İsmail BERK
Kastamonu Lahikası’nda hitap kavramları ve inşası
Kastamonu Lahikası’nda ilk etapta 17 mektubun hitap başlığında tek bir sıfat değil, bir “muhataplık modeli” söz konusu. Bediüzzaman sadece “Kardeşlerim” demiyor. “Aziz kardeşlerim” derken, bazen kuvvetli takviye hitaplarla “Aziz, sıddık kardeşlerim” diyor. Bazen de tefekkürün şefkat yansıması olan daha kuşatıcı “Aziz, sıddık, mübarek kardeşlerim” hitabında bulunuyor. Sonra kardeşlik halkasını hizmet kapasitesiyle genişletiyor: “...hizmet-i Kur'âniye'de kuvvetli... arkadaşlarım.” muhataplığındaki kardeşliğin iman bağını ve müminlik ruhunu arkadaşlıkla faaliyet, sorumluluk ve iş bölümüne dönüştüren konumlandırma yapıyor.
Devamında böylesi kutsi bir hizmetin yeterlilik ve yetkinlik isteyen meziyetlere atıf yaparak dua ve takdir yüklü şefkatten şevke ve teşvike giden bir güven ve itimat aşısı olarak “...ihlaslı ve kuvvetli ve şanlı arkadaşlarım” ile tesanüdü taçlandırıyor.
Bu hitapları “mektup selamları” olarak görmek, ardındaki mesajları anlamamızı gölgeler. Bunlar aynı zamanda muhatabı tanımlama cümleleridir. Mektubun konusuna göre fıtratlarına uygun gereklilikler bağlamında aşamalı olarak içeriğin kiymeti ile muhataplık kazandırıyor. Kişiyi konu ile buluşturup sahiplenici bir sorumluluğa ortak ediyor.
“Arkadaşlarım” hitabı ise 5/17 oranında kullanılmış.
“Arkadaş” ifadesi ise başka bir boyut getiriyor.
Daha önce belirttiğimiz gibi, “Kardeş” öncelikli ontolojik/manevî yakınlık ifade ederken; “arkadaş” aynı yolda birlikte yürüyen kişi anlamını kuvvetlendiriyor. Bu nedenle “kardeş + arkadaş” ikilisi aslında çok güçlü bir ilişki modeli oluşturuyor. Kardeşliğin iman ve aidiyet şuuru, arkadaşlığın ortak hareket/görev sorumluluğu ile tamamlanıyor.
Kardeş” ve “arkadaş” arasındaki kritik fark
Bu iki kelime özellikle incelenmeye değer. “Kardeşlerim” hitabı ilk 20 mektubun 17’sinde kullanılmış. “Kardeş” biyolojik bir akrabalık bildirmekten ziyade burada manevî ontolojik yakınlık kuruyor. Mümin kardeşliği söz konusu. İman bir intisap/bağ olduğuna göre, nurani bir ağ oluşturuyor aynı zamanda. Kardeşler arasındaki nurani bağın sırren tenevveret metodu ile mektupların yayımı tedbir ve tebliğ içinde gerçekleşiyor. ‘Müminler kardeştir.” ilahi hükmünü sahaya aktif diyalog ve paylaşımlarla taşıyor. Böylece
Ben ve siz, üst ve alt hiyerarşik ilişkileri yerine kardeş ve kardeş eşitliği ve mülakiliği, göz hizasında bir muhataplığın mektuplaşma dili ve dokusu kuruluyor. Bu çok kıymetli bir iletişim tercihidir. Çünkü konuşan kişi bilgi ve yaş bakımından veya manevi otorite bakımından daha yüksek bir konumda olsa bile, hitap biçimi hiyerarşiyi yumuşatıyor, farkı müşfik bir mürşit sıcaklığına bırakıyor. Mektupların canlı hissiyatı buradan kaynaklanıyor. Muhatabına bilgi ve haber değil, mana ve ruh yansıtıyor.
Neden 15 defa “Aziz” deniliyor?
Hitabların başında “Aziz” denilmesi, muhatabın önce değerini tanıma, sonra ona bir şey hatırlatma/anlatma şeklinde bir iletişim etiği oluşturuyor.
