seni hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, Ebû Yezid'i böyle görünce bunları söylemekten kendimi alamadım." cevabını verdi.

Bunun üzerine Hz. Muhammed (asm) Sevde'yi boşamaya niyetlendi, ancak Sevde ona:

"Ya Rasulallah, beni boşama! Merhameten nikâhında tut! Beni kaybolmakla yüz yüze bırakma." diye yalvardı.

Hz. Peygamber de onun bu ricasını kabul etti.[8]

Bu vakada da gördüğümüz üzere Hz. Peygamber’in (ASM) eşlerine karşı kişisel uygulaması “ilgiyi tamamen kesme” şeklindedir. Fakat her erkek Onun kadar sabırlı ve her kadın da peygamber hanımları kadar saygılı olmuyor. İş insanda bitiyor.

Bu açıdan Kur'an aile bütünlüğü için her türlü ihtimali ve karakteri nazara alarak konuşuyor.

İlginin tamamen kesilmesine rağmen düzelmeyen bir ilişki ya erkeğin tahammülüne kalır veya boşanmaya varır. Boşanmadan ise, Allah razı değildir.[9] Çocukların ve tarafların ruh ve beden sağlığı için… Fakat Allah imtihan gereği boşanmaya izin verir.

Hadislerde Kadınlara Karşı Muamele Prensipleri

Bu konuda hem bir eş olarak, hem bir kanaat önderi olarak, hem sosyal problemlere karşı hassas bir insan olarak Hz. Peygamber’in (ASM) çok sayıda ve çeşitli tavsiye ve emirleri vardır. Önemlilerinden bazıları şunlardır:

“Kadınlara ancak kerîm olanlar ikrâm ederler (değerli olanlar değer verirler); onlara kötülük edenler ise leîm (kötü) kişilerdir.”[10]

“Kadınların haklarını yerine getirme husûsunda Allâh'tan korkunuz! Zîrâ siz onları Allâh'ın bir emâneti olarak aldınız.”[11]

“Sizin en hayırlınız, ehline karşı en iyi davrananızdır. Ben âileme en iyi olanınızım.”[12]

“Mü'minlerin iman bakımından en kâmil/olgun olanı; ahlâkı güzel olan ve âilesine nâzik davranandır.”[13]

“Eşlerinize yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin, sakın onları dövmeyin ve onları incitecek çirkin sözler söylemeyin.”[14]

“En güzel dünya nimeti, insanın sahip olabileceği nimetlerin en hayırlısı: Zikreden dil, şükreden kalp ve insanın iman doğrultusunda (Müslümanca) yaşamasına yardımcı olan kadındır.”[15]

“Bir mü'min erkek, bir mü'mine kadına buğzetmesin. Çünkü onun bir huyunu beğenmezse başka bir huyunu beğenir.”[16]

Aile Hayatı Konusunda Hz. Ömer (RA) Örneği

Hz. Ömer (RA) sahabeler içinde mizacının sertliği ile bilinen bir şahıs... O, Medine’ye hicret ettiğinde Ensar’dan Âsım bin Sâbit’in kız kardeşi Cemile ile evlenir. Ondan Âsım isimli bir çocuğu olur. Ailede zaman zaman problem baş gösterir. Bir gün Hz. Ömer, Resûlullah'ın (aleyhissalatu vesselam) huzuruna gelip:

-"Yâ Resûlallah! Cemîle bint-i Sabit'e yanağını yere yapıştıracak şekilde vurdum. Çünkü benden, gücümün yetmediği bir şeyi istedi " demiştir. Sonrasında boşandılar.[17]

İnsan kişiliğinin zaman içinde değiştiği ve geliştiği gözle görünen bir hakikattir. Kişilik, ahlaktır. Ahlak mükemmelleştikçe, aile içi ilişkiler sabır, tahammül, müsamaha ve rıfk üzere bir akış kazanır. Bu noktayı Hz. Ömer’in (RA) aile hayatının sonraki yıllarında görebiliyoruz. Resûl-i Ekrem’den (asv) kadınları dövme iznini bizzat aldığını gördüğümüz Hz. Ömer’in (ra) bu konuda nasıl davrandığını büyük âlim Zehebî, şöyle anlatır:

