Mesut ENDER-ARAŞTIRMALARIN DİLİ

Mesut ENDER-ARAŞTIRMALARIN DİLİ

Irkçılık ve ayrımcılık bizim neyimiz olur?

A+A-

Öğretmen Jane Elliott’ in Muhteşem Deneyi

Olay Amerikalı bir öğretmenin 60'lı yıllarda Amerika'da ırkçı faaliyetlerin zirve yaptığı dönemlerde, öğrencilerine yaptığı bir deneyi içeriyor.

Jane Elliott, beyaz, ırkçı ve muhafazakar Amerikalıların yoğunlukta olduğu Iowa eyaletinde bir kasabada öğretmenlik yapmaktadır.

O dönem sınıfta yaptıkları bir etkinlik dolayısıyla her ay bir kahraman seçiyorlar; o ayın kahramanı ise Martin Luther King’dir.

Martin Luther King Jr., 1955'ten 1968'deki suikastla öldürülmesine kadar Sivil Haklar Hareketi'nin en görünür sözcüsü ve lideridir. Aynı zamanda bir Afro-Amerikan Baptisti ve ateşli bir aktivistti.

Elliott’un sınıfındaki bu kahramanlık seçiminden kısa bir süre sonra ise Martin Luther King öldürülür. Dolayısıyla toplumda tartışıldığı gibi, ertesi gün sınıfta Elliott’un sınıfında da konu açılıyor ve öğrencilerin nabzını ölçmek isteyen öğretmen onlara siyahiler hakkında sorular soruyor.

Sürpriz olmadığı şekilde, genel olarak zencilerin pis, aptal, tembel insanlar olduğu fikirleriyle karşılaşıyor Jane Elliott.

Bu durum karşısında öğrencilerine ırkçılık ve ayrımcılığın ne kadar kötü olduğunu anlatmak üzerine bir sosyal deney yapmaya karar veriyor.

Elliott biliyor ki, bu öğrenciler, yaşadıkları kasabadakilerin tamamen beyaz olmaları ve o zamanın iletişim araçlarının da bu denli yaygın olmaması nedeniyle, televizyon dışında belki de hiç siyahi insan görmedikleri gibi, bu kötü düşüncülerinin tek sebebi yaşadıkları bu küçük kasaba çevre ile içinde doğup büyüdükleri ailelerinin tutumları olduğunu düşündü.

Elliott bu durumu nasıl değiştireceğini hayal ediyor ve sonunda bu tutumu değiştirmek için bulduğu yol ise bir sosyal deney yapmak oluyor.

Jane Elliott, ertesi gün, öğrencileri kahverengi ve mavi gözlü olanlar olmak üzere ikiye ayırıyor, kahverengi gözlü olanların kollarına bir bant yapıştırarak, bu gözü kahverengi renkte olanların daha zeki olduğunu söylüyor.

Mavi gözlü öğrencilerin aptal, tembel ve kahverengi gözlü insanlara göre daha geride olduklarından dem vuruyor.

Hatta daha da ileri gidip, kahverengi gözlü öğrencilere, mavi gözlülerle arkadaşlık yapmamalarını tavsiye ediyor.

Tüm bu iddiasını öğrencilere inandırmak için birkaç bilimsel veriden bahsediyor, tabii ki uydurma olarak.

Bunun üzerine fark ediyor ki, sınıftaki başarısız kahverengi gözlü öğrencilerin derse katılımı oranı, ödevleri daha düzgün yapma ve sınıfta özgüveni artarken, en başarılı mavi gözlü öğrenciler bile geride kalmaya başlıyor.

Ders aralarında kahverengi gözlü öğrenciler mavi gözlü arkadaşlarını aralarına almayıp, onların başarısız ve aptal insanlar olduklarını söylüyorlar.

Hatta birkaç kız öğrenci, aralarına aldıkları mavi gözlü bir kızı darp bile ediyorlar.

Tabii bu kadar reaksiyonu öğretmen Jane Elliott bile beklemiyor.

Hemen ertesi gün, dünkü iddiasının yanlış olduğunu; tam tersine, mavi gözlü insanların daha zeki, daha başarılı ve diğer her konuda daha iyi olduklarını, kahverengi gözlülerin ise daha geride insanlar olduklarını söylüyor.

