Hüseyin YILMAZ

Hüseyin YILMAZ

Yaşar Gören Aldanıyor mu, Aldatıyor mu?

Yaşar Gören, ant-i Kamalist tavrın sosyal medyadaki en popüler temsilcisi. "Enver ve Mustafa Kemal'in Kitabı (1908-1938)" adlı üç ciltlik çalışmasıyla şöhretinin zirvesine tırmandı. Kamalizm'den canı yananların ilticagâhı oldu. Cesur duruşu, sözünü esirgemeyişi, ödediği ufak tefek bedellerle bir ânda muhafazakârların da kahramanı sırasına oturdu.

Oysa Yaşar gündelik hayatında dindar değildir, dindarlarla haşir-neşir olduğu da söylenemez. Dindarlardan gördüğü teveccühün tek sebebi var: Amansız Kamalizm düşmanlığı. Bu cihetle dindarların hissiyatına tercüman olmuş, ağız boşluklarında yutkunan dillerinin yerine konuşan dilleri olmuştu. Üstelik de bir türlü söyleyemedikleri her şeyi cesurca söylüyor, makineli tüfek gibi mütemadiyen söylüyordu; her gün, her zaman söylüyordu.

Velud bir kalem. Çoğu zaman çalakalem de olsa, velud... Zaman zaman sapla samanı karıştırması, yaşadığı mantık sakametleri, içine düştüğü kendi kendini nakz ve tezadlar kimsenin umurunda değildi. Kamal Atatürk ve Kamalizme dair söylediklerinin yanında bunlar kadı kızının kusurları kadar küçük ve değersiz kalıyordu.

Ama Yaşar'ın kabul edilebilir bir ölçüsü yoktur, mizanla başı hoş değildir. Zücaciye dükkânına dalan fil tavrının getirdiği şöhretle sermest, saldıracak yeni isimler, yeni hedefler ararken meşgul olduğu devrin en parlak siması Bediüzzaman'ı es geçemezdi. Önce "Gizli İttihatçı" dedi, sonra çıtayı yükseltip 31 Mart İsyanının bastırılmasında İttihadçıların safında yer almakla suçladı.

17 Nisan 2026'da sosyal medya sayfasında neşrettiği kısa yazı önüme düştüğünde bir taziye sebebiyle Adıyaman'da idim. Sıcağı sıcağına meşgul olamadım, olmak da istemedim. Bana kalsa Gören'i görmemeyi tercih ederim, kaale almak istemem. Ancak orta yerde Bediüzzaman'ın rehberliğinde İslâm dâvâsına gönül vermiş milyonların rencide olan hissiyatları ve hakları var.

Yaşar, bir müsveddeye çok benzeyen karalamasında Üstad Bediüzzaman'a birkaç noktadan hücum ediyor. Üstad'ın isyan eden sekiz taburu sakinleştirip itiaat ettiren nutuk ve o istikametteki faaliyetlerini Hareket Ordusu'nun işini kolaylaştırmak maksadlı bir rol olarak kayda geçiriyor. Hızını alamayıp şu garip cümleyi de okuyucularının zihnini iğfal için kullanıyor:

"Nursi, bu hitabında, (askerlerin) şeriat isteyerek şeriata muhalefet ettiklerini, bu davranışlarının dine aykırı olduğunu anlattı."

Ömrünü Şeriatın ihya ve devamı için ortaya koyan Bediüzzaman'ı "Şeriatı istemeyi Şeriata muhalefet sayan" biri gibi takdim eden bu garip bilginin doğrusu şu: İsyan ederek Şeriat istemek tavrı Şeriata aykırıdır. Sanırım Gören de bu kadarını bilir ama ya iftiradan ibaret nakli işine gelmiş olmalı veya sathiliğinin kurbanı olmuş.

Gören'in asıl hücum noktası ise isyan taburlarını müessir nutuklarla isyandan vaz geçiren Bediüzzaman'ın " Makedon Ordusu" dediği "Hareket Ordusu"na karşı sessiz kalıp, durun demeyişi. Yaşar, işine geldiği gibi konuşmakla kalmayıp yeni mefhumlar da uyduruyor. "Makedon Ordusu" diye yaptığı uydurmanın doğrusu Hareket Ordusu'dur. Bu ordu ise Makedonlardan kurulu değil, Selanik’teki 3. Ordu ve Edirne’deki 2. Ordu birliklerinden teşekkül etmiş ve Hareket Ordusu olarak tesmiye edilmiş meşru Osmanlı ordusudur.

