Huzuru kabristanda buluyor

Huzuru kabristanda buluyor

Ağrı şehir mezarlığında görev yapan Ali Asker Bozan, en büyük huzuru kabristanda buluyor

Ali Asker Bozan, 16 yıldır mezarcılık yaptığını ve baba mesleği olan işini çocuklarının da yapmasını istediğini ifade ederek, şunları kaydetti:

''Benim babam bu işi 35 yıl yaptı. Babam, bu işte çalışırken beni yanında gezdirirdi. İleride bu işi bana bırakacağını söylerdi. Haklı da çıktı. Ben de 10 yaşında olan çocuğum Hüseyin Bozan'a, bu kutsal görevi bırakacağıma inanıyorum.''

Kabristanın bakımından ve bütün işlerinden sorumlu olduğunu bildiren Bozan, ''Yakınlarını kaybeden bazı aileler beni arayarak yardım istiyor. Ölünün yıkanmasından defnedilmesine kadar bütün işlemleri ben yürütüyorum'' dedi.

En büyük sıkıntıyı kış mevsiminde yaşadığını ifade eden Bozan, ''Kış mevsiminde ilimiz eksi 40 dereceleri görüyor. Ben de yazın boş vakitlerimde mezar kazarak, kışa hazırlık yapıyorum. Bu şekilde kış ayında fazla zorluk çekmiyorum'' şeklinde konuştu.

EN BÜYÜK HUZURU KABRİSTANDA BULUYOR

Gününün büyük bölümünü mezarlıkta geçirdiğini, sadece alışveriş yapmak için ayrıldığını anlatan Bozan, ''İşimi bitirir bitirmez hemen mezarlığa geri dönüyorum. Çünkü mutluluğu burada buluyorum. Gittiğim her yerde dedikodu yapıldığını görüyorum. O tür ortamlardan kaçarak, buraya geliyorum. Huzuru burada buluyorum'' dedi.

''Zaman zaman ölülerle dertleştiğini'' de belirten Bozan, şunları söyledi:

''Sonuçta dünyada hangi mevki ve makamda olursak olalım, geleceğimiz yer burasıdır. Ölen kişinin defnedilmesi sırasında kabristan, yakınlarıyla dolup taşıyor. Defin işleminin ardından herkes gidiyor. Sadece ben kalıyorum. Bende gidip ölüyle dertleşiyorum.''

Evi ile mezarlık arasında sadece bir duvar bulunduğunu ifade eden Bozan, ''ölümle iç içe yaşıyorum. Kendimin ve ailemin mezarını şimdiden hazırladım. Ölümden korkmuyoruz'' diye konuştu.
Star


Bediüzzaman bir gün Eyüp Sultan Kabristanında...

"Bir zaman, esaretten geldikten sonra, İstanbul'da, bir iki sene yine gaflet galebe etti. Siyaset havası, nazarımı nefsimden kaldırıp afaka dağıtmış iken, birgün İstanbul'un Eyüb Sultan kabristanının dereye bakan yüksek bir yerinde oturuyordum. İstanbul etrafındaki afaka baktım. Birden, bakıyorum, benim husûsi dünyam vefat ediyor. Bazı cihette ruh çekiliyor gibi bir halet-i hayaliye bana geldi. Dedim: "Acaba bu kabristanın mezar taşlarındaki yazıları mıdır ki, bana böyle hayal veriyor?" diye nazarımı çektim. Uzağa değil, o kabristana baktım. Kalbime ihtar edildi ki: "Bu senin etrafındaki kabristanın, yüz İstanbul, içinde vardır. Çünkü yüz defa İstanbul buraya boşalmış. Bütün İstanbul'un halkını buraya boşaltan bir Hakim-i Kadîrin hükmünden kurtulup müstesna kalamazsın, sen de gideceksin."

"Ben kabristandan çıkıp, bu dehşetli hayal ile Sultan Eyüb Camii'nin mahfelindeki küçük bir odaya, çok defa girdiğim gibi, bu defa da girdim. Düşündüm ki, ben üç cihette misafirim. Bu menzilcikte misafir olduğum gibi, İstanbul'da da misafirim, dünyada da misafirim. Misafir, yolunu düşünmeli. Nasıl ki bu odadan çıkacağım, birgün de İstanbul'dan da çıkacağım, diğer birgün de dünyadan çıkacağım.

"İşte bu halette, gayet rikkatli ve firkatli elemli bir hüzün ve gam, kalbime, başıma çöktü. Çünkü ben yalnız bir iki dostu kaybetmiyorum; İstanbul'da binler sevdiğim dostlarımdan müfarakat gibi, çok sevdiğim İstanbul'dan da ayrılacağım. Dünyada yüz binler dostlarımdan iftirak gibi, çok sevdiğim ve müptela olduğum o güzel dünyadan da ayrılacağım diye düşünürken, yine kabristanın o yüksek yerine gittim. Ara sıra sinemaya ibret için gittiğimden, bana, İstanbul içindeki insanlar, o dakikada, sinemada geçmiş zamanın gölgelerini hazır zamana getirmek cihetiyle, ölmüş olanlan ayakta gezer sûretinde gösterdikleri gibi, aynen ben de, o vakit gördüğüm insanları, ayakta gezen cenazeler vaziyetinde gördüm. Hayalim dedi ki: Madem bu kabristanda olanlardan bir kısmı, sinemada, gezer gibi görülüyor; ileride katiyen bu kabristana girecekleri, girmiş gibi gör. Onlar da cenazelerdir, geziyorlar." (Bediüzzaman Said Nursi, Tarihçe-i Hayat)