Bu kez hepimizin beklediğinin aksine, mavi gözlü öğrenciler kahverengi gözlülere kendilerine davranıldığı kadar sert davranmıyorlar; dün tecrübe ettikleri bu duygudan dolayı daha yumuşak, daha anlayışlı bir tavır sergileyip arkadaşlarının kendilerini kötü hissetmesine mahal vermiyorlar.

Öğretmen bu deneyden sonra onları karşı karşıya getirip, “şimdi siyahi çocuklar kendilerini nasıl hissediyor, anladınız mı?" diye soruyor.

Tablo inanılmaz!

Herkes birbirine sarılıyor, kimisi ağlıyor, birbirlerinden aslında hiçbir farklarının olmadığını anlıyorlar. Kimisi Jane Elliott'a Martin Luther King'in çocukları olup olmadığını soruyor ve o gün King'in karısına bu küçük çocuklar mektuplar yazıyorlar; bu mektupların hepsi ulaşıyor.

Bu olayla birlikte ülke gündemine de giren Jane Elliott'a ayrımcılık dışında, benzer konularda da çocukları daha iyi bireyler haline getirmesi için gerekli çalışmalar yapması için belli bir fon bile verilmiştir.

***

Irk, Övünç Kaynağı Olabilir mi?

Dünyada en aptal bir düşünce ve en hasta bir davranış varsa, (bence) o da ırkçılıktır.

Irkını “ötekinden” üstün görüp, kendine bir pay çıkarmak; ırkıyla övünmek bir hastalıktır.

Sadece mensubiyeti için tanımlanan “aidiyet” duygusunu ahmakça su-i istimal etmektir.

Bundan daha aptal bir şey olabilir mi?

Hiçbir gayreti olmadan saçının, hiçbir çabası olmadan, gözünün rengiyle, bir insan nasıl övünebilir?

Saçlarının güzelliğiyle, endamıyla veya fiziksel görünümüyle podyumda gezinip hava atmaya hakkı var mıdır?

İçinde doğduğu ırkı kendisi mi seçmiştir?

Ten rengini, saç tipini, vücut biyolojisini, çene yapısını sipariş mi etmiştir?  

Anadilini, baba ocağını, kardeş muhabbetini o mu belirlemiştir?

Tüm bunlar, insanın, kader kalemiyle DNA’larında çizilmiş bir program olarak, kendi hiçbir irade ve tercihinin olmadığı, çoktan seçmeli sınav gibi seçeneklerin bulunmadığı, kâinat kitabındaki sistemle uyumlu olan “bedihi kader”imizdir ki, zalim ve cahil insan, kalkmış, sanki kendi DNA’larını kendisi programlamış gibi davranıyor!

Bu onun kendisine yaptığı bir zulüm değil midir?

Tüm bunlar “kader” kelimesinin gerçek anlamı olan “ölçü”yü ifade eder ki, hepsine birer had ve sınır konulmuştur.

Bir insan DNA çekirdeklerinde yazılı olan cinsiyetinden, ten renginden, göz renginden, fiziğinden, doğduğu şehirden, ülkeden sorumlu olabilir mi? Bu nedenlerle suçlanabilir mi?

İnsanlara bir ırk ismi takıp ona karşı önyargılar geliştirmek, küçük görmek, alay etmek veya başka ithamlarda bulunmak insaniyete sığar mı?

İnsanı sorumlu kılan, onunla –şükür için- iftihar etmesini sağlayan “Nazari kader”idir ki, işte tam burada, hayatında zorlukları aştığı ve başarılar kazandığı için övünebilir (şükredebilir!)

İnsan, amel defteri hüviyetinde olan kuvve-i hafızasında ve nöronlarda biriktirdiği tüm hayatının tüm birikimlerinden “bir gün” sorgulanacağı güne hazır olsun!

Bu sebeple eğer milyarlarca beyin hücresinde biriktirdiği ve bu birikime göre saadet veya şekaveti yaşayacağı mahşerde, onu kurtaracak dünyevi güzel, hayırlı, muvaffakiyetli amelleri için mutlu olabilir (şükredebilir!)

Dünya hayatında elde ettiği başarılı çalışmalarla insanlara faydalı olduğu için övünebilir (şükredebilir!)