Önce muhatabın kıymeti tanınıyor, sonra mesaj veriliyor. Bu pedagojik açıdan son derece önemlidir. Modern iletişim diliyle “Önce değersin, sonra senden beklenen var.” aktarımı var.
Bu, özellikle irşad dilinde yargılamadan, onurlandırıcı bir başlangıç meydana getiriyor. Duygu ve düşünceyi iklimlendiriyor, zihni hazırlıyor. İhzariye oluyor.
“Sıddık” neden 13 defa?
Çünkü en önemli kavramsal düğümlerden birisidir. Adeta bir omurganın hareket mafsalıdır.
“Aziz” daha çok değer boyutunu, “kardeş” ilişki boyutunu, “sıddık” ise karakter ve epistemik güvenilirlik boyutunu taşıyor. Bu üçlü yapı, son halkada sadakat ve hakikate aitlikle taçlanıyor.
Muhatapla bütünleşen ve aşamalı artan hitaplar değer, yakınlık ve güven inşa ediyor.
Bu irşad ilişkisi güçlü bir iletişim zemini oluşturur. Böylece Bediüzzaman’ın hizmet arkadaşlarıyla kurduğu “Müfritane irtibat” ilkesi yaşanıyor.
“Fedakâr – sebatkâr – sadık – vefakâr” katmanı
Bu kavramlar hususiyet ifade eden seçilmiş sıfatlardır. Bir hizmet insanı karakterolojisi olarak okunabilir. Bir davranış zinciri görüyoruz: Fedakârlık, devamlılık, hakikate bağlılık ile vefa silsilesi birbirini tamamlıyor. 360 derece ihlas bu olsa gerek.
Bu açıdan Kastamonu hitapları sadece “iltifat” değildir. Muhataba aynı zamanda bir ideal benlik modeli sunmaktadır. Ene’yi, bir “vahid-i kıyasi” ile “kıyas-ı binnefs”ten ayırıyor.
Başka bir ifadeyle “Sen kimsin?” sorusuna hitap üzerinden cevap veriliyor.
Hitaplardaki kapasite dili “Kuvvetli – çalışkan – muktedir – dirayetli-metin-sebatkar”
Bu kavramlar kümesi, hizmet insanlarının alt yapı ve potansiyel kriterlerini ortaya koyuyor. Birer ehliyet/liyakat şartı. Sorumluluğun ve görev ifa etmenin olmazsa olmaz dayanıklılık zemini. Sabır ve psikolojik mukavemet buna göre fıtri bir istikrar kazanıyor. Bu sıfatlar, sırasıyla güç, emek, yapabilme, muhakeme ve yönetme, metin, süreklilik tanımlarıyla işaret ettiği kapasiteyi göstermektedir.
Görüldüğü gibi hitapların önemli bir bölümü: “Sen iyi bir insansın” demekle yetinmiyor; “Sen bu hizmeti yapabilecek kapasitedesin” mesajını da veriyor.
Ayrıca hakikate muhataplıkta modern bilimlerin bu mektupların anatomisindeki bütünlük ve sistemden öğreneceği çok şey var. Modern liderlik ve eğitim literatürü açısından ayrıca araştırılmaya değer bir konu. Yönetişim, öğretişim, iletişim vs. Dilerim zamanın ve nur aşıklarının kabiliyeti bunları şerh ve izah eder.
“Hizmet-i Kur'âniye ve imaniye” hitabın görev eksenidir
İlk dört ve sonraki bazı hitaplarda görülen hizmet-i Kur'âniye ve hizmet-i imaniye ifadeleri, sıfatların nereye yöneldiğini belirliyor. Potansiyeli hedefe doğru ittifak-ı vazife” disiplini ile sevk ediyor.
