Meleknur ÖZDORUK

Meleknur ÖZDORUK

Modern zamanlarda ruhsal boşluk ve gösteriş eğilimi

A+A-

İnsan iç âlemindeki boşlukların yerine bir şeyler ikame etme ihtiyacı duyuyor. Boşluk hissi, fıtri ihtiyaçlarla, hakikatlerle ve ulvi gayelerle doldurulmaz, eritilmez ise çeşitli mecralarda kendine muhatap buluyor. Boşluk hissinin muhataplarından birini de günübirlik tatmin vasıtaları oluşturuyor.

Ne var ki, tatmin olma süreçlerinin oldukça kısa vadeli seyrettiği ve o boşluktaki sızıyı teskin etmenin pek de kabil olmadığı aşikâr. Belki anestezi uygulanan uzuvlarımızda acıyı hissetmememiz gibi, uyuşan, bulanıklaşan, kesifleşen kalplerin feryadını da bütün hazinliğiyle hissetmek mümkün görünmüyor. O ki, bir nevi duyu yitimi hâline bürünüyor.

Öte yandan iç boşluğun şiddetli feryadı bir güdülenmeyle belirginleşiyor. Nihayetinde tatmin için birtakım vasıtaların etraflıca tetkik edilmeden, hatta bazen kabaca dahi üzerinde düşünülmeden sahiplenilmesine sebep oluyor.

Ruhî ve kalbî boşluklara kimi zaman makam, mevki, şan, şöhret sığdırılmaya çalışılıyor; kimi zaman da eğlence, hırs, başarı(!) yahut mal mülk, eşya; gıybet, gösteriş, riya...

Gösteriş meselesi dinî, ahlakî ve psiko-sosyal açıdan tafsilatıyla düşünülmesi, değerlendirilmesi gereken bir konu. Asrın dehşetli, manevi hastalıklarından biri. Birçok davranış, yönelim ve fiiliyatın yaslandığı eğilim olan gösteriş, toplumda bulaşıcı, yayılımcı bir seyirle yerleşiyor. Başkalarından daha üstün, daha yetenekli, daha becerikli, daha varlıklı, daha mutlu, daha güzel ve daha (!)… Bu kuvvetli meylin muhteviyatında başkalarının önüne geçme hissi, gerçekçi olmasa dahi bu hisle aldanma, bu zannı yaşama arzusu var. Amiyane tabirle kimseden aşağı kalmama telkinâtı, gösterişle tezahür ediyor.

Çoğu zaman itiraf bile edilemeyen veya bihaber olunan ruhsal ve manevi boşlukların, gösteriş yoluyla örtülmeye, doldurulmaya çalışılması, bir kabul görme, takdir edilme endişesinin baskısını da arttırıyor. Gayrın nazarında kabul görme, beğenilme ve methedilme isteği kuvvetlendikçe kişide farklı sapmaları açığa çıkarabiliyor.

Bir de teşhirin arkasında bir riya perdesi var ki bu, aldatmadan evvel aldanmaya işaret ediyor. Kişi, böyle riyakârane bir manzaraya evvela kendisini ikna ediyor. Evet, insan nasıl da aldanıyor.

Konuyu sınırlandırarak günlük hayat üzerinden biraz düşünmeye çalışalım.

Son dönemlerde sıkça görülen, hatta –bazı kesimlerce- sıradan ritüellerden addedilmeye başlanan baby shower partileri, şatafatlı doğum günleri ve mübalağalı kabul günleri, gösteriş eğiliminin tetkiki noktasında birçok malzeme sunuyorlar. Kültür ve gelir durumları birbirinden farklılık gösteren kesimlerin rağbet ettikleri bu merasimler umumiyetle israf ve gösteriş eksenli oluyor. Maddi gücü daha yüksek olanların debdebeli davetleri bir yana, daha kısıtlı gelire sahip çevrelerin de maalesef yıpranarak da olsa bu konuda yarıştıkları, hatta çoğu kez imkânlarını zorlarken istenmeyen durumlar yaşadıkları görülüyor.