İnsan kazanılmış haklarıyla övünebilir.

Fakirdir çalışır, nasipse zengin olabilir; bununla övünebilir

Sosyal barışa katkıda bulunuyorsa övünebilir.

Bir teknolojik gelişmeye öncülük yapıp, insanların hayırlısı olma ümidiyle bir buluş, icat veya keşif yapabiliyorsa övünebilir. (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Üçüncü Mebhas)

Irkçılık Yapanlar Ahmaktır

GSMH açısından dünyada geliri ve hayat kalitesi en düşük ülkeler ırka ve kabileciliğe dayalı yaşayan devletlerdir.

İlginç olanı, milli geliri düşük, açlıktan nefesi kokan ülkelerdeki insanların, bu yaşam mücadelesinde neler yapılması gerektiğini düşünecekleri yerde, ırklarını somun ekmek arası alıp yiyen ve bununla karınlarını doyuran (!) kısaca “ne mutlu!” ırkımız diyen ülkelerdir.

İngiliz illeti, tüm dünyayı böyle sömürmedi mi?

19. ve 20 yüzyıl, böyle ahmak insanları, ahmak ülkeleri ve onları yöneten çok sayıda ahmak liderleri de gördü.

Hitler veya Mussolini sadece birer semboldüler.

Kendi ırkının erdemlerini kendisi mi kazandırmıştır.

Hangi emeği sarfederek bu övüncü hak etmiştir?

Irkçılık, ayrımcılıktır.

Irkçılık ötekileştirmektir.

Irkçılık mahalle baskısıdır.

Öyleyse, sen hangi bilimsel keşfinle övünüyorsun be adam!

Irkçılık, insanları; renklerine, dinlerine, dillerine, kültürlerine hatta hobilerine kadar kategorize etmek, bireyler arasında ve toplumda, her kategori için özellikle olumsuz anlamda farklı davranış kalıpları üretmek, onlara farklı gözle bakmaktır.

Irkçılık, ayrımcılıktır; ayrımcılık şeytanlıktır.

Irkçılık Allah’ın kudretine iftiradır; O’nun yarattıkları hakkında yağmacılıktır.

“Ben sizi kabile kabile yarattım, ta ki bilişesiniz diye,” buyrulan ayetteki tanınma kategorisi, “işaret etme, iletişimi geliştirme, karşılıklı müsbet etkileşme, iyi ve güzel yönleri taklit etme” gibi varlık sebebi dışında, ayrıştırıcı, güçlüyken zalim, zayıfken dilenci karakterlerdir ırkçı kafa.

Kısacası Kur’an’ın yasakladığı insanlık dışı, şeytanın en güçlü hilelerinden biridir ırkçılık.

Irkçılık her yerde olabilir; okulda, işte veya evde.

Çevrimiçi veya dışarıda olabilir.

Aileler ve komşu ilişkilerinde bile olabilir. 

Irkçılık istismar açıktır;  örneğin birinin görünüşüyle ​​ilgili sözlü taciz, birinin nasıl davranacağına dair klişeler veya fiziksel şiddet ve zorbalık gibi davranışlarda kendini gösterir.

Bazen ırkçılık, içinde yaşadığımız yapıların ve sistemlerin bir parçasıdır.

Bazen de ırkçılık 'inceliklidir' ve diğer insanların bunu fark etmesi zordur.

Irkçılık Sistemi Nedir? Irkçılığın Türleri?

Irkçılık, normalde bir zihniyet olsa da zamanla sistemleşiyor.

Bu sistemleşme seviyelere göre değişmektedir. Bu seviyeler şunları içermektedir:

Birinci Seviye Irkçılık: Farkında Olunmayan Irkçılıktır.

Çoğu insanın kendi içinde göremediği ırkçılıktır. Bu o kadar görünmez ki, mesela cildinizin rengi üzerinden nereli olabileceğiniz, nereliyseniz o yer hakkındaki önyargılar üzerinden sorgulanmanız veya şüpheli muamelesi görmeniz gibi.

İkinci Seviye Irkçılık: Kişiden kişiye, kişiler arası ilişkilerdeki ırkçılıktır. Bu içselleştirilmiş ırkçılığın eyleme dönüşmesini ifade etmektedir.