İttifak, grup aidiyeti, cemaat disiplini, faaliyet bütünlüğü ve tutarlılığı; ittifakla ve fıtrat kanunlarına uygun samimi, şahsiyetini merkeze koymayan ve meylüttefevvuk ile sürekli kendi çarkını kurmaya yeltenen mizaçlardan uzak bir hassasiyetle mümkün olabilir. Belki de en zayıf noktamız bu. Hiçbir gayret ve fedakarlık, fıtratın hak etmediği imkan ve imtiyazı vermemeli. Hiçbir vazife ve ehliyet, fedakarlık avantajı sağlanarak kifayetsizlikle takas edilmemeli. En uygun fıtratı harekete geçirmek zaman alsa da,-ki bunu da farklı fıtratların hedef ortaklığına dayalı mütenesanit heyetleri ile yapılmalı- herhangi bir hareket haline fıtrat bina edip günü ve işi kotarma pratikliği ve operasyonal beceri rutinliğinden çok daha doğru ve hakikatlidir. Yani, gayret fıtrat sınırlarında ve üçüncü kişilerin tenkit ahlakı ile onaylanmış rızası ve topluluk vicdanında tereddüde mahal vermeyen en işe yarar fıtrat sınırlarında hareketi tanımlanmalı, aksi halde hareketine fıtratsız bir gayret yükleyerek kendince dikey grup hiyerarşisi içerisinde mikro keyfilikler geliştirir. Toplumda veya cemaatte güven ve itibar inşası ve tarafgirlik psikolojisi yerine hakkaniyet kabulüne dayalı ittihad zemini bu insaf ve şefkatle mümkün.
Müdebbir ruhlu ve rükün mesabesinde fıtrat-muhakeme ve istihdam tanımı yapılabilen şahsiyetlerle şahs-ı manevinin rızaya dayalı ekip vicdanı ile hakiki iş bölümü tensip edildiğinde inkişaf ve inşirah kalplerde birer fidanlık olur, tohumlar meyve verir.
Bunun için yeni nesil muhataplığına uyum sağlamamız ve onlara sorumluluklarımızı acilen devretmemiz ile kişileri merkezden çıkarıp fıtratı ve liyakati merkeze koyarak şahsımızı ve tahakküm mizacını geri çekerek, engel olmadan nelerin değişebileceğine, fütuhatın nasıl nurani elektrik şalterleri gibi yer yüzünü nurlandıracağına bizzat şahit olabiliriz. Her kesin fıtrat dili ile kendine mahsus bir hususiyet ve sınırlama ile ortak havuza aktığı birer enerji santralı olunur. Bir fabrikanın çarkları gibi sadece kendi çarkının limit ve sınırlarında eşit ve muavin bir vazife şuuru ve ahlakını, ihlasını ve tamamlayıcılığını bir irade ve davranış beyanı ile yenilediğimiz takdirde acz-fakr-şefkat-tefekkür iklimi yeni inkişafları sırren tenevveret ile aleme hissettirir.
Erbabı ile müzakereye açık ve insafla üzerinde şahs-ı manevi sistemi bağlamında interdisiplin içinde mütesanit heyetlerle taksim’ül A’mal tarzında çalışılabilir. Bu tartışma bir davettir.
Desise-i şeytaniye, hücumat-ı sitte, uhuvvet, ihlas, 23.söz, zindan-ı atalet ve şahs-ı manevi, sistem ve fıtrat konuları birlikte harmanlanarak Yeni Nesil İnşa sistemi ile tecdid üstadı bir mücedditle yenilenebiliriz. Yenilenme dinamikleri ise ayrı bir mevzu.
Bu vesileyle hitap kavramları inşası gerektirecek yoğun yeni inkişaflar da mümkün.
Sonuç olarak; Aziz → değer, sıddık → karakter, kardeş → ilişki, arkadaş → birliktelik, kuvvetli / çalışkan / muktedir → kapasite, hizmet-i Kur'âniye → görev şeklinde birbirini besleyen anlam ve uygulama basamakları inşa edilebilir.
Hitapların “Değer-Aidiyet-Karakter-Kapasite-Görev” zinciri içerisinde süreçlerin etkileşimi ve sürekliliği ile bir model çalışılabilir. Bu, ileride çok daha sistematik bir “Risale-i Nur'da muhataplık modeli” olarak kavramsallaştırılabilir.
Bir sonraki yazıda Kastamonu Lahikası ilk 50 mektubunu hitap analizleri ile anlamaya devam edelim inşallah.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.