Hz. Ömer'in hilâfeti zamanında bir adam, davranışlarını beğenmediği karısını şikâyet etmek üzere halifenin evine gelir. Kapının önüne oturur ve Hz. Ömer'in çıkmasını bekler. Derken içeriden bir gürültü kopar. Hz. Ömer'in hanımı koca halifeye bağırıp çağırmakta ve fakat Hz. Ömer ağzını açıp da karısına tek kelime söylememektedir. Bu hâli gören kapıdaki zavallı boynunu bükerek: "Bütün şiddetine ve sertliğine rağmen, üstelik Mü'minlerin Emiri iken Ömer'in hâli böyle olursa, benim derdime nasıl çâre bulabilir?" diye düşünür ve kalkıp giderken Hz. Ömer dışarı çıkar. Adamın arkasından:

-"Hayrola, derdin neydi?" diye seslenir. Adam da der ki:

-"Ey mü'minlerin emiri! Karımın kötü huylarını ve bana olan saygısızlığını şikâyet etmek üzere gelmiştim. Senin karının da sana karşı olmadık sözler söylediğini duyunca vazgeçip geri döndüm ve kendi kendime: “Mü'minlerin Emiri karısıyla böyle olunca, benim derdime nasıl devâ bulacak?" dedim. O zaman Hz. Ömer (ra) adama şunları söyledi:

-" Kardeşim, karımın benim üzerimdeki hakları sebebiyle ona katlanmaya çalışıyorum. Zira o benim hem aşçım, hem fırıncım, hem çamaşırcım, hem de çocuklarımın sütannesidir. Halbuki o bütün bunları yapmak zorunda değildir. Üstelik gönlümün harama meyletmesine engel olan da odur. Bu sebeple onun yaptıklarına katlanıyorum."

Bu sözleri duyan adam:

-"Ey Mü'minlerin Emiri! Benim karım da aynen öyle" dedi.

Bunun üzerine Hz. Ömer (ra) adamı:

"Haydi kardeşim, karına katlanmaya bak! Hayat dediğin göz açıp kapayana kadar geçiyor!" diye teselli etti.[18]

İmtihan Hakikati ve Karı-Koca İlişkisi

Aile hayatı bir imtihandır. Kadın ve erkeğin bir birlerine ebedî eş ve ruh ikizi olup olamayacakları konusunda bir ispat yolculuğudur. Bu imtihanda 4 durum oluşur. Kur’an örneklerle bu 4 durumu şöyle ifade eder:

1) Kadın-erkeğin her ikisi de hayırlıdır. Muhabbet ve merhamet çerçevesinde kaynaşırlar. Ruhen birleşirler. “Kadın ve erkek bir bütünü tamamlayan iki eşit parça gibidir”[19] hadisinin bildirdiği üzere… Hz. İbrahim (AS) ve Hz. Sare (RA) gibi…[20]

2) Kadın hayırlıdır; erkek şerlidir. Kadın, Cennet’e gider. Erkek, Cehennem’e düşer. Birbirlerini ebedî kaybederler. Firavun ve mümine hanımı Hz. Asiye ilişkisinde olduğu gibi…[21]

3) Kadın şerlidir; erkek hayırlıdır. Kadın, Cehennem’e düşer. Erkek, Cennet’e gider. Birbirlerinden ayrılırlar. Peygamberlerden Hz. Nuh ve Hz. Lut (Aleyhimesselam) ile inançsız hanımları gibi…[22]

4) Kadın ve erkeğin her ikisi de şerlidir. Birbirlerinin ateşlerini artırırlar. Birbirlerini Cehennem’e çekerler. Ebu Leheb ve hanımı Ümmü Cemil Sahre bint-i Harb el-Emeviyye gibi…[23]

Bu 4 durumdan sadece ilk durum ebedî mutluluğu ve ruh birliğini sağlar. Diğer 3 durumda ise ayrılık kesindir. Bu 4 durumu, gereklerini ve aile kurulmasında dikkat edilecek ana hususu Said Nursi şöyle ifade eder:

“Şer’an (İlâhî hukuka göre) koca, karıya küfüv (denk) olmalı, yâni birbirine münâsib olmalı. Bu küfüv ve denk olmak, en mühimmi diyânet noktasındadır.

Ne mutlu o kocaya ki; kadınının diyânetine bakıp taklid eder, refikasını hayat-ı ebediyede kaybetmemek için mütedeyyin olur.

Bahtiyardır o kadın ki; kocasının diyânetine bakıp “Ebedî arkadaşımı kaybetmeyeyim” diye takvâya girer.

Veyl (yazıklar olsun) o erkeğe ki; sâliha kadınını ebedî kaybettirecek olan sefahete (günahlara) girer.

Ne bedbahttır o kadın ki; müttaki (takvalı) kocasını taklid etmez, o mübârek ebedî arkadaşını kaybeder.