Üçüncü Seviye Irkçılık: Kurumsallaşmış ırkçılıktır. Bu tür ırkçılık ulus devlet modelleriyle ifade edilen tek ırkın görünür olduğu, diğerlerinin unutulmaya veya unutturulmaya sürüklenmesi şekilde yaşanan ırkçılıktır.

Dördüncü seviye ise en vahim ırkçılıktır ki, bu topluma inen ırkçılıktır. Kaos, kavga, iç savaşa sürüklenecek kadar ilerleyebilir bir hastalıktır.

Irkçılık Araştırmaları

https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4389587/

“Algılanan ırkçılık”, “ırkçılık”, “ırkçılık araçları” ve “algılanan ayrımcılık” gibi anahtar kelimeler üzerinden baktığımızda,

Irkçılık ve Sağlık

Yeni Zelanda'da 12.500 kişiyle yüz yüze görüşmelerle yapılan bir kesitsel araştırmada, ırk ayrımcılığı deneyimi ve sağlık arasındaki ilişkiyi ortaya koyan çalışma, ırkçılığın sağlığın önemli bir belirleyicisi olabileceğini gösterdi.

Irk ayrımcılığını iki boyutta ele alan araştırmada, etnik nedenli fiziksel veya sözlü saldırılar; etnik köken nedeniyle haksız muameleye uğrama (söz gelimi hastanede görmezden gelinme gibi). (https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S0277953606002085)

***

Önce ABD’de yapılan ve sonra bir çok ülkede tekrarlanan ırkçılık deneyimini anlatan bir videoyu burada izleyebilirsiniz.

Özellikle ABD’de beyaz ırk üstünlüğünün siyahlar üzerinde sallanan bir kılıç gibi kullanıldığı dönemlere işarete den araştırma kısa bir video ile ifade edilmiştir:

Çocuklara Yapılan Irkçılık Deneyi

Irkçılık Narsizmdir.

İnsan nev’i, ırkçılığı son iki yüzyıldır pozitivizmden ödünç aldı; beslendi ve ırkçılık obezi oldu.

Bilimsel ırkçılığı, dine karşı kullandılar.

Sonra sosyal ve siyasal alana taşıdılar.

Pozitivizm, insanın sadece düşünen bir varlık olmadığını anlayamadı. Onun tüm duygularını da kalbiyle birlikte çıkarıp attı. 

Sonra gaddar, zalim ve başkasını yutmakla beslenen Batı canavarının iştahı sonun a kadar açıldı; yedikçe yedi, sömürdükçe sömürdü.

Yetmedi savaşlar çıkardı. Milyonlarca insan öldü.

Savaşların nedeni de ırkçılıktı.

İnsanın insana yaptığını, başka hiçbir varlık insana yapmadı.

Osmanlıyı bu ırkçı hareketler yıktı.

Cumhuriyet, bundan ders alacağına ulus devlet modeline yönelerek yanlış yaptı; sancılıyız.

Pozitivizm narsizmi doğurdu. Irkçılık zaten narsizmdi.

Bencil ve hodgam insan sürüsü çoğaldı.

Oysa ırkçı şunu bilmez:

Paylaşarak, mutlu insan olursun.

Ancak paylaşım için insanın “hisseden” bir varlık olduğunun da kabul etmesi lazım.

İnsan, önce insanı hissetmeli.

Sonra hayvanları, tabiatı, yıldızları; onlarla bir bütün olduğunu fark etmeli.

İnsan, yaşadığı biyolojik ve toplumsal ekosistem için de yaşamalı.

Sadece kendi için değil.

Narsist bir düşünce olmamalı.

Ahlaki başarı olmalı, maddi değil.

Daha sonra tatminsizlik oluyor, istekler, sınırlar bitmiyor.

Kaynak yönetmek çok önemlidir.

Sosyal, psikolojik, duygusal sermayelerimiz var.

Irkçılık Empatinin Düşmanıdır. 

Irkçılık bencillik veya sadece bizcilliktir.

Empatinin düşmanıdır.

Ancak, empati öyle bir iksirdir ki, ırkçılığı eritebilir.

Bu yazının girişindeki Jane Elliot’un sınıfta yaptığı sosyal deneyi bunu anlatıyordu.