Maalesef diyoruz, çünkü eskiden sadece belirli varlıklı muhitlerde rastlanılan bu minvaldeki gösterişli davetler, hâlihazırda halkın birçok cenahına –kendi nispetinde- yerleşiyor. Kısıtlı imkânlarla geçimini temin etmeye çalışan bazı ailelerin belki zorlanarak, belki biriktirerek yahut borçlanarak günler, haftalar öncesinden davet hazırlığı yaptıkları biliniyor.

Kullanılacak örtülerden, çatal bıçaklara, mekân süslemelerinden kıyafetlere kadar süren zahmetler, çoğu kez örtülü bir ruh karmaşasının da göstergesi aslında. Diğerlerinden aşağı kalmama güdüsü, adeta bir azme dönüşüyor. Görünenin arka yüzü ise daha farklı olabiliyor.

O hâlde ne yapalım, toplumsal birlikteliklere nasıl dâhil olalım?

Bizler, dünden bugüne fertlerinin birbiriyle sıcak ilişkiler sürdürdüğü, yardımlaştığı, birbirinin gam u kederini paylaştığı, neşesini çoğalttığı, ayıbını örttüğü, kalplerin yekdiğerine daim muhabbet akıttığı bir medeniyete mensubuz. Asırların ırmağında billurlaşan, toplumsal birlik ve beraberliğimizi pekiştiren, kendi kültürel ve medeni tekâmülümüzle yerleşen ve inancımızla mayalanan, baki muhabbetleri besleyen bir hayat tasavvurumuz var. İnsanları kaynaşmaya, paylaşmaya, yardımlaşmaya teşvik eden ve bütün bunları yaparken de gösteriş, şaşaa ve riyayı men eden; yerine ihlası, samimiyeti, safiyeti, kardeşliği ikame eden bir dine imanımız var.

Kültürel hafızamızda tezhiple bezenmiş sandıkları açalım. Hatıralarımız ne söyler bakalım.  Kadim hayat üslubumuzda misafir ve misafirliğe hususi bir önem atfedilir. Misafire izzet ü ikram yapılır, lakin gösterişsiz ve samimi bir duruşla misafir ağırlanır. Zira misafir ağırlamakta öz gaye İlahi rızaya taliplik ise, baki meyvelerden bahsedilebilir. Nihayetsiz keremiyle yarattıklarına hadsiz lütufkâr olan Rabbinden aldığı talimle, “Allah’a ve kıyamete inanan, misafirine ikram eylesin” fermanıyla insanları bütün cimriliklerden men eden, bir tek hurmasını paylaşan, az yemeğini misafirle bereketlendiren Kutlu Peygamberin (sav) ümmetiyiz biz.

Doğumda, ölümde, düğünde, hastalıkta, bayramda, baharda, Cuma’da, iftarda, seyranda, mevlitte, seferde… Daim bir gönül bağıyla, halis niyetlerle, riyasız bir nezaket ve samimiyetle bir araya geliriz ki; böylece insan, insana şifa olur, deva olur, yol olur.

Hâsıl-ı kelam… İslam’ın sunduğu insani ilişkilerin hasbiliğinden yoksun, karşılıksız vermeyen ve benmerkezcilik zemininde kurgulanan Batı’nın yaşam tarzından devşirme usullere ihtiyaç duymak abestir. Amerikan filmlerindeki partilerde herkesin elinde içecekleriyle dolaştığı, eğlendiği, yüzeysel birkaç cümle sarfettiği fakat insanların birbirleriyle samimi bir yaklaşımla ilgilenmediği görülür. Her şey, haz ve ego üzerine konumlanmıştır. Keza Batı toplumlarında insanların bir araya gelmeleri dahi zordur. Hâl böyleyken bütün insanlığın hayran kaldığı kendi öz medeniyetimizdeki usullere sırt çevirip, tahrip edilmiş olan Hıristiyanlık ile temellenen Batı yaşayışını amiyane taklit etmek nedendir? Hangi boşluğu doldurabilir?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
4 Yorum