Binler veyl (yazıklar olsun) o iki bedbaht zevc ve zevceye ki; birbirinin fıskını ve sefahetini (emre itaatsizliğini ve günahını) taklid ediyorlar. Birbirine ateşe atılmasında yardım ediyorlar!”[24]

[1] Nisa suresi, 94 ve 101 ile Mâide suresi, 106 âyetlerinde DARABE kökü “fî ” harfi cerriyle, bir yerden uzaklaşma, yolculuk yapma manasında kullanılmıştır. Aynı kök bilinen manası olan “vurma ” manasıyla Enfal suresi, 12 ve benzeri âyetlerde kullanılmıştır. Fakat uzaklaşma manasıyla Nisa suresi içinde iki âyette kullanılması, sure içi tefsir manasında bâtınî anlamaya dair bir yön gösterme bulunduğunu gösteriyor diyebiliyoruz. Yani 34. Âyetin tefsirinin anahtarı aynı surenin 94 ve 101. Âyetlerde saklı…

[2] bk. İbni Hibban, Sahih 1:146; el-Münavî Feyzü'l-Kadîr, 3:54, Ebu Yâ'lâ, el-Müsned 9:287; et-Taberânî, el-Mu'cemü'l-Evsat 1:236. Bu hadis, bir konuyu ihata etmek için gerekli 4 boyutu bilmeyi ifade eder: “Evvel (Muttala veya Matla, Doğuş), Had ( Âhir, Son Sınır), Zâhir ve Bâtın… ” Bir meselenin bu dört yönü bilinince o meseley kuşatılmış ve gerçek manada bilinmiş olur.  ( Hadid suresi, 3)

[3]10 yıllık eşi Hz. Aişe (RA) der ki: “Hz. Peygamber (ASM) hayatı boyunca hiçbir hizmetçiyi dövmemiş, hiçbir hanımına tokat atmamış, hiçbir kimseye eliyle vurmamıştır. ” (İbn-i Mâce, Nikâh, 51.)

[4] 1 ay bütün hanımlarıyla ilgiyi kestiği “İ’la vakası ” na dair bilgileri, Buharî, a.g.e., c. 7, s. 230; Halebî, İnsanü’l-Uyûn, c. 3, s. 406 aktarıyor.

[5] Tirmizî, Rada, 11.

[6] Ensar’dan Sâbit bin Kays bin Şemmas, eşi Cemile bint-i Abdullah bin Übeyy’in bir tartışma esnasında kolunu kırmıştır. Kardeşi Abdullah’ın şikâyeti üzerine Hz. Peygamber (ASM) onları boşamıştır. ( Nesâî, Talak, 53 )

[7] Kadın-erkek ilişkisinde kültürel ve toplumsal yapının farklılığını, farklı kültürlerin bir birini etkilemesini Hz. Ömer’in (RA) şu sözü net gösterir: “Biz muhacirler kadınlarımıza hâkimdik, sözümüzden çıkmazlardı. Medine'ye gelince gördük ki, Medine'nin yerli kadınları kocalarına hâkim durumdalar, bu defa bizim kadınlarımız da onlara benzemeye, onlar gibi davranmaya başladılar. ” ( Buhârî, Nikâh 83; İbn Âşûr, V / 412 ).

[8] İbn-i Hişam, es-Sîretü’n-Nebeviyye.

[9] Ebu Davud, Sünen, Talak: 3. H. No: 2177. İbn Mace, Talak: 3. H. No: 2018.

[10] İbn Mâce, Edeb 3; Ebû Dâvud, Edeb 6, Rikak 22, İ'tisâm 3; Müslim, Akdiye 11

[11] Sahih-i Müslim.

[12] Kütüb-i Sitte, c. 17, s. 214

[13] Nesâî, Işretu'n-Nisâ, 229; Tirmizî, İman hadis no: 2612

[14] Ebu Davud, Nikak, 40-41

[15] Tirmizî, Birr, 13.

[16] Müslim, Radâ' 61, hadis no: 1469.

[17] Nurgül Dere, Hanım Sahabîler, Kayıhan Yayınları, İstanbul, 2019.

[18] Zehebî, el-Kebâir, s. 179.

[19] Ebu Davud, Taharet, 94.

[20] Hud suresi, 71-73.

[21] Tahrim suresi, 11.

[22] Tahrim suresi, 12.

[23] Tebbet suresi, 1-5.

[24] Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, 24. Lem’a, 2. Hikmet.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
16 Yorum