Çünkü empati duygu durumdur. Ötekini hissetmektir. “Senin farkındayım, seni anlıyorum, seni hissediyorum” demektir.

Empati beyindeki ayna nöronlarla farklılıkları anlamaktır. (Empati ve ayna nöronlar için bakınız: https://www.risalehaber.com/empati-nedir-neden-insan-kainati-kendi-ayinesinde-gorur-22927yy.htm)

Irkçılık, ırksal megalomanlıktır. Güç elde etme çabasıdır. Başkasını yemekle beslenmektir.

Irkçılık bir güç hoyratlığıdır.

Saf Irk Var mıdır?

Biyolojiye göre, insanlar tek bir ırktır. Biyolojide ırklar, siyasettekinden farklı tanımlanmaktadır ve insana özgü bir kavram değildir.

Her şeyden önemlisi biyolojide ve antropolojide "ırk" kavramı, sadece insanlarda değil, bilimin genelinde terk edilmekte olan, büyük oranda işlevini yitirmiş ve yanıltıcı bir kavram olarak görülmektedir.

Buna göre, Türk, Kürt, Çerkez, Tatar, Alman, Fransız, İtalyan, Kafkasyalı, Çinli, vb. ırkların biyolojik hiçbir anlamı, geçerliliği, değeri ve önemi bulunmamaktadır. 

Bizim kullandığımız kavram olarak “Irk” açısından da saf ırk yoktur.

İnsanın tarihi boyunca hareketliliği ve küreselleşmenin doğurduğu ilişkiler ve iletişim, tüm ırkların birbirinden alışveriş yaptığını göstermektedir. 

Sosyal deney:

Kendini tanımladığı ırk ile DNA testi sonucunda hangi ırki kökenden geldiği belli olan grubun hayret verici çalışması

Özetle, saf (ari) ırk yoktur, tüm ırklar birbiriyle alışveriş yapmaktadır.

Kendini Yok Eden Canavar

Cumhuriyet döneminde, ırk kökeni nedeniyle zulme maruz kalan insanlardan biri de Bediüzzaman’dır.

Bediüzzaman, ırkçılığın kendini yok eden bir canavar olduğu fikrindedir. Özellikle çok uluslu bu topraklarda toplumu bir arada tutan zamk “İslami terbiye”dir. İslami gelenekler ve göreneklerdir.

İslami terbiye yerine seküler terbiyenin empozesi sonucu, ne yazık ki, sosyal hayatın bozulacağını söyler.

“Şimdiki terbiye-i İslâmiyenin za'fiyetiyle ve terbiye-i medeniyenin galebesiyle ekseriyet kazanarak başına geçerse, ekseriyet teşkil etmeyen ve ancak yüzde otuzu hakikî Türk olan ve yüzde yetmişi başka unsurlardan olanlar, hem hakikî Türklerin, hem hâkimiyet-i İslâmiye’nin aleyhine cephe almaya mecbur olacaklar.” (Emirdağ-II, 198. Mektup)

Bediüzzaman bu ülkede Türkçülük yapılmasının doğuracağı vahamete karşı çok hiddetlidir:

“İlhâda giren ve Türkün hakikî bütün mefâhir-i milliyesini taşıyan İslâmiyet milliyetinden çıkmak isteyen adamları Türk bilmiyoruz, Türk perdesi altına girmiş frenk telâkki ediyoruz. Çünkü, yüz bin defa Türkçüyüz deyip dâvâ etseler, ehl-i hakikati kandıramazlar. Zira fiilleri, harekâtları, onların dâvâlarını tekzip ediyor.”

İnsan Hakları Eylem Planı ve ırkçılık

Dün, Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamasına göre, bugün, Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan “İnsan Hakları Eylem Planı”, yine Cumhurbaşkanı tarafından açıklanacak. Planın nihai amacının "yeni ve sivil bir anayasa yapmak" olduğunu açıklamıştı.

İçi doluysa, harika bir açılım olacağı inancındayım.

Anayasa’nın ırk ayrımcılığına izin veremeyecek esasları içermesi kaçınılmazdır.

Cumhuriyet’in 100. yaşında, demokratik ve insan haklarıyla bezenmiş bir anayasa yapılması ümidimizdir.

