İsmail BERK
1970’lerin Urfa’sı-1 Gündelik Hayatın Doğal Ekolojisi
(Şanlıurfa, bir kaç gündür kar bereketinde evde zorunlu misafirken, evcil hayata bir nostalji yapalım. Ömrünün yarısı gurbette geçmişliğin, iki hafta önce uzun bir aradan sonra tazelenen Urfa buluşmaları ile bu yaşanmışlığa bir yolculuk oldu...)
1970’lerin Urfa’sında hayat fazlasıyla doğaldı. Sabah kahvaltısı fırından alınan “tırnaklı ekmek” ile sıcak ve taze, ince sayılan pide ile yapılırdı. Ev yemekleri için birkaç ay yetecek ev ekmeği dediğimiz saçta yufka ekmek, imece usulü komşularla birlikte avlulu evde yapılırdı. Mutfaktaki tel dolapta çiğköfte malzemeleri bulunur, bir kısmı zahire denilen kuru ve soğuk bodrum ortamında saklanırdı. Çiğköfte için her zaman nöbete hazır malzeme ve ekipman mümkündü.
Etin, taş üstünde ahşap tokmakla dövülüp, yağlı damar/sinirlerin alınması; sürekli bir elde tokmak bir elde bıçakla etin eşit dövülmesi için çevrilmesi incelik isteyen bir maharetti.
Aile hayatı avluda şekillenir; mahrem alan gökyüzü ile buluşurdu. Gerektiğinde dam kullanılır, yazın sıcaklığında gökyüzü buluşmalarıyla sırtüstü uzanılır; yıldızlara dalan ve onları sayan hayallerin boyutsuzluğunda sağa dönüp yanağını avucunun içine alarak duayla uyunur, rüyalara geçiş yapılırdı.
Yerde ya da sedirde kurulan bu hayatın kendine özgü bir ekolojisi vardı. Sabah namazının, ezanın habercisi erken öten hayvanlar bu döngünün parçasıydı.
Kadınlar çarşaflı, yeni başlayan mantolu ya da tam tesettürlü; bol giyimli köy kıyafetiyle mahremdi. Kapılar büyüktü ve içinde açılan ikinci küçük kapı bulunurdu. Yaşına, konumuna ve evle ilişkisine göre tokmak çaldığında fark edilen; ona göre kapının mahremiyet ölçülerinin yaşandığı bir karşılama edebi vardı.
Sıra geceleri vardı. Ortak paydanın farklı versiyonlarında; aralarında oluşan öznel ve nitelikli bağa göre arkadaşlıklarını, dostluklarını ve sosyal hayatın toplumun gündemine duyarlı muhabbet sofralarını kurarlardı.
Katılımcıları sabit, alışkanlıkları belliydi; gelenekleri harfiyyen kültür kodlarında yerleşmiş bir sohbet, hal-hatır ve haftanın günceline dair bir irfan ortamıydı. Sıralı olduğu için “sıra gecesi” denirdi.
Menü standarttı. Çiğköfteyi usta beylerden biri yoğururdu, tamamen erkek meclisiydi. Sıra sonunda herkes eşine çiğköfteden ikram götürürdü. Çayı, mırrası, meyvesi, kadayıfı ile çiğköftenin nevalesi önceden planlanmış; ev sahibinin sırasını beklerken itinayla hazırladığı bir gece programıydı.
Misafir, ortak izin ve önceden bilinerek çağrılabilirdi; tanımlı ve konumu belirlenerek davet edilirdi. Onun dışında muhabbetin, mahrem konuşmaların ve beraberlik hukukunun getirdiği rahat, esprili, latifeli ve hikmet dolu resmiyet dışı kaynaşmanın konforu ve sevinci esastı.
Sıra geceleri sayılmayacak kadar kategorik, dönemsel veya fonksiyonel türlere sahipti. Akrabalık, asker arkadaşlığı, meslektaşlık, kültür veya sanat ekipliği/takımı, komşuluk ve yakın çevre, ticari ve sektörel beraberlik, fikir ve cemaat yakınlığı, hususi dostluklar, okul arkadaşlığı, siyasi ve sosyal uyumluluk gibi mikro planda sayısız, değişken, yenilenen ve sürdürülen sıra geceleri vardı.
Yaş, statü, ihtiyaç ve istek ile sosyo-ekonomik düzey ve ilim-irfan ahengi taşıyan bu yapılar; mikro organizmalar gibi şehrin sosyal dokusunu işleyen, organize eden, bütünleyen; kültürel transferin geçişini, iletişimini ve sosyal zekâsını barındıran birer kent okulu gibiydi.
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.