Sandanski üzerinden geliştirdiği mantık da hezeyandan ibarettir. Günün şartlarından koparılarak yapılan ağır itham ve hükümler için "hezeyan" tabiri bulabildiğim en iyi ifadeydi. Zîra, Sandanski o şartlarda terörist veya haydut değil, siyasî bir şahsiyettir. Meşrutiyetin ilanında İttihadçılara destek vermiş ve kabul görmüştür. Hareket Ordusu içindeki varlığı da kaale alınmayacak kadar küçüktür ama Gören, Sandanski'nin Makedon oluşundan hareketle Hareket Ordusuna, Makedon Ordusu demekte beis görmüyor.

İsyan eden 31 Mart askerlerini yatıştırmaya çalışan ve muvaffak olan Üstad'ın Hareket Ordusu'na karşı sessiz kalıp müdahale etmemesini de "İttihadçı"lığına veren Yaşar, ya aldanıyor ya da aldatmaya çalışıyor. Devrin doğru tesbit ve tarifi şudur:

Dokuz ay önce ilan edilen, hükümet kuran ve devleti temsil eden meşru idare Meşrutiyete karşı Avcı Tugayları isyan etmiş, âsi durumuna düşmüştür. Bediüzzaman da İstanbul'da olması hasebiyle bu isyanı durdurmak için çırpınmış, büyük ölçüde de muvaffak olmuştur. Bunu Yaşar da kabul ediyor. İtiraz ettiği nokta, benzer bir tavrı Hareket Ordusuna karşı sergilememiş olması. Sergileyemezdi, çünkü Hareket Ordusu için çalışıyordu, çünkü kendisi de İttihadçı idi. İsyanı da onun için yatıştırmaya çalışmıştı, demeye getiriyor.

Allah insaf versin Yaşar, şuur ve iz'an versin. Oysa bu haksız ve müttehem hükmün hemen arkasından Bediüzzaman'ın Divan-ı Harb-i Örfide idamla yargılanıp beraat ettiğini söylüyor. Yargılanan kim? İttihadçı dediği Bediüzzaman. Yargılayan kim? İttihadçılar... E hani Yaşar Efendi, Bediüzzaman İttihadçı idi ve isyanda onların hesabına isyanı yatıştırmaya çalışmıştı?

Üstad'ın Hareket Ordusunu durdurmaması veya sessiz duruşuna gelince. İki sebebi vardı:

Bir kere bu ordu İstanbul'da değildi. O günün şartlarında Bediüzzaman, Hareket Ordusu'na müdahale ve hitab imkânına sahib değildi.

İkincisi ve daha önemlisi, Hareket Ordusu devlet nizamını temsil ediyordu. Başında Üçüncü Ordunun Kumandanı Mahmud Şevket Paşa vardı. Hareket Ordusu, onun emriyle, isyanı bastırmak üzere kurulmuştu. Haydutları değil, devletin meşru gücünü temsil ediyordu ordu. Bu bedihi ve tarihî hakikati çarpıtmak için uğraşan Gören'in maksadı, hakikatlerin tesbit ve ilânı değil düşünce ve inançlarına malzeme uydurmak. Ne var ki, o kadarına da gücü yetmiyor.

Sultan Abdulhamid mevzuun bahs-i diğeri fakat bir paragraf açmamak olmaz. Hürriyet ve Meşrutiyet ilanının sebebi, Padişahın müstebidane idare tarzıdır. İlandan dokuz ay sonra patlak veren isyanın ise faili değil, mağdurudur Padişah. İsyanın bastırılmasında pasif kalması ile Hareket Ordusu'na karşı pasif kalması benzerlik arzeder. Her iki vaziyette de nokta-i nazarı kan akıtmamak, Müslümanı Müslümana kırdırmamaktır.

Peki Bediüzzaman merkezli baktığımızda tarihî hakikat ne idi? Özet bir tesbit ve tasvir bir sonraki yazımızda inşaallah.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.