“İnsan Hakları Eylem Planı” için özellikle ırkçılığa karşı alınacak tedbirlerin katkısı sayılabilecek önemli örnekler de var.  

İnsan hakları konusunda, ırkçılığa karşı alınacak önlemler babından, “Kardeşlik” vurgusunun öne çıkarılması zaruridir.

İnsanların birbirlerine üstün olamayacakları, sadece Allah katında bir üstünlük söz konusu olduğu unutulmamalıdır.

Geçenlerde Risale Haber’de yayınlanan bir Japonya haberinde, Prof. Dr. Atsushi Okuda isimli bilim adamının Kur’an’ın Rum Suresinin 20. ayetinden etkilenip Müslüman olmasıyla ilgili haber dikkat çekicidir.  İzleyiniz:

Irkçılığı kökünden kesen ayet şudur: “ O’nun kanıtlarından biri, sizi topraktan yaratmış olmasıdır. Sonra bir de baktınız ki, çoğalarak yeryüzüne dağılmış beşer topluluğusunuz.

Açıklanacak İnsan Hakları Planı, özellikle, çeşitli şekillerde karşımıza çıkan ırk ayrımcılığını önleyecek bir içerikte olması beklenmektedir.

En açık haliyle, ırk ayrımcılığı klişeleşme, önyargı ve önyargıların bir sonucu olarak ortaya çıkabilir.

Irk ayrımcılığı aynı zamanda büyük ölçüde incelikli farklı muamele biçimleri aracılığıyla ortaya çıkabilir.

Toplum olarak “Osmanlı” gibi çok uluslu bir devlet yapısının mirasçılarıyız.

Asırlar boyunca kanıtlanmış olan “Mü’min” sıfatının, kardeşlik bağları açısından en güçlü bağ olduğu unutulmamalıdır (Hucurat Suresi)

Burada toplumsal dinamikleri fark etmek, özellikle Bediüzzaman Said Nursi’nin “Uhuvvet Risalesi”nden düşünce alarak, hakiki adaleti tesis etmeyi hukuk devleti olma yolunda önemli işaretler olarak kabul edeceğiz.

Bunlar dışında ırkçılığın önünü kesecek kalıcı etki Elliot örneğinde olduğu gibi, eğitim sisteminin demokratik olması ve lider kültünden bağımsızlaştırılmasıdır.

Çocukların bu şekilde yetişmesi gerekiyor ki, etkisi sonra görülebilir.

Öğretmenlerin bu konuda eğitilmeleridir.

Irkçılık gibi tüm ayrımcılıkların kaynağı eğitim yoluyla kurutulmalıdır.

Önyargılar kaldırılmalıdır. 

Çünkü stereo tipleme, tipik olarak, bireysel farklılıklardan bağımsız olarak, bir grubun (sosyal gruplar) tüm üyelerine aynı özellikleri atfetmeyi içerir. 

Genellemecilikten kaçınılmalıdır. Yoksa zulme kapı açar.  

Irksal profillemeden kaçınılmalıdır.

Irksal profilleme, ırkçı kişiler için belirli çıkarımları olan bir kalıplaşmış tipleme biçimidir. İnsanlar hakkında her türlü ırk, renk, etnik köken, soy, din veya menşe yeri hakkındaki önyargılara dayanan tutum ve davranışlar ancak eğitim yoluyla düzelebilir.

Eğitim sisteminden tek adam empozesi nedeniyle baskılanan ve ırk üstünlüğü içeren her türlü içerik kaldırılmalıdır. Hafif ve yıkıcı her türlü ayrımcılık insan haklarına aykırıdır. 

Türkiye kendi hastalıklarının farkında olan bir ülke değil, ne yazık ki.

Bu satırları okuyan bizler bile ince düşündüğümüzde kafamızda devletim empoze ettiği binlerce basma kalıp fikirler olduğunu göreceğiz.

Ben kendimde bunu gördüm.

Bizi huzursuz eden derdin dahi fark edilmemesidir. Oysa dert bilinse, devası asan olur.

İşte dünyanın derdi tüm çeşitleriyle ırkçılıktır.

Önyargılardır.

Dini, ırki, kültürel olarak ayrımcılıktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.